Müslümanları Âmentüsüz kılma girişimleri
Müslüman’ın hayatı “Âmentü” ile başlar. İman-ı Billâh insan fıtratının olmazsa olmaz ihtiyacıdır. Her Müslüman “Âmentü” dediğinde “Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Âhiret gününe, Kadere, Hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğine, öldükten sonra dirilişe” inandığını kalbî ve kavlî olarak ortaya koymuş olur. Müslüman, Âmentüsüne ister dâhilde ve isterse hariçte yapılan her saldırıyı bizzat kendi hayatına yapılmış bir saldırı kabul edip harekete geçer.
Müslüman’ın her nefesi mü’min olarak yaşama duyarlılığı, “Âmentü Hassasiyeti”ndendir. Bu nedenle Müslüman bir insanın en stratejik hedefi, “son nefesi mü’min olarak vermek” tir. Mü’minlerin bütün çırpınışları, imanlarını muhafaza ve müdafaa etmek içindir. Çünkü iman giderse, her şey gider. Müslümanları imanlarından etmeden onları kul kaynaklı yasalara ve anayasalara kul ve köle edinmek mümkün değildir. Bunu bilen ehl-i küfür, gerek tarihte ve gerekse günümüzde bütün plan ve projelerini Müslümanların imanlarını çalmak üzerine bina etti.
Yahudiler, Hıristiyanlar, Müşrikler, Münafıklar, Laikliğe iman etmiş Demokrat sağcı ve solcu Harbiler, Mürtedler, her gün, her saat, her dakika hatta her salise biz Müslümanların imanlarını çalmakla meşguldürler. Rabbimiz haber veriyor:
“Ehl-i kitaptan pek çoğu; gerçek, kendilerine açıklandıktan sonra nefislerindeki haset sebebiyle sizi imandan sonra küfre çevirmek isterler. Allah’ın emri gelinceye kadar onları affedip bağışlayıverin. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir.” (Bakara Sûresi/ 109)
Yahudiler, Hıristiyanlar, Müşrikler, Münafıklar, Mürtedler çok iyi biliyorlar ki yeryüzünde Müslümanlar Âmentülerine sahip çıktıkları ve hayatlarını kendi Âmentülerinin çerçevesinde tutma hassasiyetlerini ortaya koyup devam ettirdikleri müddetçe, batılın hüküm sermesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Müslümanları Âmentüsüz kılma faaliyetini başlatmışlardır. Yahudi ve Hıristiyanların İslâm coğrafyasındaki yandaşlarından, taşeronluğunu yapan Bel’âmlardan ve Samirilerinden istedikleri ilk şey, Müslümanları Âmentülerinde şüpheye düşürmek, iman esaslarını, iman esaslarının bütünlüğünü mü’minlerin gündeminden çıkarıp atmaktır. Yani Müslümanları mevsimlik din değiştiren seyyar/değişken âmentülü insanlar haline getirmektir. Bunun için Kur’ân-ı Kerim bizi uyarıyor:
“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden (Yahudi ve Hıristiyanlardan) bir fırkaya itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi yeniden kâfirliğe döndürmek isterler.” (Âl-i İmran Sûresi/ 100)
Yahudilerin ve Hıristiyanların dostluğuna ve idareciliğine razı olup kendilerine itaat edenler, onlardan dostlar ve idareciler edinmek gayretinde bulunanlar, imandan sonra kâfirliğe dönmeye çalışanlardır. Bunların Kur’ân okumaları, dinden bahsetmeleri, bu gerçeği ortadan kaldırmaz.
Günümüzde genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde Allahû Teâla’nın ğaybı bilmediğini, Kadere imanın iman esaslarından olmadığını iddia ederek Müslümanları Âmentüleri hususunda şüpheye düşürmeye çalışanlar, Müslüman olarak bizi imanımızdan sonra küfre ve kâfirliğe döndürmeye çalışan Yahudi ve Hıristiyanların aramızda dolaşan taşeronlarıdır. Müslümanların Âmentülerinde şüpheler meydana getirme gayretleri, Müslümanları Âmentüsüz kılma girişimlerindendir. Rasûlüllah (sav)’in hadislerini itibarsızlaştırma çalışmaları da, Müslümanları Âmentüsüz kılma girişiminden sayılır. İslâm dini adına Müsteşrikleri dinleyenlerin, onlardan Allah’ın dinini öğrenmeye çalışanların kaybedecekleri ilk şey, imanları ve dinleridir.
Türkiye’de Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Müslümanların Âmentüleriyle oynanmaya başlanmıştır. Devletin resmî dininin İslâm olduğu ibaresi anayasadan çıkarıldığı yıl, 1928’de, geliri Tayyare Cemiyeti’ne bağışlanan “Türk’ün Yeni Âmentüsü” başlıklı bir kitap yayınlanmıştır; “Türk’ün Yeni Âmentüsü” adlı kitap dönemin Kemalist çizgideki meşhur gazetesi Hâkimiyeti Milliye tarafından bastırılmıştır. Türk’ün yeni âmentüsü devlet tapıcılığının ve milliyetçiliğin dinleştirilmesinin âmentüsüdür. Halkı Müslüman veya halkından Müslüman olan ülkelerde ilkokuldan üniversiteye kadar şirk akidesinden kaynaklanan istilâ kültürünü esas alan Demokratik Laik Eğitim ve Öğretim, nesillerin Allah’a kul olma haklarını sahte ilahlara kulluk hesabına çalmaktan ibarettir.
Müslüman olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmek istiyorsak, bizi ve neslimizi Allah’a kul olmaktan alıkoyan bütün kurum ve kuruluşları terk etmeliyiz, âmentümüzle çelişen ve çatışan bütün bilgileri ve belgeleri kimden gelmiş olursa olsun behemehâl çöpe atmalıyız. Müslüman olarak âmentüsüyle çelişen ve çatışan bilgileri ve belgeleri çöpe atmayan bir kimse, küfür çöplüğünde çöp olarak kalmaya mahkûmdur. Küfür çöplüğündeki çöplerle vakit öldürmek, bir Müslüman’ın vasfı değildir. Çünkü Müslüman’ın âmentüsü buna müsaade etmez.