“İmkânsız” denileni başardı; lafla peynir gemisini yürüttü!
“İmkânsız” denileni başardı; lafla peynir gemisini yürüttü!
Yüksel Tokur
Öncelikle; hangi siyasi görüşten olursa olsun, kim bu ülke için taş üzerine taş koyarsa takdir eder, şükranlarımızı sunarız.
Öyle birileri gibi; “Bu hükümet (Ak Parti) dünyanın en iyi işini de yapsa, bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok” gibikörü körünepartizanlık düşüncesinde asla değiliz.
1990’lı yıllarda doğanlar, CHP’li Nurettin Sözen’in İBB Başkanı olduğu dönemde İstanbul halkının yaşadığı çileleri bilmez. Bilmediğinden, 1994 yılından 2019 Mahalli İdareler Seçimine kadar RP ve Ak Partili Belediye Başkanları döneminde İstanbul’daki hizmet dönüşümünü bilmez ve öncesini de hep öyle zanneder. Kaldı ki; 18 yaşındaki gençlere oy kullanma hakkı da yine Ak Parti döneminde verildi.
25 yıl sonra seçmen neden değişim istedi? Hâlbuki bu dönemlerde gerçek belediyecilik ile tanışan İstanbul, yaşanabilir bir şehir olmuştu. Metro, trafik, kentsel dönüşüm, çöplerin toplanması, yeşil alanlar, Haliç’in temizlenmesi, içme suyu, alt yapı, üst yapı gibi birçok alanda büyük yatırımlarla açılıştan açılışa koşulmuştu.
Hizmetler iyi hoş da; vatandaş oy kullanırken daha çok, cepteki parası ve piyasa fiyatlarına göre karar veriyordu. Hayat pahalılığı, emekli maaşları son iki yerel seçimde belirleyici rol oynamış; aday göstermeyen HDP’nin dolaylı desteği de eklenince iktidar partisine ders vermek adına İstanbul’da ve birçok ilde, hem de başarılı Belediye Başkanlarına rağmen CHP adayları tercih edildi.
Bunlardan en öne çıkanı da, iki dönemdir “yetersiz bakiye(!)” olarak İBB koltuğuna oturtulan CHP’li Ekrem İmamoğlu. İstanbul, Türkiye’nin kalbi metropol bir şehir. Sorunu çok, ama bir küçük devlet kadar da bütçesi var. Fakat bütçe seçmene hizmete değil, yandaşlara akıtıldı.
Yani; geceli gündüzlü, canla başla çalışıldığında ancak yaşanabilir bir şehir olabilir.
Fakat gel gör ki; iktidara ders vermek isteyen halk, şovlarına doymamış(!) olacak ki, iki dönemdir lafla peynir gemisi yürüten(!) bir zihniyete bu kadim şehrin kaderini emanet ederek kendisini cezalandırmış oldu.
Göreve geldiği günden bu yana; bırakın önceki yönetimin hizmetlerini devam ettirmeyi, nereye el attıysa berbat etti. Hiçbir şey güzel olmadı. Az iş, çok laf, çok şov, çok reklam. Her işi Kemal Sunal’ın “Zübük” filmindeki karakteri hatırlattı! Kılıktan kılığa girerek, Eyüp Sultan Camiinde Kur’an okur, içki masalarında âlem yaparak münafıklığı hatırlatır!
Hani; “sağcı” ayaklarına yatarak, yıllarca laf cambazlığı yapıp sağ seçmenin desteğini alan Süleyman Demirel’i de hatırlatmıyor değil! Bir de Ukrayna’nın şovmen başkanını…
Dünya tarihinde ilk kez bir saçmalığa imza atarak, “temel atmama töreni” bile düzenledi! Sülün Osman, Selçuk Parsadan, Tosuncuk gibi ünlüleri(!) mumla arar olduk. İstanbul’un sorunları dışında her şeye maydanoz oldu! Eleştiriler karşısındaki pişkin savunmaları, “özrü kabahatinden büyük” dedirtti. Ha bir de; aday gösterilir de Cumhurbaşkanı olursa, “Tam Yol İleri!” deyip hızla ülkeyi batıracağından hiç şüpheniz olmasın. Hem de sırıtarak! Şeyyy… A. Necdet Sezer asık suratlıydı da..
Mahalleye muhtar, apartmana yönetici bile olamayacakların Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu bir ülkede; “ne haliniz varsa görün”, “kendi düşen ağlamaz” mı desek?!?..
Galiba en iyisi şu Hadis-i Şerif: “Siz ne halde iseniz, başınıza o halde idareciler gelir.”