Zorunlu Eğitim Zoraki Kıyıma Dönüşmemeli

25 Aralık 2017 Pazartesi

Yiğit Can 16 yaşında pırıl pırıl bir lise öğrencisi.

En büyük merakı ise elektronik cihazlar…

5. sınıftan beri Geleceğe Dönüş”ün Doktor Emmett  Brown’ı gibi bilgisayarlarla ilgileniyor ve yazılımla uğraşıyor. 

Yiğit Can derin tutkusu olan Apple cihazlarıyla ilgilenirken bir gün, sesli asistan uygulaması “Siri”nin güvenlik açığını fark ediyor. Durumu hemen bir maille Apple yöneticilerine aktarıyor. “Kullanıcıların bildirimlerini kapatması durumunda bile Siri gelen bildirimlerin içeriğini okumaya devam ediyordu.” diyor Yiğit Can.

183 ülkenin milli gelirinden yüksek ve bünyesinde dünyanın en iyi mühendislerini barındıran Apple, Yiğit Can’ın keşfettiği güvenlik açığını kabul ediyor. Memur bir anne babanın oğlu Yiğit Can’ın adı firmanın internet sitesine yazılıyor…

Böyle bir durumda, bir vatandaş olarak ne olmasını beklersiniz.

Bu yetenek hemen fark edilsin, enerjisini okul sıralarında kaybetmesine izin verilmesin ve mesela Kalkınma Bakanlığı ya da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” tarafından en üst seviyede himaye edilerek kendisinden azami ölçüde istifade edilsin…

Öyle değil mi?

Aslında bu son derece makul bir düşünce…

Her aklı başında toplum, her ileri görüşlü firma, her beka tasavvuru olan devlet böyle yeteneklerden istifade etmenin yolunu, yollarını arar, aramalıdır diye düşünüyorsunuz.

Tarihimizde de örneği çoktur. Söz gelimi Hatice Turhan ValideSultan Osmanlı Devleti’nin başbakanlığına bütün teamülleri çiğneyerek “Köprülü” lakabıyla maruf Mehmet Paşa’yı getirmiştir.

Çünkü Paşa’da bu işle ilgili büyük istidadı görmüş ve onu hiyerarşinin yıpratıcı basamakları arasında çarçur edilmekten kurtarmıştır. Neticede Mehmet Paşa ile başlayan Köprülüler hanedanı tarihe geçen o muazzam istikrar devrinin mimarı olmuşlardır.

Haberi duyduğumda Yiğit Can için beklentilerim de benzer şeylerdi.

Ancak Yiğit Can’ın çeşitli haber bültenlerine verdiği röportajları izleyince duyduğum acı ve karamsarlığım büsbütün arttı.

Yiğit Can röportajında özel çalışmaları için fazla vakti olmadığını söylüyordu.

Yaptığı şey ne olursa olsun o bir lise öğrencisiydi ve 8 ila 3 saatleri arasında okulda olmak zorundaydı.

Okul sonrası da malum, ödevler…

Yiğit Can gece 11-12 gibi ancak yazılımlarla ilgili çalışma fırsatı bulabiliyordu ve bir de “büyük avantaj” dediği hafta sonlarında…

Çünkü vaktini “çok ağır” olduğunu söylediği Fizik, Kimya, Biyoloji ve elbette İnkılap Tarihi derslerinden yüksek puanlar almak için çalışarak heba emesi gerekiyordu…

ZORUNLU EĞİTİM

Yiğit Can’ın başarısı ve geleceğe bakışı zorunlu eğitimin zihinlerimizde nasıl kökleştiğini gösteriyor.

O masumane bir şekilde okula devam etmesi gerektiğini ifade ediyor röportajlarında.

Okuldan öğreneceği bir şeyler olduğunu ve kişisel başarısı ne olursa olsun bir diploması olmadan Türkiye’de adam yerine konmayacağını biliyor çünkü.

Oysa ne kadar saçma ve ne kadar trajik…

Bir okulun umabileceğinin de ötesinde ilgi ve beceriye sahip birinin “ağır derslerle“ dolu örgün öğretimden zarardan başka alacağı ne olabilir.

Bir eğitim sisteminin nihai amacı böyle gelişmiş iç disiplini, kişisel merakı, başarma azmi olan insanlar yetiştirmek değil midir?  

