• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Şamil Tayyar’dan soruşturmayı sulandıranlara tepki: Fonzadeler ile fonzedeler iyi ayırt edilmeli!

Fon soruşturmasını sulandıranlara "Fonzadeler ile fonzedeler iyi ayırt edilmeli!" diyerek tepki gösteren Şamil Tayyar, “Fonda işlem yapan herkes vurguncu değildir” ifadelerini kullandı.

4 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

VURGUNCULAR SERVET BİRİKTİRDİ, FATURAYI TÜRK HALKI ÖDEDİ! Şamil Tayyar, fon soruşturmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Fonzadeler ile fonzedeler iyi ayırt edilmeli” diyor. Elbette hukuken suç işleyenle mağdur olan birbirinden ayrılmalıdır. Ancak ben meseleye bir de başka pencereden bakıyorum. Bu fon işine girenlerin büyük bölümü neyin peşindeydi? Alın teri dökmeden, üretmeden, çalışmadan, kısa zamanda büyük paralar kazanmanın değil mi? Birileri kazandı, birileri kazanamadı, birileri de zarar etti. Peki, bütün bu para oyunlarının ülke ekonomisine ve kamu kaynaklarına yansıyan bedelini kim ödüyor? İşte benim asıl üzerinde durduğum mesele budur. Türkiye'de yıllardır değişmeyen acı bir gerçek var. Birileri servetine servet katarken, birileri siyasetin ve bürokrasinin imkânlarından yararlanırken, birileri de milletin ortak kaynaklarını kendi çıkarlarına kullanırken, faturanın önemli bir bölümü dönüp dolaşıp vatandaşın önüne geliyor. Vergi olarak geliyor, enflasyon olarak geliyor, işsizlik olarak geliyor, hayat pahalılığı olarak geliyor. Sonunda hiç fon hesabı açmamış, borsada işlem yapmamış, hayatında milyon dolar görmemiş gariban vatandaş da bu düzenin ekonomik yükünü sırtlanmak zorunda kalıyor. Şimdi soruyorum: Türkiye'nin geçmişine baktığımızda kaç büyük yolsuzluk iddiası, kaç banka skandalı, kaç kamu zararı, kaç usulsüz ihale ve kaç siyasi çıkar ilişkisiyle karşılaşıyoruz? Her dönemde başka isimler, başka yöntemler, başka gerekçeler ortaya çıkmış. Ama değişmeyen bir şey olmuş: Milletin hakkını koruması gereken sistem, zaman zaman o hakkın istismar edilmesine engel olamamış. Mesut Yılmaz dönemini hatırlayalım. Bankacılık sektöründeki tartışmaları, Türkbank meselesini ve siyasetin ekonomi üzerindeki etkisini unutabilir miyiz? Süleyman Demirel dönemlerinde yaşanan siyasi ve ekonomik tartışmaları, kamu kaynaklarıyla ilgili iddiaları hafızamızdan silebilir miyiz? Turgut Özal dönemindeki özelleştirme uygulamalarını, hayali ihracat tartışmalarını ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin eleştirileri görmezden gelebilir miyiz? Tansu Çiller döneminde yaşanan ekonomik krizleri, kamu bankalarıyla ilgili tartışmaları, siyasi ve ekonomik ilişkiler hakkındaki iddiaları nereye koyacağız? Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde patlak veren 2001 ekonomik krizinin milletimize ödettiği ağır bedeli nasıl unutacağız? Bir gecede değişen ekonomik dengeler, kapanan işyerleri, işsiz kalan insanlar, değer kaybeden Türk lirası ve geleceğinden endişe eden milyonlarca vatandaş... Bunlar bu milletin hafızasında hâlâ canlıdır. Elbette ekonomik krizlerin tamamını hırsızlıkla açıklayamayız. Yanlış ekonomi politikaları, denetimsizlik, siyasi istikrarsızlık ve uluslararası gelişmeler de krizlere yol açabilir. Fakat sonuç değişmiyor. Yönetimde yapılan büyük hataların bedelini çoğu zaman o kararları verenler değil, vatandaş ödüyor. Bir de FETÖ meselesi var. Devletin kurumlarına sızan, milletin imkânlarını kendi örgütsel çıkarları doğrultusunda kullanan ve sonunda ülkenin bağımsızlığına kasteden