NİDA
NİDA
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Ey insanoğlu!
Ey paranın kulu olan insan. Ne zaman paraya kul olmaktan kurtulacaksın? Ey hırs ve tamahın esiri! Bu esaret bağını ne zaman çözeceksin? Heyhat ki, bu gidişle ne paraya kul olmaktan kurtulacak ne de hırs ve tamah bağını çözeceksin. Ancak şu var ki, paraya, mala esir ederek zayıflattığın dinini, hayır ve hasenat ile kurtarabilirsin. Ve kurtarmalısın da. Ey bir dilim ekmekle karnı doyan zavallı! Nedir bu hırs ve aç gözlülük? Ey bir bardak su ile kanan! Nedir bu telaş? Yarın beyhude geçmiş zamanlarına acıyacak ve her şeyi anlayacaksın. Hayatın boyunca yaptıklarından –sahih amellerin hariç- hiçbir şeyin fayda vermediğini, kıymeti olmadığını yakinen göreceksin. Ölüm meleği karşına geldiği zaman ne servetinin faydası olacak ne de çoluk-çocuğunun. Geçmeye mecbur olduğun bu fani dünyanın hayat köprüsünden geçerken, sana dünyalığına ait hiçbir şeyinin faydası dokunmayacak. Öyleyse o zaman geçmez akçe olacak bu yükü ne yapacaksın? Geçici bir gölge olan bu dünyada misafir olan insanoğlu, bu fâni güzellikleri ve dünyalıkların esiri olmaktan kurtul ki hür olasın!
İnsan ömrü boyunca türlü ticaretler yapar. Kimi mal kazanmak için, kimi makam elde etmek için, kimi de dünyanın geçici lezzetlerine ulaşmak için gece gündüz çalışır. Fakat bütün bu kazançlar ölüm kapısında sona erer. Asıl önemli olan, ebedî hayatı kazandıracak ticareti yapabilmektir. İşte Allah Teâlâ, Saf Suresi›nin 10, 11 ve 12. ayetlerinde kullarına bu ticareti haber vermektedir: “Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?” (Saf, 61/10)
Ne büyük bir ilahi çağrıdır bu! Rabbimiz bizlere dünyada ve ahirette kurtuluşun yolunu göstermektedir. Bu ticaretin ilk şartı Allah’a ve Resulüne samimiyetle iman etmektir. Çünkü imansız bir kalbin kurtuluşu mümkün değildir. İkinci şart ise malımızla ve canımızla Allah yolunda mücadele etmektir. Yani dinimizi yaşamak, yaşatmak, iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak ve Allah’ın rızasını her şeyin önüne koymaktır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.” (9 Tevbe, 111)
Demek ki müminin malı da canı da aslında Allah’a aittir. Kul bunları Allah’ın istediği yerde kullandığında cenneti kazanmış olur.
Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir.”
Ne yazık ki günümüzde birçok insan dünya ticaretinde en küçük zarardan korkarken, ahiret ticaretindeki büyük kayıpları önemsememektedir. Oysa bir insan bütün dünyayı kazansa fakat ahiretini kaybetse ne elde etmiş olur? Peygamberimiz bu gerçeği şöyle ifade eder: “Dünya, müminin zindanı; kâfirin ise cennetidir.”
Mümin bilir ki gerçek mutluluk dünyanın geçici nimetlerinde değil, Allah’ın huzurunda elde edilecek ebedî saadettedir.
Saf Suresi’nin 12. ayetinde ise bu ticaretin kazancı açıklanmaktadır: “(Bunu yapınız ki) Allah günahlarınızı bağışlasın, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte büyük kurtuluş budur.”
Dikkat edilirse Allah Teâlâ önce günahların bağışlanacağını, sonra cennetin verileceğini bildiriyor. Çünkü insanın cennete girmesinin önündeki en büyük engel günahlarıdır. Tevbe eden, imanını güçlendiren ve Allah yolunda fedakârlık yapan kullar için Rabbimizin rahmeti sonsuzdur. Bugün her birimiz kendi kendimize şu soruları sormalıyız:
Dünya için harcadığım emek kadar ahiretim için ne kadar çalışıyorum?
Malımı Allah’ın razı olacağı yerlerde kullanıyor muyum?
Canımı, zamanımı ve imkânlarımı Allah’ın dinine hizmet için seferber ediyor muyum?
Unutmayalım ki ölüm kapımızı çaldığında ne servetimiz ne makamımız ne de şöhretimiz bizimle gelecektir. Kabre bizimle birlikte girecek olan yalnızca imanımız, amellerimiz ve Allah için yaptığımız fedakârlıklardır.
Rabbimizin davet ettiği bu kazançlı ticarete yönelip ebedî kurtuluşu hedefleyelim. Çünkü asıl başarı; insanların alkışını kazanmak değil, Allah’ın rızasına ve cennetine ulaşabilmektir. İşte Kur’an’ın ifadesiyle: “İşte bu büyük başarıdır.”