• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Çoluğunuzu çocuğunuzu CHP\YP zihniyetinden koruyun! Epstein’den farksızlar

Zina kasetiyle genel başkanların değiştiği, taciz, tecavüz ve gayri ahlaki ilişkilerin sıradanlaştığı CHP’den kopan isimlerce kurulan Yeni Parti’deki ahlaksızlıklar mide bulandıran boyutlara ulaştı. Voleybolcu Derya Çayırgan’la gayrimeşru ilişki yaşadığı iddia edilen yolsuzluk zanlısı Ekrem İmamoğlu, Uşak’ta 21 yaşındaki belediye çalışanı ile otelde bornozlu halde basılan Özkan Yalım, iş vaadiyle aralarında 16 yaşındaki çocukların da olduğu 11 kızı fuhuşa zorladığı iddia edilen Muhittin Böcek’ten sonra gündeme Mustafa Sarıgül’ün uçkur skandalları damgasını vurdu.

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

BU NASIL SİYASET, BU NASIL AHLAK ANLAYIŞI? Uşak'tan Antalya'ya, İstanbul'dan Bursa'ya... Bu millet daha neler duyacak, daha neler görecek? İnsan bazen duyduklarına inanmak istemiyor. Bir haber okuyorsunuz, ardından bir başkası geliyor. Henüz ilkinin şaşkınlığını üzerinizden atamamışken bu defa çok daha ağır iddialarla karşılaşıyorsunuz. Kendi kendinize soruyorsunuz: Allah aşkına, biz siyaset haberleri mi okuyoruz, yoksa bir korku filminin senaryosunu mu? Son zamanlarda CHP ve ondan kopan siyasi çevrelerle ilişkilendirilen bazı isimler hakkında gündeme gelen iddialar, yalnızca siyasi tartışmaların değil, toplumsal ahlâkın da sorgulanmasını gerektiriyor. Bir tarafta yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, diğer tarafta uygunsuz ilişkiler, taciz ve cinsel istismar suçlamaları... Üstelik bazı haberlerde çocukların da adının geçmesi, meselenin vahametini daha da artırıyor. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu kadar ağır iddialarla gündeme gelen insanlar siyasette nasıl bu kadar yükselebiliyor? Bunları görevlendirenler, aday gösterenler, siyasi makam ve yetki verenler hiç mi sorgulama yapmıyor? Siyasetçi dediğimiz insan, toplumun önünde yürüyen, davranışlarıyla örnek olması beklenen kişidir. Hele belediye başkanlığı gibi doğrudan vatandaşın hayatına dokunan bir makamda bulunuyorsa sorumluluğu çok daha büyüktür. Vatandaş size şehrini emanet ediyor, bütçesini emanet ediyor, çocuklarının geleceğini emanet ediyor. Sizden beklediği şey dürüstlük, adalet, hizmet ve güvenilirliktir. Peki, kamuoyunun gündemine gelen bu iddialar karşısında siyasi partilerin sorumluluğu nerede başlıyor? İşte asıl üzerinde durulması gereken mesele budur. Bir partinin mensubu hakkında ağır bir suçlama ortaya atıldığında yapılması gereken, meseleyi siyasi kavga malzemesine dönüştürmek değil, iddiaların bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılmasını sağlamaktır. Suç varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmamalı, iftira varsa o da ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü adalet, yalnızca sevmediğimiz insanlara uygulanacak bir ölçü değildir. Benim asıl anlamakta güçlük çektiğim husus şu: Bir siyasi partinin yöneticileri, kendi mensupları hakkında ortaya atılan böylesine ağır iddialar karşısında nasıl bir ahlâkî sorumluluk hissediyor? Sadece seçim kazanmak mı önemlidir? Sadece belediye başkanlığı koltuğunu elde etmek mi başarı sayılacaktır? Peki ya milletin güveni? Peki ya ahlâk? Peki ya gençlerimize bırakacağımız örnekler? Bugün bir siyasetçinin adı yolsuzlukla, diğerinin adı cinsel istismar iddialarıyla anılıyorsa toplumun rahatsızlık duymasından daha doğal ne olabilir? Elbette iddia başka, mahkeme kararı