Baal’in dönüşü ve modern çağın gizli putları
Baal’in dönüşü ve modern çağın gizli putları
YÜCEL KAYA
Güneşin kavurduğu Mekke sokaklarında, Kâbe’nin gölgesine sığınmış dilsiz taşlar yükseliyordu.
Lât, Menât, Uzzâ ve heybetli duruşuyla Hubel…
İnsanlar, kendi elleriyle yonttukları bu soğuk kayaların önünde diz çöküyor; korkularını ve umutlarını bu cansız varlıklara emanet ediyordu.
Ancak tam o esnada vahiy, çölde yankılanan ve aslında çok daha eski bir coğrafyadan süzülüp gelen o sarsıcı soruyu Mekke’nin kalbine bıraktı.
“Siz BAAL’e mi tapıyorsunuz ve yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?” (Sâffât 125)
Bu soru sadece bir putun adını anmıyor, kadim bir zihniyeti deşifre ediyordu.
Antik Kenan diyarının kudret sembolü olan BAAL (Hubel), fırtınaların efendisi sayılıyordu.
Fakat bu sahte ihtişamın ardında kan donduran bir gerçek gizliydi:
Çocukların BAAL’e kurban edilmesi.
Tarihçiler bu ritüellerin kapsamını tartışsa da insanlık hafızasındaki o karanlık leke hiç silinmedi:
Güç ve korku adına, en savunmasız olanın feda edilmesi.
Kur’an-ı Kerim, meseleyi sadece isimler veya nesneler üzerinden okumuyordu; kalbin derinliklerindeki niyetin haritasını çıkaran En’âm suresi, kötülüğün kitlelere nasıl pazarlandığını tek bir kelimeyle özetliyordu.
“Ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdi…” (En’âm 137)
İşte kilit kelime buydu: Süslemek, süslü göstermek.
Zulüm, hiçbir zaman saf çirkinliğiyle sunulmadı bizlere. O; "gelenek", “çağdaşlık”, "kabile onuru", "sadakat" veya "stratejik gereklilik" olarak ambalajlanarak girdi hanemize.
İslam öncesi dönemde yaşayanlar kız çocuklarını toprağın soğuk bağrına bıraktıkları gibi biz de çocuklarımızı internetin, akıllı telefonların ve süslü dizilerin soğuk bağrına bırakarak öldürdük!
Ölüm bile süslü gösterildi bize.
Çünkü cinayet toplum nezdinde "makul" hale getirilmişti.
Vahiy ise o günün hesabını kıyametin dehşetine taşıyordu.
“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr 8–9)
Kur’an-ı Kerim’in ısrarla sorduğu o sorunun muhatabı sadece cahiliye döneminde yaşayanlar değildi elbet. Biz de muhatabıydık o sorunun.
“Ey Âdemoğulları! Ben size, ‘Şeytana kulluk etmeyin’ diye emretmedim mi?” (Yâsîn 60).
Şeytana kulluk; sadece karanlık odalardaki ayinler değildi.
Şeytana kulluk; zulmü meşrulaştırmak, makul olarak görmek ve gücü ilahlaştırmaktı…
Ve menfaat uğruna masumu gözden çıkarmaktı aynı zamanda.
İblis, Hz. Adem’e (AS) yaklaşırken ona doğrudan kötülük değil süslü sözler fısıldamıştı; "sonsuzluk" ve "bitmeyen bir saltanat" vaat etmişti.
Bugün de insanlık aynı noktadan vuruluyor.
Sonsuzluk, güzellik ve bitmeyen bir saltanat adına neler vermedik?
Dünün taş putları yerine geçen bugün dijital ağlara…
Modern çağda patlayan Epstein dosyaları bize acı bir gerçeği hatırlattı:
“Güç denetimsiz kaldığında, en zayıfı kurban etmekten çekinmez.”
Biz bu zihniyeti Gazze’de yaşadık.
Modern dünyanın gözü önünde kurban edilen binlerce Filistinli çocuk, dünün BAAL kültündeki o karanlık zihniyetin modern birer yansıması değil miydi?
Dün çocuklarını toprağa gömen ellerle, bugün onları "siyaset" ve "strateji" adına enkaz altında bırakan zihniyet aynı kaynaktan beslenmiyor mu?
Furkan suresi, bu sahte ilahların ve onları var eden sistemlerin temel acziyetini yüzümüze çarpıyor;
“Onlar hiçbir şey yaratamazlar, aksine kendileri yaratılmışlardır...” (Furkân 3)
Put bir taş olabilir, bir ideoloji ya da bir sistem...
Ancak hepsi acizdir. Ne eceli durdurabilirler ne de hesabı engelleyebilirler.
Câhiliye, dünde kalmış bir tarih dönemi değil; merhametin ve adaletin terk edildiği bugün dahil her andır.
İblis dün saltanat vaadiyle kandırdı; bugün ise "başarı", "şöhret" ve "sınırsız özgürlük" maskesiyle fısıldıyor.
Kur’an-ı Kerim’in çağrısı ise zamansızdır:
Ey süslüman!
•Süslenmiş sahte ilahları terk edin.
•Gücü ve maddeyi rab edinmeyin.
•Zulmü meşrulaştıran sistemlere boyun eğmeyin.
Baal’in dönüşü: Modern çağın gizli putlarıdır.
Gerçek kudret yalnız ALLAH’a aittir.
İnsanı putlardan, süslenmiş yalanlardan ve küresel karanlıklardan kurtaracak tek ışık; ALLAH’ın kitabına ve O’nun sarsılmaz adaletine sarılmaktır.
Ramazanınız mübarek olsun.