bu yapılanmanın Türkiye'ye verdiği zararı yalnızca parayla ölçebilir miyiz? Çalınan yıllar, kaybedilen fırsatlar, yıkılan hayatlar ve devletin uğradığı zarar hangi hesap makinesine sığar? Gelelim bugüne. Fon soruşturmasında ortaya atılan iddialar, adı geçen kişiler ve konuşulan astronomik rakamlar vatandaşın aklını karıştırıyor. Milyarlarca dolarlık iddialar konuşulurken kamuoyu hâlâ şu soruların cevabını bekliyor: Bu paralar nereden geldi? Kimler kazandı? Kimler zarar etti? Usulsüzlük varsa kimler buna göz yumdu? Kamu kaynakları kullanıldı mı? Devletin ve milletin uğradığı somut zarar ne kadar? Mustafa Sarıgül ve başka isimler hakkında ortaya atılan milyarlarca dolarlık iddialar da dâhil olmak üzere, bütün suçlamalar belgeyle araştırılmalı, doğrulanmayan rakamlar kesin gerçekmiş gibi kabul edilmemelidir. Çünkü milletin ihtiyacı dedikodu değil, hakikattir. Soruşturmanın amacı da yalnızca birkaç kişiyi suçlamak değil, varsa bütün suç ağını ortaya çıkarmak olmalıdır. CHP'li belediyeler hakkında gündeme gelen yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları da aynı ciddiyetle araştırılmalıdır. Belediye kasasındaki para bir siyasi partinin değil, milletindir. O paranın içinde emeklinin vergisi, işçinin alın teri, esnafın kazancı vardır. Belediyeyi kim yönetirse yönetsin, milletin bir kuruşunu haksız yere kullanan varsa hukuk önünde hesap vermelidir. Aynı ölçü AK Partili belediyeler için de geçerli olmalıdır. Benim için yolsuzluğun partisi olmaz. Hırsızlık iddiası karşısında siyasi kimliğe göre tavır değiştirilmez. Bir insan kendi siyasi görüşüne yakın olanın yanlışını görmezden gelip karşı tarafın yanlışına bağırıyorsa, orada adalet değil, tarafgirlik vardır. Devletin malı hepimizin malıdır. Onu korumak da hepimizin görevidir. Şimdi geçmişten bugüne yaşanan ekonomik krizleri, kamu zararlarını, banka tasfiyelerini, yolsuzlukları ve kaynak israfını bir araya getirdiğimizi düşünelim. Acaba Türkiye'nin kaybı ne kadardır? Yüz milyarlarca dolar mı, bir trilyon dolar mı, iki trilyon dolar mı? Bunların toplamını ortaya koyan güvenilir ve kapsamlı bir hesap olmadan kesin rakam vermek doğru olmaz. Fakat kaybedilen kaynakların büyüklüğünü ve kaçırılan kalkınma fırsatlarını düşünmek bile insanın içini acıtıyor. Bir düşünün! Yıllar boyunca israf edilen, kötü yönetilen veya yolsuzlukla kaybedilen kaynaklar korunsaydı bugün kaç fabrika kurulabilirdi? Kaç gencimize iş bulunabilirdi? Kaç hastane, kaç okul, kaç üniversite yapılabilirdi? Emeklilerimizin hayat şartları ne kadar iyileşebilirdi? Çiftçimizin, esnafımızın, işçimizin sırtındaki yük ne kadar hafifleyebilirdi? Belki bütün borçlarımız bir anda bitmez, işsizlik ve yoksulluk tamamen ortadan kalkmazdı. Ama hiç şüphesiz daha güçlü bir ekonomi, daha sağlam bir kamu maliyesi ve daha yüksek bir toplumsal refah için çok daha büyük imkânlarımız olurdu. Benim asıl isyanım da bunadır. Bir tarafta sabahın karanlığında işine giden işçi, tarlasını sürmek için mazot hesabı yapan çiftçi, dükkânının kirasını çıkarmaya çalışan esnaf, ay sonunu getiremeyen emekli var. Diğer tarafta ise milyonları, milyarları konuşulan para ilişkileri, şaibeli işlemler ve bitmek bilmeyen yolsuzluk iddiaları var. