• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İstanbul'daki sel felaketinde İBB sınıfta kaldı!

İstanbul'daki sel felaketinde İBB sınıfta kaldı!

3 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Murat tol

İBB den çok Alt yapı bakanlığının suçu var.
  • 13 Dakika Önce

Can

Karadeniz de her sene hepsi Allahin takdiri oluyor İstanbul da belediye tek sorumlu yani
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

İSTANBUL SULAR ALTINDA, İBB ŞEMSİYE ALTINDA! Yağmur yağdı, megakent yüzdü; açıklamalar ise karaya çıkamadı! İstanbul’da gökyüzü kapaklanınca ortaya öyle bir manzara çıktı ki, insan kentin belediye sınırlarını değil, suyun yeni kıyı şeridini merak etmeye başladı. Dün asfalt olan yerler bugün kanal, alt geçitler akvaryum, caddeler ise belediyenin haberi olmadan açılmış ücretsiz su sporları tesisleri! İstanbullu sabah evinden çıkarken ayakkabısını değil, adeta can yeleğini kontrol ediyor. İşe gitmek için yola çıkan vatandaş, akşam eve dönebilecek mi diye düşünüyor. Navigasyon bile şaşkın: “Hedefinize ulaşmak üzeresiniz. Ancak önünüzde 600 metre su, iki rögar kapağı ve belirsiz bir yönetim anlayışı var!” Şimdi soralım: İstanbul’a yağmur yağınca neden yalnızca gökyüzü değil, şehrin bütün sorunları da boşalıyor? Meteoroloji uyarıyor, vatandaş tedbir alıyor, şehir kaderine bakıyor! Meteoroloji günler öncesinden uyarı yapıyor. Vatandaş tedbir almaya çalışıyor. Kimi bodrumundaki eşyaları yukarı taşıyor, kimi aracını güvenli yere çekiyor, kimi de telefonuna sarılıp ailesine “Ben iyiyim, yalnızca yol artık yol değil!” diye mesaj atıyor. Peki, milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde afet hazırlığı, yağmur başladıktan sonra mı hatırlanmalı? Elbette her yağışı önlemek mümkün değil. Hele İstanbul gibi devasa, yoğun ve iklim krizinin etkilerine açık bir kentte olağanüstü yağışların ağır sonuçları olabilir. Nitekim yaşanan sağanakta ciddi su baskınları oldu, araçlar mahsur kaldı. Ancak tam da bu yüzden afet yönetimi, “Yağmur çok yağdı, ne yapalım?” cümlesinden ibaret olamaz. Çünkü belediyecilik, yalnızca hava güneşliyken kurdele kesme sanatı değildir. Asıl maharet, gökyüzü musluğu sonuna kadar açıldığında ortaya çıkar. Bir şehrin gerçek sınavı, güneşli günlerde çekilen tanıtım filmlerinde değil, yağmur altında mahsur kalan vatandaşın yanında belli olur. Sosyal medya kuru, İstanbul ıslak! Günümüz belediyeciliğinde her şeyin bir paylaşımı, her paylaşımın da bir görseli var. Bir yol yapılır, fotoğrafı paylaşılır. Bir çalışma başlar, videosu hazırlanır. Bir açıklama yapılır, etiketler sıralanır. Fakat yağmur bastırınca vatandaşın aklına çok basit bir soru geliyor: “Başkanım, paylaşımınız çok güzel de bizim salonun ortasında neden deniz manzarası oluştu?” Gazeteci Güngör Yavuzaslan'ın eleştirisi de tam bu noktaya odaklanıyor: Sosyal medyadaki algı yönetimi, şehir yönetiminin yerini tutamaz. Doğru söze ne denir? Bir şehrin sorunlarını anlatan paylaşım, sorunu çözmek için kullanılan motopomp değildir. Hashtag, tıkanmış mazgal açmaz. Video montajı, su tahliye etmez. İBB’nin iletişim ekibi ne kadar başarılı olursa olsun, vatandaşın bodrum katındaki suyu bir basın açıklamasıyla tahliye etmek mümkün değildir. Mimarlık harikası: Para destelerinden tower plazalar! Şehrin bir de akıllara durgunluk veren o vizyoner (!) mimari boyutu var elbette. Son zamanlarda İstanbul semalarında yükselen kuleler, dikey mimari şovları ve kamera karşısında kule gibi