Biz kiminle savaşıyoruz!!!
Bir kötülüğe, bir yanlışa karşı önce elimizle, sonra dilimizle, sonra kalben buğz etmek, yani ona karşı beddua etmek, lanet etmek gibi üç çeşit mücadele şekli, Hadis-i Şerif’te anlatılmıştır.
İmanın en zayıf mertebesi ise, kalben buğzetmektir bunu da yapmayalım mı!?
Elinle mani olamıyorsan dilinle, dilinle de mani olamıyorsan kalben üzülmek, nefret etmek, düzeltmeye çalışmak, İslami bir emirdir. (EMR-İ BİL MARUF, NEHY-İ ANİL MÜNKER)
Bu emirlerden hiç birisini yapmaya teşebbüs etmemek, İslamî ve İmanî heyecanı ve cihat ruhunu körelttiği gibi, anormaller ile normaller arasındaki kırmızı çizgi ve hatların, tamamen kaybolmasına sebep olur.
İşte bugün de, her toplumda ve her ülkede milletlere göre, ayrı ayrı doğru ve yanlış, helal ve haram farklılıkları vardır.
En son ve en kapsamlı din olan İslam ve Kur’an ölçüleri, işte bunun için bütün insanlara yetecek, doğru ve yanlış helal ve haram noktasında, evrensel ölçülerle gelmiş, usul ve adap erkan öğretecek şekilde, bütün insanlığa yetecek ölçüler getirmiştir.
Geçen gün Hayrettin Karaman Hoca, sigara gibi bütün dünyada tıbben zararlı olduğu ve hiçbir toplumda teşvik edilmeyen madde ile ilgili en küçük bir tenkit yapınca, toplumun birçok kesiminden aykırı sesler gelip, isyan etti ve Hayrettin Hocayı linç etmeye kalktılar.
Bu kadarlık tenkide dahi tahammülsüz olmalarına karşılık, içki ve uyuşturucu kullanımı ilkokula inmiş, çıplaklık ve zina toplumun her tarafında hakim konuma geçerken, kimse onların hayatına ve yaşam tarzına en ufak bir şekilde karışmadığı halde, yanlışın en küçüğünü söyleyen Hayrettin Hocaya, değişik kesimlerden çok büyük tepkiler geldi.
Sayın Cumhurbaşkanımız, her gördüğü kimseye sigara içmeyi bıraktırdığı halde, alkışlandı ve itirazsız kabul edildi. Doğru olan; sigara, içki, uyuşturucu ve zinanın, kötü olduğunu söyleyebilme erdemliliğidir. Bunun başörtülü ve başörtüsüz ile bir alakası yoktur, birileri çıkıp yanlışa yanlış, kötüye kötü demekten korkar halde köşeye sıkıştırılmıştır.
Avrupa ve Amerika’nın bütün eyaletlerinde eşcinsel evlilikler ve evlat edinmeleri dahi, kanunla teşvik edildiği, Vatikan da dahi yapılan çocuk tacizcilerine karşı hiç sesini çıkarmayan ahlaksızların, bunu medeniyet, özgürlük, yaşam biçimi olarak anlatanların, bu hususta sessiz kalmaları, Müslümanları gittikçe köşeye sıkıştırmaları, malını, mülkünü, yurdunu, bütün enerji kaynaklarını ellerinden almaları ve en son nesillerini de, elektronik ve teknik cihazlar ile duyarsız ve idealsiz hale getirerek, en son karakol olan Türkiye dahil İslam coğrafyası, çepeçevre kuşatılmıştır.
Bir zamanlar büyük bir kümeste bir horoz varmış: Her sabah ezan okuyormuş, sahibi demiş ki; Tekrar tekrar ezan okuma, yoksa tüylerini yolarım! Bu tehdit karşısında horoz korkmuş ve kendi kendine demiş ki; ZARURETLER HARAMI HELAL KILAR, CANIMI KURTARMAK İÇİN EZAN OKUMAKTAN VAZ GEÇMELİYİM.
Nasıl olsa benden başka horozlar var, onlar okuyabilir.
Horoz Ezan okumayı bırakmıştır artık.
Bir hafta sonra sahibi tekrar gelir ve der ki; Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan, senin tüylerini yolarım.
Horoz bu tehdit üzerine, horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar.
Horoz tam bir ay gıdakladıktan sonra, sahibi tekrar gelir bu kez şöyle der!
Şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan eğer, yarın seni keserim!!!
Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki, KEŞKE EZAN OKURKEN ÖLSEYDİM.
İşte günümüz Müslümanların hali bu, zalim ve gaddar ABD’nin ve AB’nin, İslam’a ve Kur’an’a uymayan isteklerini yerine getirdikçe, zulmün duracağını zannederler.
HALBUKİ RABBİMİZ (CC), BENDEN KORKARSANIZ ÇIKIŞ KAPISINI AÇARIM, UMMADIĞINIZ YERDEN RIZIKLANDIRIRIM BUYURUYOR.
Biz kiminle savaşıyoruz, biz sizin müttefikiniz diyen ABD ile mi, NATO ile mi, Avrupa Birliği ile mi, savaşıyoruz?
Öncelikle masaya vurup, dostumuza dost, düşmanımıza düşman diyebilecek ve topyekûn millet olarak, gözümüzü karartıp bu Kürt koridoru vasıtası ile büyük İsrail projesinin Akdeniz’e ulaşmasının önüne geçip, Fırat kalkanı ile Kuzey Irak’ta yapılacak olan referandumun açıkça engellemesi, ABD’nin önüne ne pahasına olursa olsun çıkmanın gerekliliğini, ABD’nin gönderdiği binlerce TIR ağır silahlara rağmen, bütün milleti Kurtuluş Savaşı›nda olduğu gibi topyekûn bir seferberliğe hazırlayarak, gerilimi ve cephe hareketini duyurmamız lazım. Yoksa bu rehavetten kurtulamayız, her denilene razı olan horozun akıbetine uğrarız.