• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İstanbul'a suikast için geldiler! Hücre evine baskında korkunç plan ortaya çıktı

İstanbul'da bir iş insanına suikast düzenlemek amacıyla şehir dışından geldikleri belirlenen 4 şüpheli, polis ekiplerinin düzenlediği operasyonla yakalandı. Kağıthane'deki hücre evine yapılan baskında AK-47 uzun namlulu tüfek ve ruhsatsız tabanca ele geçirilirken, şüphelilerin kabarık suç dosyaları dikkat çekti.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

Suikastın Emrini Kim Verdi? Mahir Kaynak'ın Paradigmasıyla İstanbul'daki Hücre Evine Bakmak İstanbul'da bir iş insanına yönelik suikast hazırlığının polis operasyonuyla engellenmesi, sıradan bir asayiş haberi olarak geçiştirilecek bir olay değildir. Şehir dışından İstanbul'a gelen dört şüpheli, Kağıthane'de kiraladıkları hücre evinde yakalandı. Evde AK-47 marka uzun namlulu tüfek, ruhsatsız tabanca ve çok sayıda mühimmat ele geçirildi. Üstelik şüphelilerin hedefinde iş dünyasının yanı sıra spor, sanat ve cemiyet çevrelerinde tanınan bir iş insanının bulunduğu iddia edildi. Polisin zamanında müdahalesiyle muhtemel bir cinayetin önüne geçilmiş olması elbette önemli bir başarıdır. Ancak asıl cevap bekleyen soru şudur: Bu dört kişi kendi iradeleriyle mi hareket ediyordu, yoksa birilerinin verdiği talimatı yerine getirmek üzere mi İstanbul'a gönderilmişlerdi? Suikastın hedefi kimdi sorusu kadar, hatta belki ondan daha önemli olan soru, bu suikastın arkasında kimin bulunduğudur. Merhum istihbaratçı Mahir Kaynak'ın olaylara yaklaşımında dikkat çeken bir düşünce yöntemi vardı: Bir olayın arkasındaki güç ilişkilerini anlamak istiyorsanız, öncelikle o olaydan kimin çıkar sağlayacağını sorgulamalısınız. Çünkü uluslararası siyasette görünen aktörlerle gerçek karar vericiler her zaman aynı olmayabilir. Sahadaki kişiler çoğu zaman daha büyük hesapların yalnızca uygulayıcılarıdır. Bu yaklaşımı İstanbul'daki suikast iddiasına uyarladığımızda karşımıza çok önemli sorular çıkıyor. Bir iş insanının ortadan kaldırılması kimin işine yarayacaktı? Böyle bir cinayet Türkiye'de hangi ekonomik, siyasi veya toplumsal dengeleri etkileyecekti? Bu eylem yalnızca kişisel bir hesaplaşmanın sonucu muydu, yoksa daha geniş bir planın parçası mıydı? Şüphelilerin İstanbul'a gelişleri, kullandıkları silahlar, bağlantıları ve kendilerine verilen talimatlar hangi odaklara uzanıyordu? Bunlar cevaplanmadan olayın arkasındaki gerçek iradeyi anlamak mümkün değildir. Peki, İsrail bu denklemde neden akla geliyor? Bana göre İsrail'in Türkiye'ye yönelik stratejik yaklaşımı ve bölgede yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, bu ihtimalin de araştırılması gerekir. Türkiye'nin savunma sanayisinde kaydettiği ilerleme, bölgesel etkinliğini artırması, Filistin meselesinde sergilediği tutum ve İslam dünyasında giderek daha fazla söz sahibi olma çabası, bazı uluslararası güçlerin çıkarlarıyla çatışmaktadır. İsrail'in bölgede kendisine rakip gördüğü güçlerin etkisini sınırlandırmak istemesi, güvenlik ve istihbarat çevrelerinde üzerinde durulması gereken bir konudur. Ancak burada önemli bir ayrım yapalım: İsrail'in Türkiye ile yaşadığı stratejik çıkar çatışmaları, İstanbul'daki bu suikast girişiminin arkasında İsrail'in bulunduğunu kanıtlamaz. Şu aşamada böyle bir bağlantıyı ortaya koyan doğrulanmış bir delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte, ihtimalleri araştırmadan peşinen elemek de doğru değildir. Devlet aklı, duygularla değil, istihbaratla, delillerle ve soğukkanlı analizlerle hareket etmelidir. Unutmayalım ki büyük operasyonlarda tetiği çeken kişi ile tetiği çektiren kişi çoğu zaman aynı değildir. Birileri silahı temin eder, birileri hedefi belirler, birileri parayı verir, birileri de sahadaki kişileri yönlendirir. Asıl mesele, bu zincirin en üst halkasına ulaşabilmektir. İşte bu nedenle dört şüphelinin yakalanması operasyonun yalnızca ilk aşamasıdır. Şimdi güvenlik birimlerinin yapması gereken, bu kişilerin telefon kayıtlarından para hareketlerine, irtibatlarından silah teminine, İstanbul'a geliş organizasyonundan varsa yabancı bağlantılarına kadar bütün ilişkileri ortaya çıkarmaktır. Türkiye, yalnızca tetiği çekmek isteyenleri değil, tetiği çektirenleri de bulmalıdır. Çünkü bir suikastın arkasındaki gerçek irade ortaya çıkarılmadığı sürece tehlike bütünüyle ortadan kalkmış sayılmaz. Bugün dört kişi yakalanır, yarın başka dört kişi bulunur. Fakat emir veren mekanizma yerinde duruyorsa tehdit de varlığını sürdürür. Mahir Kaynak'ın yaklaşımından hareketle bir kez daha soralım: Böyle bir suikasttan kim kazanç sağlayacaktı? Türkiye'nin huzursuzluğundan, ekonomik istikrarının bozulmasından, iş dünyasında korku iklimi oluşmasından ve toplumsal güvenin zedelenmesinden kimler fayda görecekti? Bu soruların cevabı, soruşturmanın yönünü belirleyecek önemli ipuçları taşıyabilir. Bizim beklentimiz, güvenlik güçlerinin bu dosyayı yalnızca bir cinayet hazırlığı soruşturması olarak değil, bütün bağlantılarıyla aydınlatılması gereken ciddi bir güvenlik meselesi olarak ele almasıdır. Türkiye artık vekillerle, taşeronlarla ve karanlık bağlantılarla yürütülen operasyonların arkasındaki asıl iradeyi deşifre edecek tecrübeye ve devlet kapasitesine sahiptir. Son sözümüz şudur: Suikastın hedefini öğrenmek önemlidir ama emrini verenin kim olduğunu ortaya çıkarmak çok daha önemlidir. Çünkü tetiği çeken el değişebilir; fakat o eli yöneten akıl bulunmadıkça tehlike bitmez.
  • 1 Saat Önce

Sassas

Aha yakaladın ne olacak hiç ufak bir ceza dışarı cinayetle eş değer yargılayacaksınızki sonrakiler cesaret efemesin kıytırık cezalar cessretlendiriyor
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23