Birinci hükümet işbaşında
Mülk Allah’ındır. O, mülkünü istediğine verir; istediğinden mülkünü geri alır. İstediğini istediği sürece aziz eder, istediğini de zelil eder. İstediği şeyi bir anda kıymetlendirir, itibarlı kılar; istediğinden de kıymetini, değerini istirdat eder. Hayır, O’nun elindedir. Bir şeyin nihayette hayır mı şer mi olduğunu ancak O hükme bağlar. O, her şeye gücü yetendir. İstediğinde geceyi gündüze katar, istediğinde gündüzü geceye dolar. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Ve O, istediğini hesaba, tartıya gelmeyecek ölçekte rızıklandırır.
Bizim, mülk anlayışımızın temelinde işte bu tevhit ilkeleri vardır. Melik oluş da malik oluş da Allah’tan gayrıya isnat edildiğinde hakiki değil mecazi bir anlam yüklenir. Yani fani, geçici bir hali ifade eder. Hakikisi kast edildiğinde mecaz hükmünü yitirir, anlamsız kalır.
Berat Albayrak, Maliye Bakanı oldu, ne güzel. Enerji Bakanı olduğunda gösterdiği başarıyı daha fazlasıyla yeni görevinde de göstereceğinde kuşku yok. Emaneti ehline verin, ilahi buyruğu gereğince, bu iş de ehline verilmiş oldu. Ben, Recep Tayyip Erdoğan’ın sırf sıhri bağı sebebiyle ona bu ağır görevi vereceğine zerre kadar ihtimal vermiyorum. Mademki Reis ona güvendi biz de güveniyoruz. Ekonominin en zorlu, en handikaplı döneminde böylesi, genç, dinamik ve işinin ehli Bakana ihtiyaç vardı; o da inşallah yüzünün akıyla bu işin üstesinden gelecektir.
İşi kolay mı? Elbette hayır. Yusuf olmak kolay mı? Onun misyonu, Yusuf misyonu. Malum, Hz. Yusuf da kendi döneminin Maliye Bakanıydı. O göreve özellikle talip olmuş, hafiz ve alim oluşunu da liyakatine delil göstermişti. Hafiz olmaktan maksat, milletin, devletin malını korumak, güven altına almak ve her türlü haksız tasarruftan sakınmak; alim olmaktan maksat da ekonomiyi bilmektir. Berat Albayrak’ta bu iki özelliğin de olduğuna inanıyor, bu zor görevinde Cenab-ı Hak’tan onu başarılı kılmasını niyaz ediyoruz.
Berat Albayrak, Sure-i Yusuf’taki devlet rüyasını hayata yorumlasın, istiyoruz. Enflasyonu minimize etmesini, faiz lobilerinin bütün hile ve oyunlarını bir bir açığa düşürmesini, Türk Lirasının kıymet ve değerini dünya ölçekli bir hale büründürmesini, doları tahtından indirecek hamlelere imza atmasını bekliyoruz. Benimkisi tekrar kabilinden bir hatırlatma. Muhakkak, Sadık Albayrak’ın oğlu, babasından bu dersi, bu şuuru çoktan ve fazlasıyla almıştır.
Yeni sisteme, devletin bütün üniteleriyle geçmiş bulunuyoruz. Bundan böyle icraatın ne kadar süratli gerçekleşeceğini daha ilk gününde fiili olarak görmüş olduk. Başkan Recep Tayyip Erdoğan yemin etti, ardından da hükümeti açıkladı; onlar da ertesi gün hemen yemin ederek görevlerinin başlarına geçtiler. Parlamenter sistemle idare ediliyor olsaydık, ne süreçlerden geçecektik, ne tür gündemlerle boğuşup duracaktık hepimizin malumu. Yine de at binenin, kılıç kuşananın.
Yeni hükümet, terörün bütün boyutlarıyla mücadelede kararlı görünüyor. Adnan Oktar ve topluluğuna yönelik operasyonlar da bu kararlılığın bir göstergesi.
Adnan Oktar’ı, kendisiyle ilgili basına düşen bazı haberler dışında tanımam, bilmem. İlk defa, 1979’lu yıllarda Nazlı Ilıcak’ın onunla yaptığı bir röportajla gündeme geldiğini, dikkatleri üzerine çektiğini hatırlıyorum. O da FETÖ elebaşı gibi ilk dönemlerinde samimi görünüyordu. Sonra ne oldu, nasıl makas değiştirdi, nasıl Mason oldu, nasıl İsrail’in güdümüne girdi, bilmiyorum. Belki o da işin başından itibaren bir projeydi de şimdilerde her şey gün yüzüne çıktı…
Fakat, beni ilgilendiren, bu grubun FETÖ ile irtibat ve iltisak derecesi… Bildiğimiz kadarıyla ne FETÖ elebaşı bugüne kadar Adnan Oktar aleyhinde ne de o FETÖ elebaşı aleyhinde bir söz sarf etmedi. Hatta hep birbirlerini destekler ifadelerde bulundular. Nitekim, şimdilerde İsrail uşaklığı yapan Harun Tokak bana geçmişte şöyle bir olay nakletmişti.
Malum, Haydar Baş, bir zamanlar Gülen’in en keskin tenkitçilerindendi. Her bulduğu fırsatta aleyhte konuşuyor, o günlerde hiç kimsenin ağzına almaya cesaret edemediği hakaretlerde bulunuyordu. Harun Tokak bu işe bir dur demesi için Adnan Oktar’a gider. (Niçin başkasına değil de ona gittiği henüz benim için meçhul ) Adnan Oktar’a durumu anlattıktan sonra şu cevabı alır: Merak etme, ben bizim Albayı (emekli) ona gönderir bu işi hallederim, siz bu işi bana bırakın.
Harun’un dediğine göre, birkaç gün içinde Haydar Baş’ın aleyhte yaptığı konuşmalar bıçakla kesilir gibi kesilmiş. O günkü şartlarda araştırma fırsatım olmadığı için hakikati hali, yani Harun’un ne kadar doğru söylediğini bilmiyorum. Hatta, o konuşmadan hatırımda kaldığına göre, FETÖ ile ilgi bazı iç olayları bile Adnan Oktar gündeme getirmiş. Eğer “Hocaefendi”yi üzmeye devam ederse bedelini öder gibi laflar etmiş. Harun bana, “önce seni kast ediyor sandım, isim sordum, Mustafa Özcan’ı söyleyince şaşırdım” demişti. Artık nasıl bir ilişkiyse…