• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Directus’tan çarpıcı itiraf: Tel Aviv ve Atina’da Türkiye-Suriye korkusu

Yunanistan’ın Directus sitesindeki analizde, Türk-Libya mutabakatının ardından Atina ve Tel Aviv’de büyük bir alarm oluştuğu belirtildi. Türkiye’nin Suriye ile olası bir deniz yetki alanları mutabakatı imzalaması ihtimalinin işgalci İsrail ile Yunan yönetimini derinden sarstığı vurgulanırken, bu stratejik hamlelerin Batı merkezli planları tamamen boşa çıkardığı kaydedildi.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE GERÇEĞİ: TEL AVİV VE ATİNA NEDEN TEDİRGİN? Dünya siyasetinde öyle gelişmeler vardır ki bir ülkenin attığı adım, binlerce kilometre ötede hesap yapanların uykusunu kaçırır. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de izlediği politika da işte böyle bir durum ortaya çıkarmıştır. Yıllardır bu coğrafyada Türkiye'yi kendi kıyılarına hapsetmek isteyenler, şimdi Ankara'nın atabileceği yeni adımların hesabını yapmakla meşgul. Yunanistan merkezli Directus sitesine atfedilen analizde, Türkiye'nin Libya ile yaptığı deniz yetki alanları mutabakatının ardından Suriye ile de benzer bir anlaşmaya yönelmesi ihtimalinin Atina ve Tel Aviv'de ciddi endişeler doğurduğu ileri sürülüyor. Bana kalırsa burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, Türkiye'nin ne yapmak istediğinden çok, başkalarının Türkiye'nin haklarını kullanmasından neden bu kadar rahatsız olduğudur. Bir düşünelim. Türkiye kendi kıyılarının karşısındaki ülkelerle görüşüyor, denizlerdeki haklarını korumaya çalışıyor, ekonomik ve stratejik menfaatlerini gözetiyor. Peki, bunda yanlış olan nedir? Başka devletler kendi çıkarları için anlaşmalar yapınca diplomasi oluyor da Türkiye aynı yolu izleyince neden tehlike çanları çalıyor? Demek ki mesele yalnızca deniz sınırları değil. Mesele, Türkiye'nin kendisine biçilen dar alana razı olmamasıdır. Doğu Akdeniz sıradan bir deniz değildir. Enerji kaynakları, ticaret yolları, askerî güvenlik ve uluslararası ulaşım bakımından son derece önemli bir bölgedir. Bu bölgede söz sahibi olmak isteyen devletlerin sayısı da az değildir. Ancak bazı çevrelerin gözden kaçırdığı bir gerçek var: Türkiye, Doğu Akdeniz'in en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip olan, tarihî ve coğrafi ağırlığı bulunan güçlü bir devlettir. Türkiye'yi yok sayarak Doğu Akdeniz'in geleceğini belirlemeye çalışmak, haritada Türkiye'nin üzerini kalemle çizmek kadar anlamsızdır. Libya ile yapılan mutabakat bunun en açık örneklerinden biridir. Ankara, kendisini dışlayan deniz yetki alanı hesaplarına karşı diplomatik bir hamle yaptı. Şimdi Suriye ile benzer bir anlaşmanın gündeme gelme ihtimali bile bazı başkentlerde rahatsızlık oluşturuyorsa, bunun üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir. Burada Suriye meselesinin ayrı bir önemi var. Türkiye ile Suriye iki komşu ülkedir. Aralarında uzun bir kara sınırı bulunduğu gibi Akdeniz'e açılan kıyıları da vardır. Geçmişte yaşanan acı olayların, siyasi anlaşmazlıkların ve güvenlik sorunlarının iki ülkenin coğrafi komşuluğunu ortadan kaldırması mümkün değildir. Elbette yapılacak her anlaşmanın uluslararası hukuk, karşılıklı egemenlik hakları ve bölgesel dengeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Ancak Türkiye'nin Suriye ile görüşmesi veya ortak menfaatler üzerinde uzlaşma araması, üçüncü ülkelerden izin almasını gerektiren bir mesele değildir. İsrail'in bölgedeki politikalarına baktığımızda ise başka bir çelişkiyle karşılaşıyoruz. Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı karşısında uluslararası toplumun vicdanını yaralayan uygulamalar ortadayken, İsrail yönetiminin bölgedeki her stratejik gelişmeyi kendi güvenliği açısından değerlendirmesi dikkat çekicidir. Elbette her devlet güvenliğini düşünür. Fakat güvenlik anlayışı, başka ülkelerin meşru haklarını yok sayma hakkı vermez. Bir ülkenin güvenliği, diğer ülkelerin sürekli geri adım atmasına bağlanamaz. Yunanistan açısından da durum farklı değildir. Komşuluk ilişkilerinin temeli karşılıklı saygı olmalıdır. Türkiye ile Yunanistan'ın tarih boyunca yaşadığı anlaşmazlıkları biliyoruz. Fakat geçmişten gelen ihtilafları sürekli büyütmek yerine, iki ülkenin de meşru haklarını tanıyan bir anlayış geliştirmek daha akıllıca olmaz mı? Türkiye'nin güçlenmesinden korkmak yerine, güçlü bir Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmanın yollarını aramak Atina'nın da yararınadır. Benim üzerinde durmak istediğim bir başka husus daha var. Devlet yönetmek yalnızca bugünün meselelerini çözmek değildir. Yarın ortaya çıkabilecek tehlikeleri önceden görmek, ülkenin geleceğini güvence altına almak ve gerektiğinde cesur diplomatik adımlar atabilmektir. Türkiye'nin savunma sanayisinde, denizcilikte ve dış politikada elde ettiği tecrübeler, millî menfaatlerini koruma konusunda önemli imkânlar sağlamaktadır. Ancak gerçek devlet aklı, gücü yalnızca göstermek değil, gerektiğinde diplomasi masasında en doğru şekilde kullanabilmektir. Bu yüzden Doğu Akdeniz'de atılacak her adımın dikkatle hesaplanmasını, hukukî dayanaklarının sağlam kurulmasını ve ülkemizin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmesini son derece önemli buluyorum. Şunu da unutmayalım: Türkiye'nin güçlü olması savaş istemesi anlamına gelmez. Tam tersine, haklarını koruyabilen, caydırıcılığı bulunan ve diplomasi masasında ağırlığını hissettiren bir Türkiye, bölgesel barışın da önemli güvencelerinden biri olabilir. Biz kimsenin toprağında, denizinde, hakkı olmayan zenginliğinde gözümüz olsun istemiyoruz. Fakat kendi hakkımızdan da başkaları rahatsız oluyor diye vazgeçecek değiliz. Atina'nın da Tel Aviv'in de anlaması gereken gerçek budur. Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşmadan sonra Suriye ile atabileceği muhtemel bir adımın bu kadar tartışılması, Doğu Akdeniz'deki diplomatik dengelerin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Fakat bir ihtimali gerçekleşmiş gibi sunmak da doğru değildir. Önemli olan, Türkiye'nin önüne çıkabilecek fırsatları akılcı, kararlı ve hukukî bir zeminde değerlendirmesidir. Son sözüm şudur: Türkiye, başkalarının hazırladığı haritalarda kendisine ayrılan yere razı olmak zorunda değildir. Kendi haklarını, kendi iradesiyle ve uluslararası hukukun imkânlarıyla savunabilecek güçtedir. Kimse Türkiye'den kendi millî menfaatlerini unutmasını beklemesin. Çünkü bu millet, tarih boyunca bağımsızlığının ve vatanının kıymetini ağır bedeller ödeyerek öğrenmiştir. Doğu Akdeniz'de de esas olan korku üretmek değil, hakkı teslim etmektir. Ve Türkiye'nin hakkı, başkalarının endişelerine feda edilemez.
  • 1 Saat Önce

Yunanistan ve İsrail niye korksun ki..

İsrail suriyede istediğini yapıyor, işgal ediyor,bombalıyor, karakollar kuruyor..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23