• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’ya “yalan haber” soruşturmasında tutuklama talebi!

Fon soruşturması üzerinden kamuoyunu yanıltıcı nitelikte açıklama ve haberler yaptıkları gerekçesiyle haklarında işlem başlatılan gazeteci Şaban Sevinç ile Sözcü.com.tr editörü Mustafa Balcı için savcılık tutuklama talep etti. İfadeleri tamamlanan iki isim sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

1970-1980 Yılları Gazetecilik Anılarım! 1970’li ve 1980’li yılların gazetecilik iklimi, teknolojinin tüm imkânsızlıklarına ve kurşun dizgi makinelerinin o ağır kokusuna rağmen, mürekkebin mukaddes bir namus ve haysiyet çizgisi olarak görüldüğü müstesna bir dönemdi. O yılların matbuat dünyasında habercilik, sadece teknik bir meslek icrası değil, her bir kelimesinin sorumluluğu omuzlarda taşınan yüksek bir ahlak ve şeref imtihanıydı. Gazetelerin ve mevkutelerin mutfağında yetişen usta kalemler için doğruluk, reyting veya tiraj kaygılarının fersah fersah önünde yer alır; bir haberin altına imza atmak, o haberin namusuna kefil olmak manasına gelirdi. 5N1K kuralının tavizsiz bir şekilde işletildiği, terazinin her iki kefesinin de hakkıyla dinlenmeden sayfaların bağlanmadığı o vakur iklimde, dürüstlük medyanın en büyük ve sarsılmaz sermayesiydi. Gazeteciliğin onur barometresi, parlatılmış tirajlar veya şatafatlı manşetler değil, yayınlanan bir haberin altına kondurulacak o soğuk tekzip metniydi. Mesleğin henüz ticaretleşmediği, mürekkebin namus sayıldığı dönemlerde Tahir Kutsi Makal gibi ustaların ilk suali, adayın geçmişte kaç tekzip yediği olurdu. Çünkü tekzip, bir habercinin ve gazetenin güvenilirlik sermayesinde açılan telafisi imkansız bir gedikti; doğruluk zırhının delindiğinin resmi bir itirafıydı. Hakikatin ambalajlanıp satılmadığı o yıllarda, haberi kurarken 5N1K kuralının her bir yapı taşını titizlikle yerine oturtmak ve terazinin iki kefesini de dinlemek lüks değil, mesleki bir ahlak mecburiyetiydi. Bilirdiniz ki, tek taraflı dikilen her kumaş ilk rüzgarda yırtılmaya mahkumdur ve hakikat uğruna feda edilen dünya telafi edilse de, menfaat uğruna feda edilen hakikat insanın içini bir daha dolmayacak bir boşlukla baş başa bırakır. Zaman akıp kapitalizmin çarkları medyanın kalbine oturdukça, o eski ve dürüst habercilik kuralları kirli bir geleceğin dehlizlerinde hızla kaybolmaya yüz tuttu. Gazetelerin ve mevkutelerin gelir kapısı, şeffaf ilanlardan ziyade güç odaklarının finansman ağlarına ve perde arkası şantaj mekanizmalarına evrildi. Bir reklam alamama hırsıyla bira kazanına düşen hayali kurbanlar uyduranlar, maden sularından sinek çıkarma illüzyonları üretenler, o günün şantaj tezgahlarında palazlanan ilk embriyolardı. Toplumun zaaflarından beslenen baldır bacak gazeteleriyle büyüyen bu kirli zihniyet, insanları korkutarak, itibar suikastları düzenleyerek kendine konforlu alanlar inşa etti. O dönemin küçük şantajcıları, bugün devasa fonların ve siyasi partilerin gölgesinde serpilerek kurumsal tetikçilere ve fonlanmış mevkutelere dönüştü. Paranın gücünü ahlakın önüne koyan bu yeni nesil medya baronları, her şeyi şeklen tam yapsalar da ruhun ve dürüstlüğün abdestinden mahrum oldukları için toplumun vicdanında hep yarım ve bereketsiz kaldılar. Bugün gelinen noktada sermayesi yalan olanın, dilinin de fitne fücur olması kaçınılmaz bir realitedir. Dün bir güce sırtını dayayıp tırnaklarını çıkaranlar, menfaat muslukları kesildiğinde dün göklere çıkardıkları isimlere bugün acımasızca salvolar savurmaktan geri durmazlar. Paradigmasını tamamen çıkar üzerine kuranların tarafgirliği de paranın bittiği yerde nihayete erer. Zirvedeki yerlerini daha çok şöhret ve servet için feda edenler, daldaki çürük bir armut gibi er ya da geç yere çakılıp o çok güvendikleri itibar sermayesini kaybetmeye mahkumdurlar. Oysa hakiki gazetecilik, sahte pırıltıların ve sığ suların uzağında, dürüstlüğün o zorlu ama şifalı toprağına kök salmaktır. Ne kadar sallanırsa sallansın yıkılmayacak olan yegane şey dürüstlüktür; çünkü tarih, kalabalıkların konforlu yalanlarını değil, maskelerden arınmış hür ve dürüst karakterlerin çıplak gerçeğini geleceğe mukaddes bir miras olarak kaydeder. Eski gazetecilikte bir tekzip metni, adeta bir habercinin alnına vurulan bir leke, mesleki şerefin ve itibarın sarsıldığı