• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Otomobil parası yüzünden dehşet saçtı: Baba ile oğlunun katiline 27 yıl 6 ay hapis cezası

Otomobil parası yüzünden dehşet saçtı: Baba ile oğlunun katiline 27 yıl 6 ay hapis cezası

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Kurumsal Adaletin Aşınması ve İhkak-ı Hak: Sosyo-Hukuki Bir Analiz Giriş Modern devletin ve toplumsal sözleşme teorilerinin en temel meşruiyet kaynağı, Thomas Hobbes’un vurguladığı üzere, bireylerin güvenlik ve adalet arayışlarını merkezi bir otoriteye devretmesidir. Max Weber’in klasikleşmiş tanımıyla devlet, belirli bir coğrafi sınır dahilinde "meşru fiziki şiddet tekelini" elinde bulunduran yegane yapıdır. Ancak toplumsal dinamikler ve adalet mekanizmasının işleyiş hızı, kimi zaman bireylerin bu sözleşmeyi sorgulamasına ve kendi adaletlerini sağlama arayışına (ihkak-ı hak veya vigilantizm) yönelmesine neden olmaktadır. Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde yaşanan, 76 yaşındaki kanser hastası bir vatandaşın maddi birikimini dolandırıcılık yoluyla kaybettiği iddiasıyla başvurduğu silahlı eylem ve neticesinde gelişen yargı süreci, suç sosyolojisi ve hukuk sosyolojisi açısından derinlemesine incelenmesi gereken yapısal bir kırılmayı temsil etmektedir.Bu çalışma, söz konusu vakadan hareketle bireysel adalet arayışının toplumsal zeminini, kurumsal güven ilişkilerini ve bu durumun makro düzeydeki sosyolojik sonuçlarını literatür ekseninde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Gelişme ve Literatür Analizi 1. Kurumsal Güvenin Çözülmesi ve Anomi Dünyası Sosyolojinin kurucu isimlerinden Émile Durkheim, toplumsal kuralların, normların ve yasaların bireyler üzerindeki bağlayıcılığını yitirdiği, sistemin işlevsizleştiği dönemleri "Anomi" (Kuralsızlık) kavramıyla açıklar. Durkheim’a göre anomi, bireyin toplumla kurduğu organik bağın kopması ve kurumlara olan inancın sarsılmasıyla tetiklenir. Maddi veya manevi olarak ağır bir haksızlığa uğrayan bir bireyin, adli mekanizmaları baypas ederek şiddete başvurması, tam olarak kurumsal bir anomi algısının ürünüdür. Vatandaş, uğradığı hak gaspının resmi kurumlar eliyle hızlı ve telafi edici bir biçimde çözülemeyeceğine dair bir kanaat geliştirdiğinde, normatif düzen sarsılır. Sosyal düzlemde, dolandırıcılık gibi mülkiyet ve güveni hedef alan suçların mağdurlar üzerinde yarattığı psikolojik çöküş, devletin koruyucu kalkanının yokluğu hissiyle birleştiğinde bireysel şiddeti bir "çare" olarak konumlandırma riski taşımaktadır. 2. Şiddetin Meşrulaşması ve Sosyal Öğrenme Amerikalı kriminolog ve sosyolog Albert Bandura’nın "Sosyal Öğrenme Teorisi", bireylerin şiddet davranışlarını ve hak arama modellerini çevrelerini gözlemleyerek içselleştirdiklerini savunur. Toplumsal hafızada, sistemin açıkları nedeniyle mağdur olan ve kendi imkanlarıyla "adalet sağlayan" figürlerin meşrulaştırılması veya bu figürlere karşı toplumsal bir empati (acıma/hak verme) geliştirilmesi, tehlikeli bir ceza sosyolojisi problemidir. Şiddet eyleminin toplumsal vicdanda "başka çaresi kalmamıştı" argümanıyla rasyonalize edilmesi, orman kanunlarının ve kabile mantığının modern hukuk devletinin pürüzsüz yüzeyine sızmasına yol açar. Bu durum, adaleti kurumsal, rasyonel ve evrensel bir olgu olmaktan çıkararak; kişisel cüarete, silaha ve fiziksel güce endeksler. Dolayısıyla, kurumsal adalete olan inancın zayıflaması, bireysel şiddet sarmallarının toplumsal tabanda kanıksanması sonucunu doğurur. 3. Hukukun Sosyolojik Esnekliği: Haksız Tahrik Dengesi Ceza hukukunun sosyolojik boyutunu en iyi yansıtan unsurlardan biri "haksız tahrik" müessesesidir. Hukuk, insanı sadece rasyonel kurallara göre hareket eden bir otomat olarak görmez; onun ağır tahrikler, hileler ve psikolojik baskılar altında irade zafiyeti yaşayabileceğini kabul eder. Kocaeli'deki davada mahkeme heyetinin sanık hakkında haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulayarak cezayı belirlemesi ve sağlık durumunu gözeterek tahliye/tutuklamama kararı vermesi, hukukun toplumsal realiteden tamamen kopuk olmadığının bir göstergesidir. Hukuk sosyolojisi perspektifinden bakıldığında bu karar, bir yönüyle toplumsal vicdandaki "mağduriyet" algısını yasal sınırlar dahilinde kayda geçirerek sistemin kendi içindeki gazı tahliye eden bir emniyet subabı görevi görmüştür. Kurumsal yapı, suçun işlenişindeki sosyo-psikolojik arka planı cezai indirime yansıtarak toplumsal dengeyi korumaya çalışmıştır. Sonuç Kocaeli'de yaşanan trajik hadise ve toplumsal yankıları, suçla mücadelenin sadece suçluyu cezalandırmaktan ibaret olmadığını, asıl odaklanılması gereken alanın "mağduriyetlerin oluşmasını engellemek ve oluşan mağduriyetleri jet hızıyla gidermek" olduğunu ortaya koymaktadır. Bireysel adalet arayışlarını ve ihkak-ı hak girişimlerini sadece ahlaki veya hukuki metinlerle kınamak, toplumsal düzeni korumak için yeterli değildir. Sosyolojik analizin devlete ve yargı mekanizmalarına sunduğu temel reçete; özellikle dolandırıcılık, nitelikli hırsızlık ve ekonomik gasp gibi vatandaşın canını ve yaşam boyu oluşturduğu birikimlerini doğrudan hedef alan suçlarda adli ve bürokratik süreçlerin bürokratik hantallıktan arındırılarak en üst hızda işletilmesidir. Vatandaş, hakkının devlet eliyle mutlak surette ve zaman kaybetmeden korunacağına dair sarsılmaz bir inanç taşımalıdır. Kurumsal adaletin hızı ve etkinliği arttığı ölçüde, bireylerin kendi adaletlerini arama refleksleri ve anomik yönelimleri tarih sahnesinden çekilecek, modern toplumun güvenli bir arada yaşam zemini tahkim edilmiş olacaktır.
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23