dizilen o meşhur "para desteleri" tartışmaları dillerden düşmüyor. Belli ki İBB yönetimi, mühendislik harikasını tamamen yanlış yerde aramış. Şehrin altında, gözlerden uzak, oy getirmeyecek karanlık kanalizasyon borularıyla uğraşmaktansa; paraları üst üste dizip gökyüzüne uzanan tower plazalar yükseltmek çok daha havalı gelmiş olmalı! İşte İBB’nin tek gerçek ve muazzam becerisi burada saklı: Para destelerini üst üste koyarak devasa kule projeleri inşa etmekte üstlerine yok, ama o kulelerin dibindeki iki metrelik altyapı borusunu döşemeyi unutuyorlar! Sanıyorlar ki üst üste dizilen o meşhur desteler, yağmur yağınca kente koruma kalkanı oluşturacak. Yukarıda lüks plazalar, aşağıda çamurlu nehirler! Şehir yukarı doğru kat çıkıp milyarlık plazalarla zenginleşirken, aşağıya doğru her yağmurda daha derine batan, lağım sularıyla taşan bir altyapı trajedisi var karşımızda. Yukarısı pırıl pırıl cam cephe, plaza konforu; aşağısı ise bildiğiniz Venedik çakması çamurlu nehir! Keşke para destelerini sayarken gösterilen o muazzam dikkat ve hassasiyet, yerin altındaki drenaj hatlarına, temizlenmeyen mazgallara da gösterilseydi. O zaman belki de vatandaş, kentin o şatafatlı kulelerini uzaktan izlerken dizlerine kadar çamura batmak zorunda kalmazdı. İstanbul'un parası kulelere yetiyor da bir rögar kapağının bakımına mı yetmiyor, yoksa o destelerin gölgesinde altyapı tamamen hafızalardan mı silindi? Gerçi yeni bir belediyecilik modeli geliştirilebilir; yağmur başlayınca ekrana bir bildirim düşer: “Değerli İstanbullular, su baskını yaşadığınız için üzgünüz. Gönderinizi beğendik, geçmiş olsun mesajınızı sabitledik. Gelişmeleri takip etmek için bizi takip etmeye devam edin.” Vatandaş da cevap verir: “Ben sizi takip ediyorum da başkanım, su da beni takip ediyor. Üstelik evin içine kadar geldi!” İşte kara mizah dediğimiz şey tam burada başlıyor. Çünkü insan bazen ağlanacak hâline gülüyor. Fakat o gülüşün altında, son derece ciddi bir hesap sorma hakkı yatıyor. İBB’nin karnesi: Sınavı yağmur yaptı, sonucu vatandaş yaşıyor! Siyaset bilimci Elif Şahin, yerel yönetimlerin afetlere hazırlıksız yakalanmasının kabul edilemez olduğunu vurguluyor. Bu eleştiri, belediyeciliğin temel bir gerçeğini yeniden hatırlatıyor: Vatandaşın afet karşısında çaresiz kalması anlaşılabilir; fakat kurumların hazırlık düzeyi mutlaka sorgulanmalıdır. İBB’nin bu felaket karşısındaki hazırlığı ve müdahalesi de tam bu nedenle tartışılıyor. Burada mesele, bütün suçu tek bir kuruma yükleyip diğer sorumluları görünmez kılmak değil. İstanbul'un altyapısı, dere yatakları, yağmur suyu drenajı ve afet koordinasyonu yıllara yayılan, farklı kurumların da sorumluluk taşıdığı bir mesele. Ama sorumlulukların çok sayıda kuruma dağılması, sorumluluğun ortadan kalkması anlamına gelmez. Tam tersine, herkesin görev alanı daha açık biçimde ortaya konulmalıdır. Hangi mazgalın bakımı yapılmadı? Hangi riskli bölgede hangi önlem eksik kaldı? Ekipler nerede, ne zaman ve hangi kapasiteyle müdahale etti? Bunlar sloganla değil, kayıtlarla ve bağımsız incelemelerle cevaplanması gereken sorulardır. Vatandaşın beklediği şey, sorumluların birbirine pas attığı bir siyasi futbol maçı değil; suyun evine girmediği, yolun güvenli olduğu bir şehir. İstanbul zaten trafik yüzünden her gün yeterince vakit kaybediyor; bir de kurumlar arasında sorumluluk aramak için saatlerce dolaşmasın! Mazgalın feryadı duyulmadı, rögar istifa dilekçesi verdi! Şimdi biraz da hayal