bir utanç vesikasıydı. Hakikate hürmet edilen, mürekkebin namus sayıldığı o yıllarda tekzip yemek, insan içine çıkarken başı öne eğmeye yetecek kadar ağır bir ahlaki sorumluluk doğururdu. Oysa bugünün yozlaşmış medya ikliminde gelinen nokta, utancın ve mesleki haya duygusunun tamamen buharlaştığı kapkaranlık bir uçurumu işaret etmektedir. Artık bırakın tekzip metninden hicap duymayı, pervasızca ürettiği yalan haberlerden ötürü mahkeme koridorlarında hapse mahkum edilenlerin bile zerre miktar utanmadığı, aksine bu ahlaksızlığı bir madalya gibi göğsünde taşımaya cüret ettiği şirazesinden çıkmış bir düzene şahitlik ediyoruz. Yalanı, iftirayı ve haysiyet cellatlığını kendilerine meslek edinen bu kiralık kalemler için hapse girmek bir utanç vesilesi değil, arkalarına sığındıkları karanlık odakların nezdinde prim yapma ve sahte bir "mağduriyet" zırhına bürünme tiyatrosudur. İnsanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmenin topluma nasıl büyük bir bela kazandırdığının en bariz, en çıplak vesikası işte bu utanmazlık duvarıdır. Kendi ruhunun o ağır, yosun kokan durgun kuyusunu bastırmak için başkalarının hayatlarına, devletin mukaddesatına ve toplumun değerlerine fütursuzca saldıranlar, ahlakın ve dürüstlüğün abdestinden mahrum oldukları için bu çirkefliğin içinde debelenmekten rahatsızlık duymazlar. Doğruluk aynası kararmış, vicdan pusulası un ufak olmuş bir zihniyetin, hapse mahkum olduğunda bile yüzünün kızarmaması, kurumsal çürümenin ve ahlaki erozyonun en trajik sahnesidir. Nihayetinde hayat, sahtelikleri ve ambalajlanmış yalanları uzun süre taşıyamayacak kadar vakur; hakikat ise eğilip bükülmeyecek kadar asildir. Dün tekzip yiyince utancından yerin dibine giren o asil ruhların yerini, bugün yalanı tescillenip parmaklıklar ardına gönderilse de arsızca sırıtmaya devam eden maskeli yüzler almıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, rüzgara kapılıp yönünü kaybedenlerin, o devasa yalan fırtınalarıyla holding kulelerinde veya karanlık mahfillerde parıldayanların saltanatı paranın ve gücün bittiği yerde son bulur. Bazı ruhlar saraylarda üşür, kendi karanlığında ısınır; bu utanmazlığı bir vizyon sananlar da kendi yarattıkları o kirli bataklığın içinde er ya da geç boğulmaya mahkumdurlar. Çatlak toprağın bağrında sadece berrak sular kalıcıdır ve bu gök kubbenin altında zamana yenilmeyen yegane miras, her türlü fırtınaya karşı dik duran, maskelerden arınmış, hür ve dürüst bir karakterin mukaddes davasıdır. Netice itibarıyla, geçmişte tekzip yiyince sokağa çıkacak yüz bulamayan o asil ve dürüst habercilik standardından, bugün yalanı tescillenip demir parmaklıklar ardına gönderilmesine rağmen pervasızca sırıtmaya devam eden ceza arsızlığına evrilen bu süreç, medyanın sadece yönetsel değil, derin bir ahlaki iflas yaşadığının en somut vesikasıdır. Hakikatin mukaddes ambalajını yırtıp atarak kiralık ve fonlanmış kalemlerin gölgesine sığınanlar, geçici şöhret ve kirli sermaye uğruna feda ettikleri mesleki haya duygusuyla aslında kendi insanlık haysiyetlerinin ipini kendi elleriyle çekmektedirler. Unutulmamalıdır ki, bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma sadece nitelikli bir bela kazandırmaktır ve dürüstlüğün o zorlu ama şifalı toprağından mahrum kalan her kalem, er ya da geç kendi kazdığı o yosun kokan yalan kuyusunda boğulmaya mahkumdur. Bugünün zifiri karanlığında ceza arsızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyan sahte kahramanların aksine, yarınların ufkuna ışık tutacak yegane güç, fırtınalara karşı eğilip bükülmeyen, maskelerden arınmış, hür ve dürüst bir karakterin zamana yenilmeyen o asil ve lekesiz mirası olacaktır.
  • 19 Dakika Önce

Vay vay

Vay be, fon yolsuzluğu ve hirsizliginda malı götürenler geziyor dışarıda,haber yapanlar içeride.. unutturmaya çalışıyorlar, kimse konuşmasın,yazmasın diyorlar..
  • 1 Saat Önce

misafir

Meclis araştırma komisyonu kurulmasına izin vermemişken sen nasıl olurda dosyalrı açıkalrsın, milleti zan altında bırakırsın. alırlar adamı şafak operasyonuyla. birgün meclistede yan çizenler fon endeniyle şafak maruz kalırsa üzülürüm
  • 2 Saat Önce

Poyraz

Tutuklanacaksa Silivri ye gitsin Şaban sevinç çok sevdiği Ekrem ile hasret gidersin
  • 2 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23