• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Siyonistler saldırılara devam ediyor! Çekilmeyi kabul etmiyorlar

İsrail ordusu, yürürlükteki ateşkese rağmen Lübnan’ın güneyindeki yerleşim alanlarını hava ve topçu saldırılarıyla hedef aldı. İsrail yönetimi, “güvenli tampon bölge” olarak nitelendirdiği alanda askerî varlığını sürdüreceğini açıkladı.

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Mesut Sarp

Sosyal bilimci kardeş etraflıca staretejiyi çizmişsin. Ancak atladığın çok önemli bi nokta Kürecikteki radar üssünü unutmuşsun. Bu radar üssü sadece ABD'ye değil aynı zamanda ABD üzerinden İsrail'e hem İran hem Irak hem bizim Güneydoğu ve Suriyenin gözetleme bilgilerini aktarmaktadır. Bir yandan İsrail'inde artık gizlemeye gerek duymadığı savaşla zorla işgal varken neden biz Kürecikteki radar üssünü yabancı güçlere kapatmıyoruz ve güncel saha bilgilerinin İsrail'e aktarımına göz yumuyoruz?
  • 1 Ay Önce

Saim genç

ABD nin Uzay kuvvetleri komutanlığı var uydular vasıtası ile değil Türkiye dünyanın öbür ucunda akıllı cep telefonu ve TV Her kişi gözetleniyorlar.Tehliye arz eden kişiyi ortadan kaldırıyorlar
  • 1 Ay Önce

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

NE OLUR SÖYLEDİKLERİME KULAK VERİN! BELA ÇOK YAKINIMIZDA! Bela çok yakında" ifadesi, hamasi bir korku iklimi yaratmak değil, sahadaki rasyonel gerçekliğin açık bir tespitidir. Arz-ı Mev'ud haritalarında iddia edilen sınırların Fırat ve Dicle nehirlerini kapsayarak Türkiye’nin güney ve güneydoğu bölgelerine kadar uzanması, Türkiye’nin doğrudan hedef tahtasında olduğunu göstermektedir. Ancak bu tehdit yarın sabah sınır kapılarımıza dayanacak konvansiyonel bir ordu şeklinde değil, çok daha sofistike, asimetrik ve vekil örgütler eliyle yürütülen hibrit yöntemlerle gelmektedir. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde kurulmak istenen terör koridorları, Türkiye’yi güneyden kuşatmayı ve iç cephesini sürekli kanatarak zayıflatmayı amaçlayan en büyük stratejik kaldıraçlardır. Bununla birlikte, bölgedeki kaostan beslenen göç dalgaları ve ekonomik baskılar, Türkiye’nin enerjisini içe harcamasını sağlayarak bölgesel oyun kurucu rolünden uzaklaştırılması için işletilen planlı süreçlerdir. Uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler kararlarının tamamen işlevsiz kaldığı, sadece sahadaki ham gücün hüküm sürdüğü bu vahşi düzende, Türkiye için sınır ötesindeki terör yapılanmalarına geçit vermemek ve Suriye’nin istikrarını savunmak varoluşsal bir zorunluluktur. Bölgedeki tehlike ne kadar uzak görünürse görünsün, hazırlıksız yakalanan aktörlerin haritalardan silindiği gerçeği, tarihin en acı ve en somut dersi olarak karşımızda durmaktadır. İsrail’in geleneksel bir orduyla Türkiye sınırlarına doğrudan saldırması, Türkiye’nin askerî gücü, nüfus derinliği ve caydırıcı yerli savunma sanayii nedeniyle rasyonel bir seçenek değildir. Bu nedenle Tel Aviv yönetimi, bölgesel emellerine ulaşmak için doğrudan savaş yerine Türkiye’yi çevreleme, yorma, enerjisini bölme ve iç krizlerle meşgul etme stratejisini benimsemiştir. Ukrayna savaşında Batı’nın Rusya’ya karşı uyguladığı "vekil cephe" modelinin bir benzeri, asimetrik ve hibrit yöntemlerle Türkiye’nin güney sınırlarında işletilmektedir. Bu asimetrik savaş konseptinin Türkiye sınır güvenliğine getirdiği somut yükler ve bu amansız kuşatmaya karşı alınması gereken tedbirler hayati bir önem taşımaktadır. İsrail’in vekil örgütleri ve asimetrik yöntemleri araçsallaştırması, Türkiye’nin sınır güvenliği politikası üzerinde üç büyük somut yük oluşturmaktadır. İlk olarak, Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat’ın doğusunda varlığını sürdüren terör yapılanmaları, İsrail’in bölgedeki en büyük stratejik kaldıracı durumundadır. İsrail, bu yapıları el altından destekleyerek Türkiye’nin güneyinde kalıcı bir "garnizon devletçik" kurulmasını teşvik etmekte, böylece Türkiye’yi sürekli bir sınır çatışması ve güvenlik harcaması sarmalına mahkûm etmeyi hedeflemektedir. İkinci büyük yük, istihbarat ve teknoloji odaklı nokta operasyonlarıdır. İsrail’in Suriye hava sahasını pervasızca kullanması, zaman zaman Türk askerî unsurlarının yakınındaki üslere saldırılar düzenlemesi ve bölgedeki fay hatlarını kaşıması, Ankara’nın sınır ötesi lojistik ve operasyonel maliyetlerini katlamaktadır. Üçüncü yük ise demografik sabotaj ve kriz yönetimidir. Suriye’nin istikrarsızlaştırılması ve İsrail’in sınır hatlarında kurmaya çalıştığı "insansızlaştırılmış tampon bölgeler", Türkiye sınırına doğru yeni ve yönetilmesi güç göç dalgalarını tetikleme riski taşımakta, bu da iç cephenin sosyal ve ekonomik dengesini doğrudan baskı altına almaktadır. Bu asimetrik kuşatmayı yarmak ve tehditleri sınırın ötesinde gömmek için Türkiye’nin ivedilikle hayata geçirmesi gereken çok katmanlı tedbirler meclistedir. Resmî askerî doktrinin "saldırırsan savaşırım" anlayışından, "saldırmanın maliyeti senin varlığını tehlikeye atar" şeklinde bir aşırı maliyet yükleme stratejisine evrilmesi şarttır. Bu doğrultuda atılması gereken ilk adım, sınır hattındaki asimetrik tehditlere karşı yerli ve millî hava savunma sistemlerinin (Çelik Kubbe projesi gibi) tahkimatını en üst seviyeye çıkarmak, elektronik harp ve erken uyarı sistemlerini yapay zekâ entegrasyonuyla yenilemektir. İkinci olarak, Suriye’deki mevcut istikrarsızlığın İsrail tarafından bir yayılma alanına dönüştürülmesini engellemek adına, sahadaki Türk askerî varlığı ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunacak rasyonel unsurlar arasındaki koordinasyon artırılmalıdır. Üçüncü ve en hayati tedbir ise iç cephenin sağlam tutulmasıdır. Toplumsal fay hatlarının kaşınmasına izin vermemek, siber güvenlik altyapısını millîleştirmek ve savunma sanayiinde sıfır dışa bağımlılık hedefine kilitlenmek, vekil örgütlerin elindeki tüm kozları boşa çıkaracaktır. Sınır güvenliği artık sadece sınır hatlarına duvar örmek değil; sahadaki istihbarat ağını, caydırıcı askerî teknolojiyi ve toplumsal dayanıklılığı tek bir millî savunma konseptinde birleştirebilmektir
  • 1 Ay Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23