Şu mektepler olmasaydı...

27 Ağustos 2017 Pazar

ÖSYM ilk hatayı Temmuz ayında puanlar açıklanırken yaptı... Bilindiği kadarıyla, mesleki ve teknik lise mezunu bazı adayların ek puanı hesaplanmadı, bir önceki sene yerleşen bazı adayların da puanları kesilmedi... Hata düzeltilince, yaklaşık 7084 adayın puanı değişti, 2 milyona yakın adayın da başarı sırası... Bu, nispeten küçük bir hataydı... 

Fakat ÖSYM Başkanı Ömer Demir’i istifaya götüren asıl büyük hata, Ağustos ayında açıklanan üniversite yerleştirmeleri sırasında 4237 adayın ek puanlarının hesaplanmaması oldu...

Bu adaylardan 1110 kişinin yerleştiği üniversite değişti, üniversite kazanamadığı açıklanan 1628 aday bir bölüme yerleştirildi fakat en can alıcı nokta şu ki, üniversite kazandığı açıklanan 1499 adaya “Pardon, siz üniversite kazanmamışsınız” denildi...

Üst üste iki hata... Üstelik, mahiyeti aynı iki hata... Bu nasıl olabilir? Daha bir ay önce puan eklemeyi ve çıkarmayı unutup kamuoyundan büyük tepki çeken bir kurum, bir ay sonra nasıl bu hatayı tekrarlar?

“Yoğun iş yükü” deniliyor... ÖSYM bir ticari kurum veya fabrika değil ki, “Sipariş geldi, işleri sıkıştırın” diyesiniz... Sınava başvuran aday sayısı belli, bu adaylarla ilgili yapılacak işlemler belli... 

Hadi diyelim hiçbir rakamı bilmiyorsunuz, geçmiş yılların bilgileriyle trend analizi yapılır ve bir maksimum rakama ulaşılır, bu rakama göre hazırlık yapılır... Yapılamıyorsa, “İş yükü fazlalığından oldu” demenin bir alemi yok, bu açık açık ihmalkarlıktır... 

Maarif Nazırı Emrullah Efendi şakasına “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” demiş ya, bu da o hesap...

Ömer Bey, istifasını duyururken, “Puan hesaplamasında iki ayrı ekip hesaplama yapıyor. Farklı bir sonuç olursa nereden kaynaklandığı bulunuyor. Ama yerleştirmelerde şimdiye kadar buna benzer bir riskle karşılaşılmadığı için ikili yerleştirme yapılmadı” diyor... 

Bir defa, puanları da yanlış açıkladınız Ömer Bey? Demek ki o ikili sisteminiz de pek başarılı değilmiş... 

İkincisi, hem “Sistem değişti” diyorsunuz, hem “Şimdiye kadar böyle bir riskle karşılaşılmadığı için” diye ikili sistemi kullanmadığınızı söylüyorsunuz... 

Yeni sisteme, eski sistemin risklerine göre yaklaşmak hata mıdır, ihmalkarlık mı?

Eğer yeni bir uygulama varsa, buna göre önlem alırsınız... Ekibiniz deneyimsizse, sisteminizi ona göre kurgularsınız, ek kontrol basamakları oluşturursunuz... 

Yok, bu işlere çapınız yetmiyorsa da, bu hata meydana gelmeden önce gerekeni yapar, altından kalkabilecek birilerine işi devredersiniz...

Olan olduktan sonra, Ömer Demir’in kameraların karşısında “Kurumu yıpratmayalım” deyip istifasını açıklamasının hiçbir kıymeti yok...

“Kurumu yıpratmamak” ne demek yahu? Siz istifa edince kurum yıpranmamış mı oldu şimdi? Hem kurumun yıpranması problem de, o 4 bin gencin yıpranmasında hiçbir sıkıntı yok mu?

“Ben işin başına geçerim, artık yapabildiğim kadar, çok sıkışırsam da istifa eder giderim” mantığıyla iş mi yapılır? 

Liyakat, sadece işe adam alanların gözeteceği bir özellik değildir, kişi en iyi kendisi bilir neyi ne kadar yapabileceğini... “Beni o işin başına koyarlarsa, demek olur ki ben bu işi yaparım” diye göreve talip mi olunur?

Bunu sadece Ömer Bey için değil, o puanları yanlış giren bilgisayar operatöründen onları denetleyen orta düzey yöneticiye, sistemi kurgulayan üst yönetime kadar hepsine söylüyorum...

İstifa onurlu bir harekettir... 

Ama zamanında yapılırsa ve 4000 gencin mağduriyetine rağmen yüzde bir gülümsemeyle duyurulmazsa kıymeti vardır...

 

  • ErtunçErtunç2 ay önce
    Şu anda en önemli şey liyakat değil sadakat,körükörüne biat.Ehiller gitmiş acemiler gelmiş,işler elbette aksar.Yargı,hukuk,güvenlik,ekonomi nargilelerin elinde sonlar şaşırtıcı değil