• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

FETÖ’cü Salih Zorluoğlu olayının perde arkası 

23 Eylül 2023
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Sağlık sektörü, FETÖ için her zaman öncelikli tercihlerden biri olmuştur. Bu öncelik, sağlık sektöründeki insana hizmet merkezli yapılacak çalışmalardan çok, sağlık hizmetinde görev yapacak doktorların, hemşirelerin örgüt adına kullanımlarını kolaylaştıracak alanlarla alakalıdır.  

Bir doktor, mesleki avantajla toplumun bütün katmanlarıyla çok rahat diyalog kurabilir; muhataplarının sosyal statüsü ne olursa olsun onlarla irtibata geçebilir.  

Her insanın ya kendisi, ya yakınları ya da çevresi itibariyle sağlık sektörünün ilgi alanına giren konularda ihtiyaç sahibi olması kaçınılmaz bir pozisyondur. 

FETÖ’cü doktorlar böyle durumlarda örgütsel bağlarla birbirlerini bilgilendirerek hasta veya yakınlarıyla birinci elden ilgilenirler, muhataplarının sevgi ve sempatisini kazanırlar. Daha sonra bu kişilerle irtibat sürdürülür, söz konusu kişinin zenginse malından, ünlü ise çevresinden, bürokratsa makamından, siyasetçi ise konumundan istifade etmenin yolları aranır, çareleri bulunur. Zaten muhatapları kendilerine medyunu şükran olduğundan bu tür yararlanmalar çok kolay olur.  

Hususi hizmet denilen,  üst seviyedeki asker, polis, hakim- savcı, bürokrat, siyasi ve işadamlarıyla ilgili örgüt departmanında çalışanların yüzde doksanı hep doktorlardan seçilir. Doktorlar mesleklerinin verdiği avantajla çalıştıkları hiçbir örgüt alanında karşı mukavemet görmezler, muhatapları tarafından kolayca kabul edilirler.  

Bu alan, kriminal vakalarda riski en aza indirgemede de çok rahat kullanılır. Nitekim FETÖ pek çok cinayeti bu yolla işlemiştir. Hatta bilindiği gibi, Başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan da böylesi bir tuzağa düşürülmek istenmiş, Hakan Fidan’ın devreye girmesiyle son anda ölümden dönmüştür. 

1979 yılında kurulan İzmir merkezli Türkiye Tabipler Vakfı,  sağlık sektöründe yapılacak örgütsel faaliyetleri meşru bir alanda organize etme adına kurulmuş paravan bir vakıftı. Vakfın bütün görüşmeleri, toplantıları bizzat FETÖ elebaşının katılım ya da kontrolüyle gerçekleşirdi.    

Doktorlar, kendi alanlarıyla ilgili konuları bile, Gülen’in gözüne girmek için ona danışırlardı. Kim hangi konuda ihtisas yapacaksa, önce FETÖ elebaşına sorar, tercihini onun direktifi doğrusunda yapardı.  

Konunun nasıl ayağa düştüğünü göstermesi bakımından şu anekdot cidden ibret vericidir.  Yıl 1979. Ünlü sinema oyuncusu Ayhan Işık, İstanbul’daki yazlığında beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakıma kaldırılır. Ayhan Işık aslen İzmirli olduğu için Ege Üniversitesi Hastanesine nakli düşünüldüğü şeklinde bir duyum alınır.    

İzmir’deki Bozyaka yurdunun taraçasında  FETÖ elebaşı ve birkaç kişi oturuyoruz. Barbaros gelerek Ege Üniversitesinden tanıdık iki doktorun görüşmek istediklerini söyledi. İzin verilince de yanımıza geldiler. İki doktor yukarıda aktardığım olayı anlattılar. 

Sonra da “Eğer bize getirilirse tedavisiyle ilgilenelim mi” diye sordular. Cevap olumluydu. Faraza cevap olumsuz olsaydı ve gerçekten de Ayhan Işık Ege Üniversitesine nakledilseydi, yaşanacak fecaati bir düşünün…   

Onun için ısrarla söylüyor ve sürekli uyarıyorum: FETÖ’cü doktorların hemen hepsi önce militan sonra yine militan, daha sonra yine militan sonra doktordur.  

Örgütten aldıkları talimat doğrultusunda yapamayacaklar kötülük de yoktur. 

Sözde  doktor Salih Zoroğlu olayına bu perspektiften bakmak gerekir. Olayı onun şahsi sapıklığına indirgemek fevkalade yanlış ve aldatıcı olur. Bu tür operasyonları bir FETÖ elemanı örgütten bağımsız gerçekleştiremez. Böylesi bir icraatın mutlaka örgütün gaye ve maksadına hizmet eden bir yanı vardır ve esas üzerinde durulması gereken nokta da budur.  

Çocukları, anne ve babalarından koparmak, onları sadece örgüte muhtaç hale getirmek ve bu ihtiyacı kullanarak onları istenilen yöne yönlendirmek FETÖ’un işin başından beri uygulaya geldiği bir taktiktir. 

Salih Zoroğlu denen FETÖ’cü sözde doktorun da uyguladığı bu taktikten başkası değildir. Fakat burada bilinmeyen, gizli gaye ve maksadın ne olduğudur. Çünkü ailelerinden kopardığı çocuklara sürekli yurt dışına gitmeyi telkin etmiştir.  Ailelerinden kopardığı bu çocukların yurt dışında örgüt yapılanmasına yönlendirileceği kesindir.  

Bilinmeyen ise, bu çocukların hangi kirli, hangi iğrenç emeller uğruna kullanılacağıdır. 

 Salih Zorluoğlu olayı, Sağlık Bakanlığımızı uyarması gereken acı bir sirendir. Bu örnekte olduğu gibi FETÖ’cülüğü mahkeme kararlarıyla hükme bağlanmış kişiler, mutlaka meslekten ömür boyu men edilmelidir. Onlara özel sektörlerde alan açma anlamına gelecek bütün uygulamalar ivedilikle yürürlükten kaldırılmalıdır.   

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hüseyin Erol

Aynı konuda Zekeriya Say’ın Akit teki yazısı mutlaka okunmalı:https://m.yeniakit.com.tr/yazarlar/zekeriya-say

Şamil Turhan

Altaylı Fatih: “Anladınız mı şimdi tarikatlardan, inanç baskısından arındırılmış bir emniyetin, bir yargının, bir devletin niye önemli olduğunu.” Yazmış. Doğrusu:” Anladınız mı şimdi FETÖ’den arındırılmış bir emniyetin, bir yargının, bir devletin niye önemli olduğunu.” Anlamak işine gelmiyor efendinin. Saptırmak için malzeme hazır. FETÖ bir tarikat değil. Din değil. CIAnın projesi. Baş açan, haram yiyen, kumpas kuran, kopya çeken, fitne çıkaran, cemaatle namazı yasaklayan, haram lokma ile beslenen, iftirayı mübah sayan, rüşveti mübah sayan, müslümanları ölüme gönderen …Böyle bir örgüt tarikat olabilir mi. Hele şimdi milleti batıya teslim etmeye çalışan örgüt tarikat olabilir mi?
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23