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır? Gariban vatandaşın birkaç bin liralık borcu için kapısına icra dayanırken, milyonlarca dolarlık şaibeli işlemlerin aydınlatılması neden yıllar sürebiliyor? Devlet küçük alacağını tahsil ederken gösterdiği kararlılığı, büyük kamu zararlarının hesabını sorarken de göstermelidir. Ben artık yalnızca suçluların yakalanmasını yeterli görmüyorum. Eğer ortada yolsuzlukla elde edilmiş servet varsa, o servetin izinin sürülmesini, hukuken mümkün olan kısmının geri alınmasını ve milletin hazinesine kazandırılmasını istiyorum. Çünkü haksız kazanç sahibinin elinde kaldığı sürece adalet tam anlamıyla yerini bulmuş sayılmaz. Burada bir başka tehlikeye de dikkat çekmek istiyorum. Biz sürekli sivrisineklerle uğraşıyor, bataklığı kurutmayı ihmal ediyoruz. Bir yolsuzluk ortaya çıkıyor, birkaç kişi hakkında işlem yapılıyor, günlerce televizyonlarda konuşuluyor. Sonra başka bir skandal patlıyor ve önceki mesele unutuluyor. Peki, bu usulsüzlüklere imkân veren açıklar neden kapatılmıyor? Denetim mekanizmaları neden daha etkili hâle getirilmiyor? Büyük para hareketleri neden daha sıkı kontrol edilmiyor? Asıl mesele budur. Yolsuzlukla mücadele yalnızca suç işlendikten sonra harekete geçmek değildir. Önemli olan, milletin parasına uzanacak eli daha baştan durduracak sistemi kurmaktır. Şunu da unutmayalım: Devletin hazinesi, siyasilerin ve bürokratların şahsi kasası değildir. O hazine, seksen milyonu aşkın insanın ortak emanetidir. Yetimin hakkı vardır orada, emeklinin hakkı vardır, işçinin alın teri vardır, henüz dünyaya gelmemiş çocuklarımızın geleceği vardır. O emanete ihanet eden kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi partinin rozetini taşırsa taşısın, hukuk önünde hesap vermelidir. Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Türkiye'de yıllardır yaşanan bütün bu ekonomik kayıpların ve kamu zararlarının gerçek hesabını kim çıkaracak? Ben istiyorum ki devletimiz geçmişten bugüne büyük kamu zararlarını, yolsuzluk dosyalarını ve ekonomik krizlerin maliyetlerini mümkün olduğu ölçüde bağımsız ve şeffaf biçimde araştırsın. Kim ne kadar kamu zararına sebep olmuş, kim görevini ihmal etmiş, kim haksız kazanç sağlamış, millet bunları öğrensin. Çünkü bu millet yalnızca vergi ödemek için yaşamıyor. Bu milletin hakkını sormaya da hakkı var. Ve son sözüm şudur: Bu ülkede yıllarca birileri kazandı, birileri kaybetti. Ama en büyük kaybı, çoğu zaman o masalarda hiç oturmayan Türk halkı yaşadı. Artık milletin sofrasından eksilen ekmeğin, geleceğinden çalınan fırsatların ve hazinesinden kaybolan her kuruşun hesabı sorulmalıdır. Çünkü devletin hazinesinden haksız yere alınan para, yalnızca kasadan çıkan para değildir. O para, bir çocuğun geleceğinden, bir emeklinin sofrasından, bir işçinin alın terinden eksilen paradır. Ve unutulmasın: Milletin hakkını yiyenlerin kazancı ne kadar büyük olursa olsun, o kazancın üzerinde milyonlarca insanın ahı vardır. Haramın sefası olmaz, cefası olur!
  • 7 Dakika Önce

Vay vay

Milletin 800 milyarina çökmüşler, malı 29 ayrı ülkeye kaçırmışlar, isimleri bile gizleniyor. Buna da bağımsız tarafsız yargı deniliyor..O isimler açıklanmaz çünkü ucu yukarılara gider..iktidar fon hırsızlığı ve yolsuzluğunu unutturmaya çalışıyor, üstünü örtmek istiyor..çünkü malı götürenler dışarıda ve yandaş..
  • 1 Saat Önce

Şeref

Sayın Şamil , şu listeyi bir talep etsene yavvv
  • 1 Saat Önce

Alı

Bunlar iki bakana da ıftıra atmıs lardı unutmayın ayrıca 500 000 kısı bu fonlara yatırım yaptı bunlara gore hepsı suclumu ozaman neden paraları odensın diye bir taraflarını yırtıyorlar ne dediklerini kendileri de bilmiyor bir yalan atalım da ne olursa olsun kafasındalar
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23