• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

31 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Sözünü istifadelerinize sunuyoruz... (31 Ekim 2026)

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

EVİMİZDE HUZUR VE BEREKET İSTİYORSAK ALLAH'IN RIZASINI GÖZETMELİYİZ! Her insan yuvasında huzur, mutluluk ve bereket ister. Sabah gözlerini açtığında güler yüzle karşılanmak, akşam evine döndüğünde huzur bulmak, eşiyle ve çocuklarıyla sevgi içerisinde yaşamak ister. Peki, bütün bunları isterken üzerimize düşen sorumlulukları ne kadar yerine getiriyoruz? Evimizin huzurunu yalnızca maddi imkânlarda mı arıyoruz, yoksa o huzurun asıl kaynağını da düşünüyor muyuz? Kanaatimce bir evin gerçek zenginliği, içerisindeki pahalı eşyalar, gösterişli mobilyalar veya bankadaki paralar değildir. Bir evin gerçek zenginliği, o evde Allah'ın rızasının gözetilmesi, sevginin, saygının, edebin ve güzel ahlâkın hâkim olmasıdır. Unutmayalım ki para ile güzel bir ev satın alabilirsiniz ama huzurlu bir yuva satın alamazsınız. En pahalı yataklarda uyuyabilirsiniz ama vicdanınız rahat değilse huzurlu bir uyku uyuyamazsınız. İşte bunun için diyorum ki evimizde huzur ve bereket istiyorsak öncelikle hayatımızı Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına uygun yaşamaya gayret etmeliyiz. Peki, nereden başlamalıyız? Elbette önce kendimizden ve ailemizden! Bir ailede anne ve baba yalnızca çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu değildir. Onların ahlâkından, terbiyesinden, yetişmesinden ve manevi gelişiminden de sorumludur. Çocuğumuza güzel elbiseler almak kadar, ona güzel ahlâk kazandırmayı da önemsemeliyiz. Özellikle buluğ çağına gelen kız ve erkek çocuklarımıza mahremiyetin ne olduğunu, tesettürün önemini, edep ve hayânın insanı nasıl güzelleştirdiğini anlayabilecekleri bir dille anlatmalıyız. Burada özellikle belirtmek istiyorum: Mahremiyet yalnızca kadınların dikkat etmesi gereken bir husus değildir. Erkekler de giyimlerine, bakışlarına, sözlerine ve davranışlarına dikkat etmekle yükümlüdür. İslâm'da edep ve hayâ hem kadına hem erkeğe emredilmiştir. Bir baba oğluna, bir anne kızına güzel ahlâkı anlatırken önce kendi yaşayışıyla örnek olmalıdır. Çünkü çocuklar çoğu zaman anne ve babalarının söylediklerinden ziyade yaptıklarını örnek alırlar. Anne ve baba evde mahremiyete önem vermiyorsa, konuşmalarında ölçülü davranmıyorsa, birbirlerine saygı göstermiyorsa çocuklarından farklı bir davranış beklemeleri ne kadar doğru olur? Bir başka önemli husus da karşı cinsle olan münasebetlerimizdir. Günümüzde kadınlarla erkeklerin eğitimde, iş hayatında ve sosyal çevrede birbirleriyle konuşmaları, görüşmeleri ve birlikte çalışmaları hayatın tabii bir gerçeğidir. Ancak bu ilişkilerde edep, saygı ve mahremiyet ölçülerinin korunması gerektiğine inanıyorum. İnsan karşısındaki kişiye nazik davranmalı, fakat nezaketle gereksiz samimiyet arasındaki farkı da bilmelidir. Özellikle evli insanların eşlerinin güvenini sarsacak, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek veya karşı tarafta duygusal bir yakınlaşma beklentisi oluşturabilecek davranışlardan uzak durmaları gerekir. Şunu da unutmayalım: Bir insanın güler yüzlü olması yanlış değildir. Yanlış olan, bu yakınlığı istismar etmek veya karşısındaki insanın iyi niyetini farklı anlamlara çekmektir. Herkes kendi sözünden, bakışından ve davranışından sorumludur. Bugün nice ailelerin huzurunun, başlangıçta masum görülen fakat zamanla sınırları aşan ilişkiler yüzünden bozulduğunu görüyoruz. Önce gereksiz bir samimiyet, ardından gizli yazışmalar, sonrasında ise eşler arasında güven kaybı... Oysa aile hayatının en kıymetli sermayesi güvendir. Güvenin