Allah kimseyi bunların eline düşürmesin
Altılı maval masa elemanları ülkeyi batırmaya azimli görünüyor. Hiçbir sorumlulukları olmayan ama en az yüzde elli artı birle seçilebilecek Cumhurbaşkanıyla aynı yetkilere sahip altı kişiyle ülkeyi yöneteceklerini deklare ettiler. Böylesi bir idare tarzı, devlet kavramının pratiğe döküldüğü günden bu yana görülmemiş bir saçmalık örneği… Bu saçmalığı ciddi ciddi teklif eden Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik nam kitabın müellifi olamaz. Zaten akademisyen bir arkadaşı kitabın yazarının tek başına o olmadığını, ekip çalışması olduğunu bizzat bana söylemişti. Davutoğlu bu tavrıyla arkadaşını doğrulamış bulundu.
Muhalefetin bu kadar kısırlaşması, dar bir çeper içinde sıkışıp kalması kendileri adına iyiye alamet değildir. Hâlâ ortak bir aday gösterememeleri, iki seçenek arasında bocaladıklarının bir göstergesi. Ya aday göstermeyerek seçimi, dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto edecekler, dış dünyaya tek adaylı bir seçim havası verecekler. Ya da FETÖ elebaşının dayattığı adayı zor da olsa içselleştirecek ve seçime beklenmedik o sürpriz adayla gidecekler. Her iki seçeneğin sonucunun hüsran olacağını onlar da herkes gibi biliyor. Ama sıkışıp kaldıkları angajmanlar sebebiyle başka bir seçeneğe de sıçrama şansları bulunmuyor.
Türkiye’de yapılacak 2023 seçiminin, dost düşman bütün ülkeleri ilgilendirir olması, bir taraftan Türkiye’nin önemini ele veriyor diğer taraftan da düşmanın uyumadığını, aleyhimize olabilecek en küçük fırsatı bile kullanmak için nöbet beklediklerini gösteriyor. Dikkatli olmalıyız. Kader-denk çizgisinde gerçekleşeceği muhakkak bu seçimde tercihlerimizi tekrar tekrar gözden geçirmeli ve en isabetli tercihte karar kılarak oylarımızı öyle vermeliyiz. Şahsi meselelerimiz, şahsi beklentilerimizi asla vatan ve milletin bekası önüne çekme gibi bir yanlışa düşmemeliyiz. Bizi, hırslarımız, heves yüklü algılarımız değil, aklımız ve vicdanımız yönlendirmelidir.
Parti taraftarlığında endaze ve ölçü, vaatler ve verilen vaatlerin gerçekleşme oranı olmalıdır. Ak Parti ve ardından Cumhur ittifakı, kendilerini en hızlı şekilde yenileyerek, vaatlerini güncelleyerek Cumhuriyet tarihimizde görülmedik ilklere ve büyük projelere imza atmış bulunuyorlar. Hem vaatlerinin kalitesi hem de gerçekleşme oranı en üst seviyede seyrediyor. Bütün dünyayı hayran bırakan bir dış siyaset icrası söz konusu. Hal böyle iken, sırf lüzumsuz bir ön yargı uğruna bu gerçekleri görmezden gelmek ve yeni hiçbir şey vaat etmeyen ve eski vaatlerinin hiç birini de gerçekleştirmemiş bulunan muhalefetten yana tavır almak, tercihte bulunmak, en hafif tabiriyle vatandaşlık sorumluluğundan mahrumiyettir; emaneti ehline vermeme gafletidir.
1977 genel seçimlerinde rahmetli Turgut Özal İzmir’den MSP adayı olarak seçimlere girmişti. İkinci sırada da merhum Yaşar Tunagür vardı. Şimdilerde adı FETÖ olan o günlerdeki cemaat her ikisini desteklemek kararı almıştı.
Bu karar doğrultusunda herkes ulaşabildiği kişilerle görüşüp, onları MSP’ye oy vermeye ikna edecekti. Tabii ki bu ikna sürecinin başında bizim partici olmadığımız, hele MSP’ye hiç yakınlık duymadığımız söylenecek, bu tercihten maksadın Turgut Özal ve Yaşar Tunagür’ün şahsiyetleri olduğu vurgulanacaktı.
Talebelik yıllarımda, İzmir’de bir camide fahri olarak vaizlik yapıyordum. Cemaatimin içinde yaşlı bir piri fani vardı. O beni ben de onu çok severdim. Müzmin ve fanatik bir CHP’li idi. Durumu ona açtım ve kendisinden bu seçimlerde MSP’ye oy vermesini istedim. Kıpkırmızı oldu, titrek bir sesle bir düşüneyim, dedi. Eğer CHP’den başkasına oy verirsem, bu benim hayatımda bir ilk olacak, demeyi de ihmal etmedi.
Seçim günü ikindi namazında yan yana namazlarımızı kıldık. El ele tutuşarak camiden çıktık. Oy kullanıp kullanmadığını sordum. Piri faninin cevabı, Hocam sizin hatırınıza CHP’ye oy vermedim. MSP’ye oy vermeye de elim varmadı. Oyumu kullanmadan dönüp geldim, oldu.
Sonra bu olay duyuldu. CHP’liler harekete geçtiler. Bir konuşmamda Abdülhamid Cennetmekanı methetmemi fırsat bilerek beni mahkemeye verdiler. FETÖ elebaşı da konuya hiç sahip çıkmayarak onları destekledi. Tabii o günlerde FETÖ elebaşının daha on sekiz yaşında CHP Beyoğlu teşkilatına gidip yüklü bir bağış yaparak üye olduğunu ve bu meseledeki sessizliğinin esas sebebinin kendisinin de CHP’li olmasından kaynaklandığını bilmiyor ve sessizliğine sadece hayret ediyordum. Ve sonuçta ceza almamı sağladılar, başarıysa başarılı oldular. Allah kimseyi bunların eline düşürmesin…