• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Alacak verecek tartışması kanlı bitti! Diyarbakır’da 3 kişi hayatını kaybetti

Alacak verecek tartışması kanlı bitti! Diyarbakır’da 3 kişi hayatını kaybetti

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Beyazıd

Fon hırsızları yüzünden intihar eden var haber yaptınızmı yapacakmısınız
  • 2 Ay Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Diyarbakır’da yaşanan alacak verecek tartışmasının kanlı bir çatışmaya dönüşmesi ve üç kişinin hayatını kaybetmesi, bölgedeki toplumsal şiddet sarmalını ve bunun arkasındaki sosyolojik dinamikleri yeniden gündeme getirmektedir. Medyaya yansıyan cinayet haberlerinde bu ve benzeri olayların sıkça yer bulması, meseleye derinlemesine ve bilimsel bir gözle bakmayı zorunlu kılmaktadır. Bir sosyal bilimci gözüyle incelendiğinde, Diyarbakır ve benzeri geleneksel yapıların yoğun olduğu bölgelerde şiddetin bu denli hızlı tırmanmasının arkasında köklü toplumsal, kültürel ve psikolojik mekanizmalar yatmaktadır.Bu durumun en belirgin sacayaklarından biri, bölgedeki akrabalık bağlarının niteliğidir. Geleneksel toplumlarda akrabalık sadece kan bağı değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve koruyucu bir kalkan anlamına gelir. Akraba evliliklerinin yoğun olması bu bağları daha da kemikleştirir ve dış dünyaya karşı kapalı, içeride ise aşırı kenetlenmiş yapılar oluşturur. Ancak bu yoğun bağlılık, madalyonun diğer yüzünde büyük bir kırılganlık barındırır. Akrabalar arasındaki ilişkiler o kadar iç içe geçmiştir ki, en ufak bir ekonomik anlaşmazlık, miras paylaşımı ya da "alacak verecek" davası, sadece iki birey arasında kalmaz. Kısa sürede tüm ailenin, aşiretin ya da hısım grubunun ortak onur ve varoluş meselesine dönüşür. Bu durum, bireysel bir uyuşmazlığın kolektif bir krize evrilmesini hızlandırır.Bir diğer kritik dinamik ise "hısımlığın" hızla "hasımlığa" dönüşebilmesidir. Geleneksel aidiyet duygusunun çok yüksek olduğu bu yapılarda, sistemin dışındaki resmi kurumlara veya hukuki mekanizmalara başvurmak yerine, sorunları "kendi içinde" çözme refleksi ağır basar. Bu refleks, bireysel hak arayışını hukuk zemininden koparıp geleneksel güç gösterilerine kaydırır. "Sudan bahaneler" olarak nitelendirilen küçük tetikleyiciler, aslında buzdağının görünen kısmıdır; arka planda birikmiş güç mücadelelerini, otorite sarsıntılarını ve toplumsal prestij kaygılarını barındırır. Güçlü bağlar çözüldüğünde, sevgi ve sadakatin yerini aynı büyüklükte bir nefret ve öfke alır. Çünkü en yakın bilinenin yaptığı hata, yabancının yaptığından daha büyük bir ihanet olarak algılanır.Silahın bu denli kolay çekilmesi ise bölgedeki "silah kültürü" ve "erkeklik/onur" algısıyla doğrudan ilişkilidir. Güç ve adaleti kendi eliyle sağlama düşüncesi, silahı sadece bir suç aleti değil, aynı zamanda bir itibar ve korunma aracı haline getirmektedir. Hukuki süreçlerin yavaş işlediği algısı veya toplumsal baskı, bireyleri uzlaşma yerine şiddete yönlendirir. Sonuç olarak, Diyarbakır özelinde tanık olduğumuz bu trajik olaylar, aşırı kutsanan aidiyet bağlarının, modern hukuk bilincinin eksikliği ve bireyselleşememe sorunuyla birleştiğinde nasıl yıkıcı bir silaha dönüşebileceğini açıkça göstermektedir.
  • 2 Ay Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23