kaybolduğu yerde şüphe başlar. Şüphenin çoğaldığı yerde ise huzur giderek azalır. Bunun için eşler birbirlerine karşı dürüst olmalı, birbirlerinden gizli ve aile huzurunu zedeleyecek ilişkilerden uzak durmalıdır. Ancak mahremiyeti korumak adına eşler birbirlerine baskı uygulamamalı, hayatı çekilmez hâle getirecek ölçüde kıskançlık göstermemelidir. Çünkü İslâm ahlâkı yalnızca sınır koymayı değil, adaletli, merhametli ve anlayışlı olmayı da gerektirir. Gelelim çocuklarımızın yetiştirilmesine... Çocuklarımızı yalnızca iyi okullarda okutmak, onlara meslek kazandırmak ve maddi geleceklerini hazırlamak yeterli değildir. Onlara helali, haramı, kul hakkını, doğruluğu, dürüstlüğü, iffeti ve güzel ahlâkı da öğretmeliyiz. Bir genç, yalnızca insanların kendisini gördüğü yerde değil, hiç kimsenin görmediği yerde de Allah'ın kendisini gördüğü bilinciyle hareket edebilmelidir. İşte gerçek terbiye budur! Fakat gençlerimize bu değerleri öğretirken onları korkutarak, aşağılayarak veya sürekli yasaklarla karşılarına çıkarak değil; sevgiyle, sabırla ve güzel örnek olarak yaklaşmalıyız. Çocuğumuz hata yaptığında onu kaybetmek yerine kazanmanın yollarını aramalıyız. Bir başka önemli konu da evlerimizin manevi iklimidir. Evlerimizde namaza önem veriliyor mu? Kazancımızın helal olmasına dikkat ediyor muyuz? Soframızda besmele, dilimizde şükür var mı? Eşimizle konuşurken kırıcı sözlerden sakınıyor muyuz? Çocuklarımızın yanında birbirimizin kalbini incitiyor muyuz? Bunların her biri üzerinde düşünmemiz gereken sorulardır. Çünkü huzurlu bir yuva yalnızca dışarıdan gelen kötülüklere kapısını kapatan yuva değildir. Aynı zamanda içeride yaşayan insanların birbirlerine merhametle davrandığı yuvadır. Bir baba evine geldiğinde çocukları korkuyla değil sevinçle karşılamalıdır. Bir anne ailesi için gösterdiği fedakârlığın kıymetinin bilindiğini hissetmelidir. Eşler birbirlerinin kusurlarını herkesin önünde dile getirmek yerine, baş başa konuşarak çözüm aramalıdır. Hele çocukların önünde yapılan kavgaların, onların küçücük dünyalarında nasıl yaralar açabileceğini asla unutmamalıyız. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de Rûm Suresi'nin 21. ayetinde eşler arasına sevgi ve merhamet koyduğunu bildiriyor. Demek ki aile hayatının temelinde yalnızca birtakım kurallar değil, sevgi ve merhamet de bulunmalıdır. Öyleyse Allah'ın rızasına uygun bir hayat sürmek istiyorsak yalnızca giyim kuşamımıza değil, dilimize, kalbimize, kazancımıza, davranışlarımıza ve aile fertlerine karşı tutumumuza da dikkat etmeliyiz. Dışarıda herkese güler yüz gösterip evde eşine ve çocuklarına kötü davranan bir insanın, güzel ahlâk konusunda kendisini sorgulaması gerekir. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Sevgili anne ve babalar, kıymetli gençler! Dünya hayatı gelip geçicidir. Bugün sahip olduğumuz güzellikler yarın elimizden çıkabilir. Fakat geride bırakacağımız güzel ahlâk, hayırlı evlatlar ve insanların gönlünde yaşayacak güzel hatıralar çok daha kıymetlidir. Evlerimizi yalnızca güzel eşyalarla değil, güzel ahlâkla süsleyelim. Sofralarımızı yalnızca çeşit çeşit yemeklerle değil, helal lokma ve şükürle bereketlendirelim. Çocuklarımızı yalnızca dünya hayatına değil, ahiret hayatına da hazırlayalım. Unutmayalım ki mahremiyet insanın vakarını, sadakat ailenin güvenini, güzel ahlâk ise yuvanın huzurunu korur. Allah'ın rızasını gözeten, birbirine sevgi ve merhametle yaklaşan ailelerin çoğalması, toplumumuzun da daha sağlam temeller üzerinde yükselmesine vesile olacaktır. Rabbim yuvalarımızdan huzuru, sofralarımızdan bereketi, kalplerimizden sevgiyi ve merhameti eksik etmesin. Âmin.
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23