• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

22 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Karikatürü istifadelerinize sunuyoruz... (22 Ekim 2026)

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Gazze 2

İdatecilere duyrulur .
  • 29 Dakika Önce

Recep Aydın /Sosyal Bilimci

YARDIMLAŞMAK, İNSAN KALABİLMENİN EN GÜZEL HÂLİDİR “YARDIMLAŞMAK, BİR İNSANIN YÜKÜNÜ HAFİFLETİRKEN KENDİ İNSANLIĞIMIZI YÜCELTMEKTİR. UNUTMAYALIM Kİ PAYLAŞILAN EKMEK BEREKETLENİR, PAYLAŞILAN DERT HAFİFLER, PAYLAŞILAN SEVGİ ÇOĞALIR.” İnsanı insan yapan yalnızca aklı, bilgisi, makamı veya sahip olduğu maddi imkânlar değildir. İnsanı gerçek anlamda yücelten; başkasının acısını yüreğinde hissedebilmesi, düşenin elinden tutabilmesi ve kendi mutluluğunda başkalarına da yer açabilmesidir. Çünkü insan, yalnızca kendisi için yaşadığında değil, bir başkasının hayatına iyilikle dokunduğunda insanlığının gerçek değerini ortaya koyar. Yardımlaşma, insanlık tarihi kadar eski, insan vicdanı kadar derin bir değerdir. İlk topluluklardan günümüzün büyük medeniyetlerine kadar insanları bir arada tutan en güçlü bağlardan biri olmuştur. İnsan, yaratılışı gereği başkalarına ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Ne kadar güçlü, zengin veya bilgili olursa olsun, hayatın bir döneminde mutlaka bir başkasının desteğine, merhametine ve uzatacağı dost eline ihtiyaç duyar. Bugün güçlü olan yarın güçsüz düşebilir. Bugün yardım eden, yarın yardıma muhtaç olabilir. Hayatın değişmeyen gerçeklerinden biri de budur. Ne yazık ki modern çağın getirdiği aşırı bireyselleşme, bitmek bilmeyen rekabet ve maddi kazanımları her şeyin önüne koyan anlayış, insanı giderek kendi dünyasına hapsetmektedir. Aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayan, aynı sokaktan geçip birbirinin derdinden habersiz olan insanların sayısı artmaktadır. Oysa medeniyet, yalnızca yüksek binalar inşa etmek, geniş yollar açmak veya teknolojide ilerlemek değildir. Asıl medeniyet, insanın insana verdiği değerle ölçülür. Bir toplumda aç yatan komşunun hâlini soran, yaşlısının kapısını çalan, yetimin başını okşayan, dara düşenin yardımına koşan insanlar varsa, o toplumun vicdanı hâlâ diridir. ANADOLU'NUN MAYASINDA YARDIMLAŞMA VARDIR Bizler, yardımlaşmayı yalnızca kitaplardan öğrenmiş bir millet değiliz. Bizim kültürümüzde dayanışma, hayatın içinde yaşanmış, kuşaktan kuşağa aktarılmış ve toplumsal karakterimizin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Anadolu'nun bereketli toprakları yalnızca buğday, arpa ve türlü nimetler yetiştirmemiş; aynı zamanda merhameti, cömertliği, komşuluk hukukunu ve paylaşma ahlakını da yeşertmiştir. Atalarımızın yaşattığı imece geleneği bunun en güzel örneklerinden biridir. Bir köylünün tarlası biçilecekse komşuları yardıma koşar, bir ev yapılacaksa herkes elinden geleni yapar, bir ailenin başına felaket gelmişse bütün köy onun acısını paylaşırdı. Kimse yaptığı iyiliğin hesabını tutmaz, karşılığında ne kazanacağını düşünmezdi. Çünkü insanlar çok iyi bilirdi ki bugün komşusunun yükünü omuzlayan, yarın kendi yükünü taşıyacak bir dost bulurdu. İmece yalnızca işlerin birlikte yapılması değildi. Aynı zamanda gönüllerin birleşmesi, güvenin güçlenmesi ve toplumsal kardeşliğin pekişmesiydi. Bir başka ifadeyle imece, “Senin derdin benim