Keşkelere kalmış yaşamların kuşatmaları/2

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Yanlışlarla doğruları kovalamak, yanlışların kuyularında kalmaktır. Yanlışların kuyularında boğulanlarımız, yanlışları doğrulardan kurtulmanın gerekçesi yapanlarımızdır. Keşkeler, bunların iltica kapılarıdır. Yanlıştan yanlışa sığınma çareleridir. Tedbirdeki ihmalin, tembelliğin faturasını takdir-i ilâhîye çıkartan keşkeler, şeytanın beden coğrafyasının başkenti olan kalbi teslim almaya çalışan vesveseleridir. İradenin hakkını veremeyişten, kadere ve takdir-i İlâhîye itimadın eksikliğinden kaynaklanan sızlanışların yanında bir de Allah’ın rızasını celbeden, muhasebe ve murakabe buudlu, yapılan hayrın az görülmesi ve küçümsenmesinin neticesi olan, tevazu renkli “keşke” vardır ki, o, insanı bütün bütün kazanç kuşağında dolaştırır. Bu tür bir pişmanlık ve onun seslendirilişi, günah ve hatalardan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunma, hayatın hesabını tutarak fevtedilenleri telafiye azmetme, istikbalde aynı vartalara düşmeme gibi hususları ihtiva ettiğinden dolayı hareket ve bereket yüklüdür. Nitekim, Allah Rasulü (sallalahu aleyhi ve sellem), Rabbinden gelen üns esintileriyle nazarlarını ötelere yönelttiği bir anda buyurur ki;

“Muhammed’in nefsi yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim; keşke, Allah yolunda savaşsam ve öldürülsem. Sonra bana bir kere daha can nimeti bahşedilse ve yine cihadın hakkını versem, yine O’nun uğruna öldürülsem. Sonra yine savaşsam ve öldürülsem.” (Sahih-i Müslim, İmare, 103) Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in bu sözleri de bir temenni ifadesidir. Fakat, kaderi tenkit, haddi aşmak yahut Meşîet-i İlâhiye’ye karışmak değil, Allah yolunda bulunmanın ve O’nun uğrunda şehadet şerbetini içmenin güzelliğinin beyanıdır. Şehadet temennisi ile Kader’i tenkid etme, ibadetsiz geçirilen günlerin keffareti yerine konulan Keşke aynı değildir. Keşkelerimiz, ibadetsizliğimizin, siyasetsizliğimizin, basiretsizliğimizin ve ferasetsizliğimizin faturası olamazlar.

Keşkeler, günahlarla barışık yaşayanların sığınma kaleleridir. Keşke diyen ne yapıyordu biliyor musunuz? Her işlediği günahın sonunda Keşke diyen kendi hayatıyla oyun oynuyordu. Cehenneme girmeden bu dünyada şirkin ateşiyle hayatını kavuruyordu.

“Keşkeler”e tutunanlar, kendilerini kendilerinden koruyamadılar. Hayatlarını günahlara yamadılar. Ruhlarını tuğyana emzirdiler, bedenlerin haramlar coğrafyasında gezdirdiler.

Keşkeler, Allah’ın hükümleri karşısındaki ihmallerini, ihlallerini ve ihanetlerini örtbas etmeleri için hevâ ilahının kullarına dağıttığı maskelerdir. Günahları Keşkelerle maskelemek, Allah’ın emri gereği Hz. Adem (as)’a secde etmesi gerekirken secde etmeyip istikbarına, kibrine kendinden menkul mazeretler üreten İblisin peşinde gitmektir. Günah işlendikten sonra tekrarlanan “Keşke” günahlara iltifat cümlesindendir. Bugün kalblerine mukayyet olmayanlar, yarın “ah kalbim” deme keşkelerini tekrarlamaktan kurtulamazlar.

Bilge adam Eflatun’a iki soru sormuşlar: Birincisi; “İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir? Eflatun tek tek sıralamış: “Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ama sağlıklarını geri almak için para öderler. Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.” Sıra gelmiş ikinci soruya; “Peki sen ne öneriyorsun?” Bilge yine sıralamış: “Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. Önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”

Günahlarını meşrulaştırmak için dinlerinden yontanlar, dinsiz kalanların yolunu tutanlardır. Bunların da savunma silahları Keşkeler’dir. 

Keşkeler, çivi çivi imanı deler. Keşkelerle teselli bulan ibadetsizlere şeytandan gülmeler. Günah içinden günahtan gelen bir ses; gaflet ruhları sarınca Keşke’den silah edinmiş herkes. Bir yanımız karakış, bir yanımız poyraz. Keşke minbere çıkmış bize ediyor vaaz!

Bize tevekkülü ve tedbiri unutturan Keşkelerimiz, bizi Halıkımızla kavgalı hale getirirler. Tedbirdeki hatasını Keşke ile maskelemeye çalışan kendisini kandırıyor. Koruyucu hekimlik çerçevesinde gereken tedbirleri alacağız, fakat koruyanın yalnız Allah olduğuna iman edeceğiz. Şair ne güzel söylemiş: “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol/Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Zaman Keşkelerle avunma ve avutma zamanı değil. Küfrün, tuğyanın alevi her tarafı sarmış; korda ve zorda milletimiz. Boğazımız sıkılmış tümden tehlikededir hürriyetimiz.

Keşkelerle dolu düşler sokağına dönüşmüş hayatımız. Günahlarla yoğrulan ömrümüzdür mematımız. Her günah işlemenin sonunda haykırılan Keşkeler, yükselişin değil, düşüşün habercileridir. Mekkeli müşriklerin putlara tapmaları, bugünlere Keşkelere kalmış yaşamların kuşatmaları olarak geldiler. Onur ve izzet defterinden kendilerine tutulanları sildiler. Bu nedenle diyoruz k; her kim ki Keşkeleri bırakır da ömrü Allah’a rağbete verir. Ruhundaki şek, şüphe ve endişe tümden erir.

Keşkeler tarafımızdan bırakılınca cihad meydanları dirilir. Hayat iman ve cihad ile birlikte yeniden bize verilir.

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti