Başörtü yasakçısına “Zorba” demişiz, cezayı da yemişiz!
“Başörtü” der demez..
“Türban” kelimesinin daha ilk hecesini söylerken..
Hemen çıkışıyorlar..
“Hâlâ orada mısınız?”
İnsanlar da sanıyorlar ki..
Başörtü yasağı tümü ile kalktı..
Yasakçılar tümü ile tasfiye edildi..
Başörtü yasağının kalkmasını isteyenler, bu uğurda mücadele verenler, kamunun her bir yerinde el üstünde tutuluyorlar..
Hiç alakası yok..
Başörtülüler hâlâ ikinci sınıf vatandaş gibi görülüyor..
Başörtüsüne yasağı eleştirenler, hâlâ cezalandırılıyor..
Başörtü hâlâ suç aleti gibi görülüyor..
•
Tabii ki bu tespiti yaparken, “28 Şubat süreciyle bire bir aynıyız” deme noktasında olmamız mümkün değil..
Tabii ki çok büyük mesafeler katedildiğinin farkındayım..
Üniversitelerde başörtü artık serbest.
Ama “düşük not verme” uygulaması, çaktırmadan “tahkir etme”, takdire dayalı konularda, tercih hakkını “olumsuz kullanma” şeklinde ayrımcı uygulamalar birçok yerde sürüyor..
Dolayısıyla her şey güllük gülistanlık değil..
En azından şunu söyleyelim: Belli çevrelerin kafasında, bu yasak hâlâ savunuluyor..
Bu yasağı tekrar uygulamaya koymak için, fırsat kollanıyor..
Bugünkü gazetemizde haberini okuyacağınız, bir minibüste saldırıya uğrayan başörtülü kızımızın durumu bunun bir örneği..
Bu saldırıya karşı, medyanın ayaklanmayıp, cılız itirazlarla işin geçiştirilmek istenmesi, medyanın nasıl bir çelişki içinde olduğunu gösteren daha da vahim bir örnek..
Şortlu bir kıza, ne idüğü belirsiz bir kişinin attığı tekme üzerine kıyametler kopartan medya organları, şimdi sessizliğe bürünmüş, sanki saldırıya uğrayan kız doğru konuşmuyormuş gibi istifham üretme peşinde..
CHP’liler ise, başı açıkların uğradıkları gelişigüzel saldırılara kıyasla, başörtülü kız öğrenciye yapılan saldırıda, tam bir “üç maymunu oynama” hüviyetinde..
•
Gelelim.. “Başörtü yasağı” konusunda en ciddi eleştirel haberleri yapan Akit’in başına geleni yazmaya..
Çok değil, 12 Eylül 2013 ve devam eden günlerdeki haberlerimiz..
“Hem zorba hem küstah” demişiz..
“Av. Zübeyde Kamalak’ı başörtülü olduğu için duruşmadan atan ve bu sebeple hakkında soruşturma açılan YARSAV’lı hakim Mustafa Karadağ, Danıştay üyelerine ve HSYK’ya ağır ifadelerle saldırdı” demişiz..
Ertesi günü, “Zorba hakime suç duyurusu” demişiz.
Sonraki gün, “İşte tipik YARSAV kafası” demişiz..
Başörtülü avukatları duruşmada çıkartan YARSAV üyesi Mustafa Karadağ şikayet etmiş..
Üç senedir yargılandığımız davada..
Dün cezayı yemişiz!
•
Nasıl bir Türkiye burası?
“Diktatör” deniliyor..
“Diktatör” dedikleri kişinin, eşi, kızları, gelinleri başörtülü..
Ama başörtülü avukat duruşmadan atılıyor..
Yıllarca bu sorun çözülemiyor..
Danıştay kararı ile çözüldüğünde de..
Ankara’da bir hakim..
“Ben Danıştay kararı falan takmam” diyor..
Yine başörtülü avukatları duruşmalara almıyor..
Tekrar altını çizeyim..
Sözümona burası bir diktatörün ülkesi..
Ve duruşmalardan atılan da..
Diktatör diye suçlanan kişinin aile hayatındaki kişilerin kıyafeti ile benzer bir kıyafet giydiği için, hakarete uğruyor..
Bu olay Akit gazetesi tarafından haber yapılıyor..
Başörtülü avukatı duruşmadan atan hakim, mesleğine devam ediyor..
Aynı adliyede, yine hakimlik yapıyor..
Ama Akit’in Sorumlu Müdürü Zekeriya Say, üç yıldır yargılandığı davanın sonunda, mahkum oluyor..
Niye?
Başörtülü avukatı duruşmadan çıkaran hakime, gazetedeki haberde “Zorba” denildiği için.
“Küstah” denildiği için..
“Militan” denildiği için..
Söyler misiniz.. Nasıl bir Türkiye burası?
•
Haklarını yemeyelim..
HSYK, Danıştay kararını uygulamayan bu hakime..
Bazı cezalar verdi..
“Küçük küçük” cezalar..
Hani varlığı ile yokluğu belirsiz cezalar..
Bir hakim, mini etekli bir avukatı duruşmadan çıkarsa..
Ardından alacağı cezanın ben diyeyim, onda biri oranında..
Siz deyin yüzde bir oranında..
Sembolik cezalar..
O cezalar sembolik kaldığı için..
Akit’i yargılayan hakim de şöyle düşünmüş olmalı: “Küçücük meselede, koskoca hakime, ‘Küstah’ denir mi?.. ‘Zorba’ denir mi?”
Ve basıyor cezayı..
•
Garip duruma bakın ki..
O tarihte YARSAV’lı hakimi, başörtü yasakçısı olarak görerek haber yaptığımızda..
Duruşmadan çıkarılan Av. Zübeyde Kamalak’ın eşi Mustafa Kamalak da..
Saadet Partisi Genel Başkanı olarak..
Samanyolu Haber’e çıkıp.
Siyasi iktidar eleştirisi yapıyordu..
Sonraki süreçte gördük ki..
Yasakçı hakimin üye olduğu YARSAV’ın Genel Başkanı Murat Arslan, aslında Samanyolu Haber’in ekranlarda temsil ettiği FETÖ’nün bir mensubu imiş..
Herşey birbirine karıştı değil mi?
Maalesef öyle..
Kimin eli, kimin cebinde belli değil..
Ama şu çok net belli..
Başörtü yasakçıları, her daim el üstünde..
Ufak tefek soruşturmalara muhatap oluyorlarsa da..
Hep kendilerini kurtarıyorlar..
Olan, özgürlüğü savunanlara oluyor..
Şikayetçi miyiz?
Tabii ki değiliz..
Sadece bilinsin diye not ettik..
Hani eli kanlı teröristlere destek veren akademisyenlere sahip çıkan mahallemizin kalemşörleri var ya..
Bilsinler istedik..
Zinhar; yardım falan istiyor değiliz..
Saflarını belirlerken, gerçekleri görsünler, yeter!