• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

21 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Karikatürü istifadelerinize sunuyoruz... (21 Ekim 2026)

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Murat EREN

Ayet ve Vahyin Dilinden; Ayet numarasını yanlış yazılmış. Doğrusu Mü’minûn Suresi (23/115. Ayet). Düzeltilmesi rica olunur.
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Vefanın Gölgesinde İnsan Kalabilmek İnsanı yalnızca et ve kemikten ibaret biyolojik bir varlık olmaktan çıkarıp ona gerçek anlamda insan olma vasfını kazandıran bazı manevi sütunlar vardır. Vicdan, merhamet, adalet ve sevgi bu sütunların başında gelir. Ancak bütün bu erdemleri bir arada tutan, onları zamanın yıpratıcı etkisine ve hayatın değişen şartlarına karşı koruyan en güçlü bağlardan biri de hiç şüphesiz vefadır. Vefa; geçmişi unutmamak, görülen iyiliğin hakkını teslim etmek, verilen sözün arkasında durmak ve hayatın savurucu rüzgârlarına rağmen dostluğa, sevgiye ve hatıralara sahip çıkabilmektir. Bir başka ifadeyle vefa, insanın yalnızca başkalarına değil, kendi geçmişine ve vicdanına da sadık kalmasıdır. Çünkü vefanın eksildiği yerde güven zayıflar, sevgi örselenmeye başlar ve nice güzel erdem, kökleri kuruyan bir fidan gibi zamanla canlılığını yitirir. Mevlânâ'ya atfedilen “Kula vefası olmayanın Hakk'a da vefası olmaz” sözü, vefanın yalnızca toplumsal bir nezaket kuralı değil, aynı zamanda ahlakın ve inancın önemli bir göstergesi olduğunu hatırlatır. Gerçekten de zor gününde kendisine el uzatanı, dara düştüğünde omuz vereni, hayatına güzellik katanı unutan bir insanın şükür ve kadirşinaslık anlayışı da sorgulanmaya açıktır. Çünkü insana yapılan iyiliğin kıymetini bilmek, Allah'ın insana bahşettiği nimetlerin değerini anlamanın da bir parçasıdır. Bu bakımdan vefa, insanın Yaratıcı'sıyla kurduğu manevi bağın, diğer insanlarla ilişkilerine yansıyan en berrak aynalarından biridir. Atalarımız da hayatın içinden süzülüp gelen tecrübeleriyle bu gerçeği kısa fakat son derece anlamlı bir sözle dile getirmişlerdir: “Vefası olmayanın cefası çekilmez.” Hayat, inişleri ve çıkışlarıyla uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta insanlar birbirlerinin yükünü paylaşır, zaman zaman birbirlerinin sıkıntılarına katlanır. Dostluk, arkadaşlık ve sevgi de biraz böyle zamanlarda anlam kazanır. Ancak çekilen cefayı katlanılır, verilen emeği anlamlı kılan en önemli duygulardan biri, karşılıklı vefa ve kadirşinaslıktır. Bir düşünün: Yıllarca yanında olduğunuz, sevincini ve kederini paylaştığınız, gerektiğinde kendi imkânlarınızdan fedakârlık ettiğiniz bir insanın, ilk ciddi sınavda bütün bunları unutması ne kadar inciticidir! Hele de yılların hatırını bir anlık menfaate feda etmesi, yalnızca bir dostluğun değil, insanın güven duygusunun da yara almasına sebep olur. Çünkü vefasızlık, sadece geçmişte yapılan iyilikleri unutmak değildir. Aynı zamanda o iyiliklerin ardındaki sevgiyi, emeği ve samimiyeti görmezden gelmektir. İnsanı asıl yaralayan da çoğu zaman yaptığı fedakârlığın karşılığını alamamak değil, o fedakârlığın hiç yaşanmamış gibi yok sayılmasıdır. Ne yazık ki günümüz dünyasında vefa, giderek daha fazla özlenen değerlerden biri hâline gelmiştir. Her şeyin hızla tüketildiği, çıkarların zaman zaman insani değerlerin önüne geçtiği, ilişkilerin bile karşılıklı menfaat hesaplarına konu edildiği bir çağda yaşıyoruz. Dostlukların kolay kurulduğu fakat aynı kolaylıkla unutulabildiği böyle bir dönemde, vefalı kalabilmek başlı başına bir karakter meselesidir. Oysa insanın gerçek değeri, yalnızca başarılı ve güçlü olduğu günlerde değil, geçmişine, dostlarına ve kendisine emek veren insanlara karşı takındığı tavırda da ortaya çıkar. Asıl asalet, yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmemekte; imkânlar değişse de gönüldeki vefayı değiştirmemektedir. Elbette vefa, her şeye rağmen susmak, yapılan her yanlışa katlanmak ya da insanın kendi onurundan vazgeçmesi demek değildir. Vefalı olmakla kendini değersizleştirmek arasında önemli bir fark vardır. İnsan gerektiğinde bir ilişkiden uzaklaşabilir, bir dostluğa mesafe koyabilir. Fakat bunu yaparken bile geçmişte yaşanan güzellikleri inkâr etmemek, görülen iyiliği yok saymamak mümkündür. Çünkü vefa, her şartta birlikte kalmak değil, ayrı düşüldüğünde bile geçmişin hakkını teslim edebilmektir. Bu anlayış yalnızca bireysel ilişkiler için değil, toplum hayatı için de geçerlidir. Kendisine emek verenleri unutan, yaşlılarının tecrübesini küçümseyen, geçmişinden aldığı değerleri hiçe sayan bir toplumun geleceğe güvenle bakması kolay değildir. Zira vefa, geçmiş ile gelecek arasında kurulan manevi bir köprüdür. O köprü yıkıldığında kuşaklar arasındaki bağlar zayıflar, ortak hatıralar silikleşir ve toplumsal dayanışma yara alır. Daha yaşanabilir bir dünya, daha samimi dostluklar ve daha güvenilir bir toplum istiyorsak, işe vefayı yeniden hayatımızın merkezine yerleştirerek başlamalıyız. Bize bir harf öğreteni, zor günümüzde elimizden tutanı, düştüğümüzde kaldıranı, sevincimize ortak olup acımızı paylaşanı unutmamalıyız. Çünkü insan, kendisine yapılan iyiliklerin kıymetini bildiği ölçüde gönül zenginliği kazanır. Sonuç olarak vefa, yalnızca geçmişe dönük bir gönül borcu değil, geleceğe taşınan onurlu bir insanlık mirasıdır. İnsanın kendi geçmişine, hafızasına ve vicdanına sadık kalması; hayatı boyunca biriktirdiği dostlukların, sevgilerin ve hatıraların değerini bilmesiyle mümkündür. Unutmayalım ki insan bu dünyadan göçerken malını, mülkünü, makamını geride bırakır. Fakat gönüllerde bıraktığı izler yaşamaya devam eder. Asıl mesele, kaç insanın hayatından geçtiğimiz değil, kaç insanın gönlünde güzel bir hatıra olarak kalabildiğimizdir. Çünkü insanın gerçek zenginliği, biriktirdiklerinde değil, unutulmadığı gönüllerdedir.
  • 4 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23