de derdim, senin yükün benim de yüküm.” diyebilmenin hayata geçirilmiş hâliydi. YARDIM EDERKEN İNSAN ONURUNU KORUMAK Tarihimizin en zarif güzelliklerinden biri de sadaka taşları ve zimem, yani veresiye defteri geleneğidir. Osmanlı döneminde bazı cami ve mahallelerde bulunan sadaka taşları, yardımın gösterişten uzak yapılmasına imkân sağlayan incelikli bir uygulamaydı. İmkânı olan bu taşlara para bırakır, ihtiyacı olan da ihtiyacı kadarını alırdı. Böylece verenin gösteriş yapmasının, alanın ise mahcup edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanırdı. Ne kadar ince, ne kadar asil bir düşünce! Çünkü gerçek yardım, yalnızca bir insanın ihtiyacını karşılamak değildir. Aynı zamanda onun gururunu incitmemek, kişiliğine saygı göstermek ve insanlık onurunu korumaktır. Ramazan aylarında yaşatılan zimem defteri geleneği de aynı anlayışın bir başka tezahürüdür. Varlıklı insanlar, mahalle bakkallarına giderek tanımadıkları ihtiyaç sahiplerinin borçlarını öderlerdi. Borcu ödenen kişi, çoğu zaman kendisine kimin iyilik yaptığını bile bilmezdi. İyiliğin reklama, yardımın gösterişe, merhametin alkışa ihtiyaç duymadığı bir anlayıştı bu. Bugün de hepimizin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir soru var: Bizler yardımlaşmayı gerçekten bir insanlık vazifesi olarak mı görüyoruz, yoksa zaman zaman yaptığımız iyiliğin başkaları tarafından bilinmesini mi istiyoruz? Unutmayalım ki iyiliğin büyüklüğü, kaç kişinin onu gördüğüyle değil, kaç gönle dokunduğuyla ölçülür. BİR TOPLUMU AYAKTA TUTAN GÖRÜNMEZ GÜÇ Yardımlaşma yalnızca bireylerin hayatını kolaylaştırmaz; toplumların geleceğini de güvence altına alır. Depremlerde, yangınlarda, salgın hastalıklarda ve ekonomik sıkıntılarda bunun sayısız örneğine şahit oluyoruz. Bir felaket yaşandığında hiç tanımadığı insanların yardımına koşan, kendi sofrasındaki ekmeği bölüşen, evinin kapısını mağdurlara açan insanların varlığı, toplumsal dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu gösterir. Çünkü zor zamanlarda bir milleti ayakta tutan yalnızca ekonomik gücü, kurumları veya sahip olduğu imkânlar değildir. Aynı zamanda insanlarının birbirine duyduğu güven ve dayanışma ruhudur. Bir zincirin sağlamlığı en zayıf halkasının gücüyle ölçülür. Toplumlar da böyledir. Güçsüzünü yalnız bırakan bir toplum, zamanla kendi geleceğini de zayıflatır. Bu nedenle yardımlaşma, yalnızca kişisel bir erdem değil, toplumsal bir sorumluluktur. Ancak burada önemli bir gerçeği de göz ardı etmemeliyiz. Yardımlaşma ne kadar değerli olursa olsun, sosyal adaletin ve kamusal sorumluluğun yerine geçemez. Devletin görevi, insanları sürekli yardıma muhtaç bırakmak değil, herkesin insan onuruna yaraşır şartlarda yaşayabilmesini sağlamaktır. Toplumsal dayanışma ile sosyal adalet birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. HER YARDIMIN MADDİ BİR BEDELİ YOKTUR Yardım denildiğinde çoğu insanın aklına para, yiyecek, giyecek veya maddi destek gelir. Oysa bazen bir insanın en büyük ihtiyacı para değil, kendisini anlayacak bir gönüldür. Bazen yalnız yaşayan bir yaşlının kapısını çalmak, bazen derdini anlatacak kimse bulamayan bir insanı sabırla dinlemek, bazen umudunu kaybetmiş birine cesaret vermek, bazen de kırgın bir gönlü güzel bir sözle onarmak en büyük yardımlardan biridir. Bir tebessümün, samimi bir selamın, içten söylenmiş bir güzel sözün insan hayatında nasıl bir karşılık bulacağını bilemeyiz. Öyle insanlar vardır ki maddi imkânları yerindedir ama gönülleri yalnızdır. Öyle insanlar da vardır ki ceplerinde verecek paraları yoktur fakat paylaşacak kocaman bir yürekleri vardır. Demek ki yardımlaşmanın ölçüsü yalnızca sahip olduğumuz servet değil, taşıdığımız merhamettir. İyilik yapmak için zengin olmayı bekleyen insan, belki de ömrü boyunca yapabileceği nice iyiliği kaçırır. Oysa iyilik için bazen bir çift el, bazen birkaç güzel söz, bazen de samimi bir gönül yeterlidir. PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALAN TEK SERVET: İYİLİK Hayat bize önemli bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır: Mal azalabilir, makam elden gidebilir, güç kaybolabilir. Fakat insanın gönüllerde bıraktığı güzel izler kolay kolay silinmez. Bir insanın serveti yalnızca bankadaki parası, sahip olduğu evleri veya biriktirdiği malları değildir. Asıl serveti, hayatına dokunduğu insanlar ve arkasında bıraktığı güzel hatıralardır. Düşünün ki bir insan bu dünyadan ayrıldığında arkasından, “Çok zengindi, çok güçlüydü, çok yüksek makamlara gelmişti.” denilmesi mi daha değerlidir; yoksa “Ne güzel insandı, kimseyi darda bırakmazdı, herkesin yardımına koşardı.” denilmesi mi? İşte insanın gerçek zenginliği burada gizlidir. İnsan ömrü sınırlıdır. Fakat yapılan bir iyiliğin etkisi, onu yapan insanın ömründen çok daha uzun yaşayabilir. Bugün uzattığımız bir el, yarın başka bir insanın uzatacağı ele vesile olabilir. Bugün paylaştığımız bir lokma, yarın bir başkasının sofrasında berekete dönüşebilir. İyilik de tıpkı toprağa bırakılan bir tohum gibidir. Uygun bir gönüle düştüğünde filizlenir, büyür ve zamanla başka gönüllerde yeni iyiliklerin doğmasına vesile olur. SON SÖZ Dünyayı daha yaşanabilir bir yer hâline getirmek için her zaman büyük servetlere, yüksek makamlara veya olağanüstü imkânlara ihtiyaç yoktur. Bazen yanı başımızdaki insanın derdini fark etmek, bazen düşene el uzatmak, bazen de kendi mutluluğumuzdan başkalarına küçük bir pay ayırmak yeterlidir. Unutmayalım ki insan, yalnızca kendisi için yaşadığında küçücük dünyasına sığar; başkaları için de yaşamaya başladığında gönüllerde büyür. Bizler, komşusu açken tok yatmamayı öğütleyen, misafirini baş tacı eden, düşenin elinden tutmayı erdem bilen köklü bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bu güzel mirası yaşatmak, geçmişimizi övmekle değil, onun insani değerlerini bugünün hayatına taşımakla mümkündür. Gelin, birbirimizin yükünü biraz olsun hafifletelim. İyiliği ertelemeyelim, merhameti eksiltmeyelim, yardımlaşmayı yalnızca zor günlerin değil, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hâline getirelim. Çünkü insanlık, yalnızca aynı dünyada yaşamak değil, aynı dünyanın yükünü birlikte taşıyabilmektir. VE UNUTMAYALIM Kİ BİR İNSANIN ELİNDEN TUTMAK, BAZEN ONU AYAĞA KALDIRIR; BAZEN DE BİZİ GERÇEK İNSANLIĞIMIZA ULAŞTIRIR. PAYLAŞILAN EKMEK BEREKETLENİR, PAYLAŞILAN DERT HAFİFLER, PAYLAŞILAN SEVGİ ÇOĞALIR. İYİLİK İSE PAYLAŞILDIKÇA DÜNYAYI GÜZELLEŞTİRİR.
  • 38 Dakika Önce

Süleyman Sırrı Dinçer

Günün Ayeti , Günün Hadisi uygulamasını hergün veya sık sık yapmanızı arz ediyoruz.Selmlar.
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23