• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türkiye'den katil Netanyahu için kırmızı bülten talebi! Bakan Gürlek'ten açıklama geldi

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Küresel Sumud Filosu aktivistlerine yönelik saldırıya ilişkin yargılamada yeni adımı açıkladı. Gürlek, Binyamin Netanyahu ve Afek Moskovitch hakkında kırmızı bülten yayımlanmasının İçişleri Bakanlığından talep edildiğini açıkladı.

4 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Küresel Düzenin Görünmez Sınırları ve Kırmızı Bülten Diplomasisi: Türkiye’nin Netanyahu Hamlesine Ezber Bozan Bir Bakış! Uluslararası ilişkiler ve küresel hukuk tarihi, çoğunlukla güçlü aktörlerin koyduğu kuralların, yine aynı aktörler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda esnetildiği bir tiyatro sahnesine benzetilir. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, Küresel Sumud Filosu aktivistlerine yönelik saldırı davası kapsamında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında kırmızı bülten talep edildiğini açıklaması, bu sahneye fırlatılmış en stratejik diplomatik ve hukuki hamlelerden biridir. Kamuoyunda ve medyadaki genel kanı, bu adımın sadece siyasi bir duruştan ya da sembolik bir tepkiden ibaret olduğu yönündedir. Ancak bu yüzeysel okuma, arka plandaki çok daha derin, yapısal ve küresel sistemin kodlarını zorlayan asıl gerçeği ıskalamaktadır. Bu hamleye hiç kimsenin bakmadığı bir pencereden bakmak, uluslararası hukukun coğrafyasını ve sistemler arası görünmez savaşları anlamayı gerektirir. İlk olarak, bu adımı anlamlandırmak için uluslararası hukukun mevcut bölünmüşlüğüne odaklanmak gerekir. Bugün dünya, fiziki sınırlardan ziyade hukuki taahhütlerle ayrılmış görünmez duvarlarla çevrilidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Netanyahu hakkında halihazırda bir tutuklama kararı bulunması, küresel adaletin bir adımı gibi görünse de, bu kararın geçerliliği sadece mahkemenin kurucu belgesi olan Roma Statüsü’ne taraf ülkelerin sınırlarıyla kısıtlıdır. Türkiye ise UCM’ye üye bir devlet değildir. İşte bu noktada ezber bozan ilk kırılma gerçekleşmektedir. Türkiye, kendisini doğrudan bağlamayan bir hukuki ekosistemin dışından dolaşarak, tamamen farklı bir küresel mekanizmayı, yani Interpol’ü (Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı) devreye sokmaktadır. Bu hamle, uluslararası hukukta nadiren görülen bir "sistemler arası köprü kurma" girişimidir. UCM kararlarını "siyasi" bularak görmezden gelen ya da o statüye taraf olmayan birçok devlet, konu Interpol ve Kırmızı Bülten olduğunda aynı rahatlığı sergileyemez. Çünkü Interpol, devletlerin egemenlik haklarına ve sınır güvenliği bürokrasilerine doğrudan dokunan, pratik ve operasyonel bir polis ağıdır. Türkiye bu adımla, Netanyahu’nun hareket alanını sadece UCM üyesi ülkelerde değil, Interpol ağına dahil olan tüm küresel coğrafyada kuşatmayı hedeflemektedir. İkinci ve asıl çarpıcı perspektif ise, bu kırmızı bülten talebinin bir cezalandırma aracından ziyade, küresel kurumların maskesini düşüren stratejik bir "ayna" işlevi görmesidir. Bu hamleyi "Netanyahu yarın yakalanıp Türkiye’ye getirilecek mi?" sığlığıyla değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Asıl başarı, uluslararası bürokrasiyi kendi çelişkileriyle yüzleşmeye zorlamaktır. Interpol Tüzüğü’nün meşhur 3. maddesi, teşkilatın "siyasi, askeri, dini veya ırki" karakterdeki işlere ve müdahalelere girişmesini kesin bir dille yasaklar. Türkiye’nin bu resmi talebi, Interpol’ü çok kritik ve kaçamayacağı bir yol ayrımına sürüklemektedir. Eğer Interpol bu talebi kabul ederse, Batı ittifakının göz bebeği olan bir liderin küresel hareket kabiliyeti hukuken felç olacaktır. Eğer Interpol, muhtemel Batı baskılarıyla bu talebi reddederse, bu durum Batı merkezli küresel güvenlik ve hukuk kurumlarının, ucu kendilerine dokunduğunda kendi kurallarını nasıl çiğnediğini tüm dünyaya resmen ve hukuken kanıtlayacaktır. Dolayısıyla bu talep, bir tutuklama niyetinden ziyade, küresel sistemin ikiyüzlülüğünü bizzat sistemin kendi meşru araçlarıyla tescilleme operasyonudur. Sonuç olarak Türkiye, bu ve benzeri adımlarla bugünün konjonktürel siyasetine değil, yarının çok kutuplu dünyasına ve yeni hukuk mimarisine yatırım yapmaktadır. Birleşmiş Milletler, Interpol veya Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi İkinci Dünya Savaşı sonrasının kurumları meşruiyet krizi yaşarken, Ankara bu kurumlara şu mesajı vermektedir: "Bu sistem sadece sizin tekelinizde değil ve biz bu sistemin yasal araçlarını, sizin dokunulmaz kabul ettiğiniz liderlerinize karşı da kullanabiliriz." Bu hamle Netanyahu’yu hemen yarın adalet önüne çıkarmayabilir; ancak küresel sistemin adalet terazisinin ne kadar bozuk olduğunu, bizzat o terazinin kendi kefelerini kullanarak dünyaya göstermenin en zekice, en rafine ve en yenilikçi yoludur.
  • 3 Saat Önce

Selahuddin

Geç bile kalındı.
  • 4 Saat Önce

Eren

Nihayet. Geç kalındı.
  • 4 Saat Önce

Vay vay

Yahu he he..katil Netanyahuyuyu hangi ülke tutuklayacak acaba..dostum Trump duymasın bize çok kızar..
  • 5 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23