Halkbank davası ve düşen maskeler..
Halkbank davası ve düşen maskeler..
MURAT ALAN
Dokuz yıl sürdü..
Dokuz yıl boyunca Türkiye’ye karşı kurulan en büyük uluslararası kumpaslardan biriydi Halkbank davası.
İran yaptırımlarını delme, kara para aklama, bankacılık dolandırıcılığı…
ABD savcıları elindeki her şeyi ortaya döktü.
Ama sonunda ne oldu?
ABD Adalet Bakanlığı mahkemeye davayı düşürme talebini sundu, Hakim Richard Berman onayladı. Dosya kesin ve nihai olarak kapandı.
Ne o korkutulan “astronomik ceza”, ne “banka batıyor”, ne “Türkiye’nin uluslararası itibarı yerle bir” senaryoları… Hiçbiri olmadı. Tam tersine, kararın hemen ardından Halkbank hisseleri Borsa İstanbul’da yüzde 8’e varan yükselişle tepki verdi. Banka dimdik ayakta kaldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı duruşu, yoğun diplomasi trafiği, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı ve Trump üzerindeki benzersiz etkisi bu oyunu bozdu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Müsteşarı İbrahim Kalın’a da teşekkür edilmesi lazım.. Yoğun bir çaba sarf ettiler.. Millet iradesi bir kez daha galip geldi. Bu, sadece bir hukuki kapanış değil; yabancı mahkemelerde Türkiye’ye diz çöktürme hayali kuranların hüsrana uğramasıdır.
Peki ya o CHP medyası? İşte asıl rezillik, utanç tablosu orada.
Sözcü, Cumhuriyet, BirGün ve onlara alkış tutan “Karar’cı” tipler yıllarca milleti zehirledi.
Manşetler hâlâ akıllarda: “Halkbank sırları FBI dosyasında”, “Erdoğan’ın uykularını kaçıran dava”, “Korkunç sonuçlar doğurabilir”, “Uluslararası utanç”… Her gün “ceza yolda, batıyoruz” diye cıyakladılar. Ekranlarda köpüren CHP’li vekiller, “Bu Erdoğan’ın kişisel hesabı, ülke batacak” diye ağızlarını yırttılar. Sanki söz konusu olan Türkiye’nin devlet bankası değil de Başkan Erdoğan’ın şahsi bir hesabıymış gibi davrandılar. Sanki yabancı bir mahkemenin Türkiye’ye hükmetmesi normalmiş gibi sevindiler.
“Evrensel hukuk” diye FETÖ artığı firari hainlere bel bağladılar.
O hainlerden biri Hüseyin Korkmaz’dı. 17-25 Aralık kumpasının tetikçilerinden, Mali Şube’de görevli komiser yardımcısı. FETÖ bağlantısıyla aranan, Türkiye’den kaçıp ABD’ye sığınan bir polis. 17 Aralık fezlekelerini, illegal dinlemeleri, çalıntı belgeleri bavuluna doldurup kumpasçı savcılara teslim eden adam. Mahkemede tanıklık bile yaptı, “delilleri ben getirdim” dedi.
Utanmadan FBI’dan 50 bin dolar “yardım” aldığını da itiraf etti.
CHP medyası da bayram etti.. “Bakın işte delil!” diye zevkle yayınladı.
Bir diğeri Rıza Sarraf’tı. Ama asıl mesele, bu tiplerin getirdiği “kumpas delilleri” ile Türkiye’ye darbe vurmaya çalışanlardı. 17-25 Aralık’ta millete karşı kurulan darbe girişimini uluslararası arenaya taşıyanlar, devlete ihanet edenlerdi bunlar. Bugün o Korkmaz kanserle gitti, geriye sadece utanç ve ihaneti kaldı.
Şimdi ne oldu?
Dava kapandı, suçlama kabul edilmedi, tek kuruş para cezası ödenmedi.
Sadece bir uyum programı ve taahhüt.
Halkbank dimdik ayakta. Peki ya o manşetleri atanlar?
“Ceza geliyor” diye milletin moralini bozanlar, dış güçlere umut bağlayanlar? Sessizler..
Umarım sessizlikleri utançlarındandır..
Çünkü yıllarca “ülkenin çıkarı” diye yutturdukları şeyin, aslında kendi siyasi kinleri ve CIA güdümündeki FETÖ artıklarıyla kol kola girme hevesi olduğunu herkes gördü.
Bu dava aynı zamanda bir aynaydı.
Türkiye’ye karşı açılan her operasyonda, “oh olsun” diye sevinenler, milletin kazanımlarından rahatsızlık duyanlar bir kez daha ifşa oldu.
17-25 Aralık’ı “yargı süreci” diye savunanlar, Gezi’de “direniş” diye sokakları yakmaya çalışanlar, 15 Temmuz’da “kontrollü darbe” yalanı uyduranlar… Hepsi aynı zihniyetin parçası. Kendi ülkelerinin başarılarını hazmedemeyen, yabancı mahkemelerden medet uman bir zihniyet.
Halkbank davası kapandı. Türkiye kazandı. Erdoğan’ın dediği oldu. Diplomasi ve devlet aklı galip geldi.
Şimdi o manşetleri, o cırlamaları, o “batıyoruz” başlıklarını arşivden çıkarıp milletin önüne koyuyoruz. Unutmayacağız. Çünkü bu millet, kendi başarılarını hazmedemeyenleri, kendi ülkesine karşı yabancı mahkemelerden medet umanları, ihanet şebekelerine umut bağlayanları çok iyi tanıyor. Bu utanç tablolarını gelecek nesillere ibret olsun diye hatırlatacağız.
Zafer milletin, zafer Türkiye’nindir. Gerisi laf-ı güzaf. Selametle..