edelim. İstanbul'daki bütün mazgallar bir sabah topluca dilekçe verse ne olurdu? “Sayın yetkililer, yıllardır üzerimizden geçen araçlara, çöplere ve ihmallere sabır gösterdik. Ancak artık kapasitemiz dolmuştur. Yağmur suyunu almamız bekleniyor ama bakım durumumuz hakkında düzenli bilgi verilmemektedir. Bu nedenle görevimizden ayrılmak istiyoruz.” Rögarlar da destek açıklaması yapardı: “Bizim de bir kapasitemiz var. Her yağmurda bütün İstanbul'un sorunlarını tek başımıza yutamayız!” Dereler ise basın toplantısı düzenlerdi: “Yatağımız daraltılıyor, çevremiz betonlaşıyor, sonra da taştığımız için suçlanıyoruz. Biz suyun yoluyuz, otopark değiliz!” Tabii bunların hiçbiri gerçekten konuşmuyor. Konuşan, şehrin fiziksel gerçekliği. Doğa, ihmalleri basın toplantısıyla eleştirmiyor; bazen bütün bir kentin günlük hayatını durdurarak hatırlatıyor. Kara mizahın acı tarafı da burada: Bir mazgalın görevini yapamaması komik bir fıkra olabilir, ama o mazgalın çevresinde yaşayan insanların güvenliği söz konusuysa mesele artık şaka değildir. Afet gelmeden hazırlık, felaket geçmeden hesap! İstanbul'un ihtiyacı, felaketten sonra sıralanan özürler ve karşılıklı suçlamalar değil; felaketten önce çalışan bir sistemdir. Yağmur suyu hatlarının düzenli bakımı, dere yataklarının korunması, riskli bodrumların belirlenmesi ve kurumlar arası koordinasyon… Bunların hiçbiri seçim afişine sığmayacak kadar küçük, ama bir insanın hayatını koruyacak kadar önemlidir. İBB’nin açıkladığı sahada çalışma yürüten personel ve araç rakamları, müdahale kapasitesinin bir bölümünü gösteriyor olabilir; ancak tek başına hazırlığın yeterli olup olmadığını kanıtlamıyor. Asıl değerlendirme, ekiplerin nerelere ne kadar sürede ulaştığı ve hangi eksikliklerin sonuçları ağırlaştırdığı incelenerek yapılabilir. Afet yönetiminin başarısı yalnızca afet günü kaç kişinin sahaya sürüldüğüyle ölçülmez. Afet öncesinde ne kadar risk azaltıldığıyla ölçülür. İtfaiye gece boyunca çalışırken vatandaşın “Keşke bu noktaya gelinmeseydi” demesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir cümledir. Son söz: İstanbul'a şemsiye değil, akılcı bir altyapı lazım! İstanbul, dünyanın en büyük metropollerinden biri. Bu şehir yalnızca gökdelenlerden, reklam panolarından ve sosyal medya görüntülerinden ibaret değil. İstanbul; evine sağ salim ulaşmak isteyen işçinin, dükkânını su basmasın diye bekleyen esnafın, bodrum katında yaşayan ailenin şehridir. Bu insanlara düşen görev, her yağmurda evlerini boşaltmak ve telefonlarından yardım çağrısı yapmak olmamalıdır. Belediyelere düşen görev ise yağmur dindikten sonra suyun nereden geldiğini anlatmakla sınırlı kalmamalıdır. Şimdi İstanbul'un yöneticilerine küçük bir öneri: Bir sonraki yağmurda basın toplantısını mümkünse bir mazgalın yanında yapın. Yanınızda kameralar, mikrofonlar ve uzmanlar olsun. Fakat bu defa konuşmayı biraz kısa tutun; çünkü mazgalın ağzı doluysa kimsenin uzun konuşmaları dinleyecek hâli olmayabilir. ...Ve lütfen, o toplantıya şemsiye getirmeyi unutmayın. Vatandaşın şemsiyesi var zaten. Eksik olan, şehrin başını yağmurdan koruyacak sağlam bir plan.
  • 1 Saat Önce

harun

istanbul halki sikayet ediyor ama gelisi guzel gecekondu yapip siyasileri zorlayarak tapu alanlar kendileriydi aynen eyti cikarttirip 40 yasinda emekli olup maaslar az gelincede aglayanlar gibi bu ulkede hep suclu arandi ama bence asil suclu hepimiziz
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23