Bugün Türkiye’de eğitimin bir zorunluluk olmasının meydana getirdiği büyük yıkımı konuşacak olgunluğa ulaşamadık hala…

90 yıl öncesinden gelen ve eğitimin “her şey” olduğuna dair yaygın kompleks hala toplumumuzu bir sürü gibi güdüyor.

Hiçbir kişisel başarı, hiçbir yetenek, eğitimin ancak okuldan alınabilecek bir şey olduğu ile ilgili kesin inancı sarsmaya yetmiyor.

Bu akıl dışı komplekse bütün toplumun eğitilmesi gibi bir devasa saçmalık da ekleniyor ki böylelikle işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor…

AMERİKA’NIN TARİHİNE BAKIN…

Amerika’yı var eden ve onu yirminci yüzyılın başında bir dev gibi dünya siyasetinin merkezine oturtan yaratıcı enerjinin kaynağı, diplomanın ne olduğunu bile bilmeyen yetenekli müteşebbislerin her sahada özgürce yaptıkları atılımlardır.

Amerika’yı büyük yapan bu müteşebbisleri her şekilde desteklemesi, kişisel azmin önündeki legal, illegal tüm engelleri hükümet eliyle yıkmasıydı. 

Bu nedenle Amerikan Rüyası diye bir mit oluştu ve milyonlar bu mitin peşinden Batı’ya doğru koştu.

Yakın zamana kadar bilginin en değerli olduğu yerlerin başında geliyordu Amerika…  

Bugün hızla yozlaşan, patent sayılarından da anlaşıldığı kadarıyla yenilikçi enerjisi ciddi ölçüde darbe yiyen ABD’nin bu düşüşünün ardında herkes için geçerli zorunlu eğitim sisteminin hatırı sayılır bir payı var.

Okulun verebileceğinden fazlasına sahip olsanız bile tezgaha girmeniz gerektiğini söyleyen zorunlu eğitim dünyanın pek çok ülkesinde böyle acımasızca işliyor.     

Eğitim sistemi dediğiniz Yiğit gibilerin özgün cevherlerini işleyerek ışıldatmaları için gerekli şartların oluşturulmasından başka ne olabilir ki?

Bizdeki eğitim sistemiyse Yiğitleri “ortalamaya”uyduracak kadar törpülemek ve toplumun farklı potansiyeldeki bütün evlatlarını vasatta eşitlemekten ibaret bir pres makinesi…

Bu bir cinayettir.

Hem de insanın kendi evlatlarını öldürmesi türünden akıl almaz bir cinayet…

Hatta, ülkenin yetenekli insan kaynağını keşfedip geliştireceği yerde, onu not şiddetiyle, depresif ders çeşitliliğiyle, aptalca rekabetle iğdiş etmek, cinayetten öte bir katliamdır…

Bizim heba etmeye tahammülümüzün olduğu tek bir cevherimiz, tek bir yeteneğimiz, tek bir genç dimağımız yok!

Fatih Sultan Mehmet’in ifadesiyle, on beşinci yüzyıldan beri “Kaht-ı Rical”,  adam  kıtlığından mustaribiz…

Ve neredeyse iki yüz yıldır insan kaynağımızı kaybediyoruz…

Dolayısıyla zorunlu eğitimin, Yiğit gibi sorgulayıcı yeteneklerimizin heveslerini söndürüp onları silik birer popüler kültür genci haline getirmesine acilen bir son vermemiz gerekiyor…

YORUM YAZ

  • AblaAbla3 ay önce
    Ahhh hocam bu bizim en büyük sine i yaremiz Allah razı olsun olsun bu konuyla ilgilendiğiniz içinkaleminize sağlık yüreğinize sağlık ne de güzel ifade etmişsiniz bu durumda olan kendimde(üniversite)dahil birçok öğrenci tanıyorum bunlardan biride kardeşim(lise 3),göz göre görebu çapraşık eğitim sisteminde boğuluyoronun bu haline çok üzülüyorum halbuki öyle yetenekli ve zeki ki ilgi alanıbilgisayar ve bilişim bahsettiğiniz kardeşimiz gibi kendi kendine kodlama öğrendi sonrasındaüniversite öğrencilerinin yaptığı birçok işlemi şimdi kendi yapıyor meselaancaküniversiteyi kazanmak, karşısında dağ gibi bir engel var...inş. Bu konudagerçekçi çözümler bulunur ve uygulanır ...