başkadır. Hiç kimse hakkında kesinleşmiş hüküm olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak bu hukukî gerçek, siyaset kurumunun kamuoyuna açıklama yapma ve hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Şunu da açıkça ifade etmek istiyorum: Ahlâksızlığın partisi, hırsızlığın siyasi görüşü, vicdansızlığın ideolojisi olmaz. Kim yaparsa yapsın yanlıştır. CHP'li yapınca da yanlıştır, AK Partili yapınca da yanlıştır. Bir başka partinin mensubu yapınca da aynı derecede yanlıştır. Benim ölçüm parti rozeti değil, insanın karakteridir. Ama bir siyasi hareket, mensupları hakkında peş peşe ortaya çıkan ağır iddiaları ciddiyetle ele almıyorsa, işte o zaman eleştiri yalnızca şahıslara değil, o hareketin yönetim anlayışına da yönelir. Çünkü siyaset, insanları makam sahibi yapma yarışı değildir. Siyaset, millete hizmet etme sorumluluğudur. Bir de işin ailelerimizi ilgilendiren tarafı var. Biz çocuklarımıza dürüst olmayı, harama el uzatmamayı, başkasının namusuna ve hakkına saygı göstermeyi öğütlüyoruz. Onlara güzel ahlâkın önemini anlatıyoruz. Fakat toplumun önünde bulunan bazı isimler hakkında böylesine çirkin iddialar gündeme geldiğinde gençlerimizin zihninde nasıl bir siyasetçi görüntüsü oluşuyor? İşte benim asıl korkum budur. Gençlerimizin, makam ve mevki sahibi olmanın insana her türlü yanlışlığı yapma hakkı verdiğini düşünmelerinden korkuyorum. Hayır efendim! Makam yükseldikçe sorumluluk artar. Yetki büyüdükçe hesap verme mecburiyeti de büyür. Hele çocuklara yönelik istismar iddiaları söz konusu olduğunda, siyasi hesapların tamamı bir kenara bırakılmalıdır. Çocukların korunması, mağdurların güvenliği ve gerçeğin ortaya çıkarılması her türlü parti çıkarının üzerinde tutulmalıdır. Buradan CHP ve diğer siyasi partilerin yöneticilerine seslenmek istiyorum: Milletin karşısına çıkarken yalnızca projelerinizi, vaatlerinizi, seçim başarılarınızı anlatmayın. Adaylarınızın hangi ahlâkî ölçülerle belirlendiğini, ağır iddialar karşısında nasıl bir tutum aldığınızı da açıklayın. Çünkü bu milletin yalnızca yol, köprü, park ve belediye hizmetlerine ihtiyacı yoktur. Bu milletin dürüst, güvenilir, vicdan sahibi yöneticilere de ihtiyacı vardır. Unutmayalım ki bir toplumun çöküşü yalnızca ekonomik sıkıntılarla başlamaz. Asıl tehlike, yanlışların sıradanlaşması, utanma duygusunun kaybolması ve insanların kötülük karşısında sessizleşmesidir. Ben, hiçbir siyasi partinin bütün mensuplarını aynı kefeye koymayı doğru bulmam. Her partinin içerisinde dürüst, namuslu, ahlâklı insanlar bulunabilir. Fakat bu gerçek, siyaset kurumunun içerisindeki çürümüşlüğe karşı susmamızı da gerektirmez. Bizim istediğimiz temiz siyaset, temiz toplum ve tertemiz bir gelecek. Çocuklarımızı koruyacaksak onları yalnızca kötü alışkanlıklardan değil, kötülüğü normalleştiren anlayışlardan da korumalıyız. Son sözüm şudur: Siyasetçinin cebindeki parti kimliği, vicdanındaki ahlâkın önüne geçmemelidir. Çünkü bir insanı değerli kılan oturduğu koltuk, taşıdığı unvan veya arkasındaki siyasi güç değildir. Onu değerli kılan doğruluğu, dürüstlüğü, merhameti ve karakteridir. Unutmayalım: Makam insanı yüceltmez; insan, ahlâkıyla makamı yüceltir. Ve hangi partiden olursa olsun, ahlâkını kaybeden bir siyasetçinin millete verebileceği hiçbir güzel örnek yoktur.
  • 1 Saat Önce

senol

epshtaın turkıyede arastırılmasın dıyen herkes suclu...
  • 1 Saat Önce

ata

duyuldu da böylesi yok be...
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23