--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Peygamberimizin Veladeti ve Düşündürdükleri

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

Peygamberimizin Veladeti ve Düşündürdükleri

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Müslümanlar İslam’ı kimden öğrenmişlerse onun İslam anlayışını tevarüs ediyorlar. Bugünkü İslam anlayışının hemen birçok rengi, İslam’ın ana renginden az ya da çok farklılıklar içeriyor.

Eğer Peygamber Efendimiz kabrinden kalkıp gelebilseydi, sanırın günümüzde “Ben Müslümanım” diyen birçoklarını İslam’a davet ederdi.

Sahabeden Hz. Muaz’ın naklettiği bir hadis-i şerif: “Bir gün gelecek bid’atlara sünnet diye sarılacaklar, sünnetleri bid’at diye terk edecekler. Biri çıkıp da ‘Ey Müslümanlar! Şu işlediğiniz bid’attır!’ diyerek o konuda gerçek sünnete çağıracak olsa, insanlar onu bid’atçı diye taşlayacak.”

İslam, siyasette piramidik bir modele dönüştürüldü ve namazdaki gibi ‘saf modeli’ yerini üsttekilerin ayağını alttakilerin başı üzerinde durduğu “piramit modeline” bıraktı.

Müslümanlar, ahlakî hedefleri olan bir gelecek tasarımı yerine dünyevileşmeyi koydular. Bu iki alandaki çözülme, dini alana da yansıdı. Din “Hıristiyanlaşma” “Ruhsuzlaşmaya” maruz kaldı. Bugün Müslümanların hayallerini “iktidar” ve “güç” süslemekte.

Bu yaklaşım, zihinlerdeki peygamber imajını bile değiştirir hâle geldi. Peygamberimiz bilinmeden olmaz.

Karşısındaki insana “ne titriyorsun be adam! ben de senin gibi kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!” diyen bir peygamber duruyor. Bugünün ortalama Müslüman’ın popüler din anlayışı, maalesef Asiye’ye değil Firavuna özendiren bir din anlayışı. İbrahim’in sancısına değil Nemrud’un kamçısına imrenmekte diyebilirsiniz buna.

Karunlaşmış bir mantık elbette başarıyı Allah’tan bağımsız planlamaya kalkacak, O’ndan bağımsız kalacak ve düşünecektir. Tıpkı Karun gibi “Bu benim yeteneğim sayesinde bana verildi” diyen bir anlayış. Bu anlayış da egoizme götürüyor.

Galiba küresel sistemin Müslümanları taşımak istediği yer de buydu. “İnanç erozyonu” adını verebileceğimiz bu durum; itikat ve ahlakının oynandığı bir zemine kaydırdı Müslümanları. Müslümanlar, kaygan zeminde ayakta durmaya çalışıyor. Dinin sâbiteleri ile değişkenlerinden habersiz.


Bulanık bir ortam. İnsanların bir parça Müslüman, bir parça gayrimüslim olduğu bir zemin. Yani kırılgan ve kaygan bir zemin. Veladet kandilinde camilerimiz dolarken, namazlarımız dualarımız canlı iken kandil sonrası acınacak hâlimiz devam ediyor. Dinimizin bir hayat tarzı olduğu unutuluyor. Peygamberimizin yaşadığı ve yaşattığı hayat hatırlanmıyor bile. Belli gün ve gecelerde yaşanan bir din hayatı yerleştiriliyor. Ağustos’ta kutlanan zafer coşkusu da “putlaştırma” “tek adam” anlayışına sürükleniyor. Ezberletilen, hep tekrar ettirilen Laiklik vurgusu da sosyal medya ve internet ablukasındaki insanımızı düşünceden, amelden uzaklaştırıyor. Zihin işgalinden kurtulamıyor insanımız. İnsanımızın getirildiği bu durum Uhud’u hatırlatıyor.


 

Uhud’da ganimetlerin sahipsiz kaldığını gören okçular gibi abanı verdiler üzerine. Mevzilerini, siperlerini terk ettiler. Ve tabii siperlerini terk eden okçular ganimeti de elde edemediler; çünkü savaşı kaybettiler. Hepsinden kötüsü, kendilerini kaybettiler. Bugün bizlerin durumu da kendini kaybeden insan psikolojisine benziyor. İnsan tasavvuruyla insan eylemleri arasında doğrudan bir bağ vardır. İnsan tasavvuru ise, inancından ayrı değerlendirilemez. Bu noktada şu soru kaçınılmaz olur: Eğer tasavvur bulanıksa, eylem nasıl duru olabilir? Kişinin eylemi bilgisini aşamaz; kişinin bilgisi bilincini aşamaz, kişinin tasavvuru inancını aşamaz. Onun için de bu olumsuz sonuçlara götüren sebepleri ortadan kaldırmalıyız.


Şu anda zor olanı değil, kolay olanı tercih ediyoruz. Şahsiyeti imaja feda ettik. İmajla yetiniyoruz. İnsan olmadan Müslüman olmanın yollarını arıyoruz. Ortada şahsiyet yokken, şahsiyetsiz kadrolarınız, o kadrolarla oluşturduğunuz kurumlarınız varsa, işiniz zor demektir. Düşmanımıza olan nefretimizin içi boş. Çünkü onu dengeleyecek olan, dostunuza olan derin muhabbetinizdir. O olmayınca, nefretimizin ne kadarı düşmanımıza karşı duyduğumuz hayranlıktan kaynaklanmaktadır, o belli değil. Vardığınız noktada, düşmanımızın çok kötü bir kopyası olmayacağımızın kimse garanti edemez. Sevgi de nefret de “Allah için” olmalı. Peygamberimiz bilinmeden, Siyer okunmadan kendimize, özümüze dönemeyiz.


 

Ebu Zer’e “Gel ey Ebu Zer” deyip, onun elinden tutup güneşin batışını seyretmeye gidişlerini, bunun insanlığın bu kutlu öğretmeni tarafından verilen bir “okuma dersi” olduğunu, Ebu Zer’e batan güneşin ardından “Güneş nereye gitti ey Ebu Zer?” deyişini, Ebu Zer’in “Allah ve Elçisi daha iyi bilir” diye karşılık verince, bu her gün yaşanan fakat birçoğumuzun hiç fark etmediği hatta ‘sıradan’ karşıladığı kozmolojik olayı, bir ayeti tefsir eder gibi tefsire tabi tutarak “Güneş Allah’a secde etmeye gitti!” deyişini anlatma ihtiyacındayım. Onun, tevhidi ruhuna sindirmiş varlık tasavvuruna sahip olamayışımızın üzüntüsü içinde devam ediyorum. Aslında bununla güneşin tâbi olduğu kozmik kanunu hatırlattığını, güneşin ‘bi-şuur’ bir Müslüman kardeşimiz olduğunu, onun teslimiyette kusur etmediğini, onun kendisi için konulan yasaya uymasının “güneşin secdesi” anlamına geldiğini anlatmak istiyorum.


Buradan yola çıkarak biz Müslümanların mensup olduğu hareketin değil bir coğrafyayla, bir bölgeyle, bir kavim kabile ya da milletle, insan nesliyle dahi sınırlı olmadığını vurgulayacak; yerlerin ve göklerin, dağların ve denizlerin, ateşin ve suyun da bu hareketin “doğal” bir üyesi olduğunu dillendirip  “İnanmazsanız Hz. Nuh’a sorun: ‘Müslüman’ (Allah’ın yasasına teslim olmuş) su, kardeşinin başı sıkıştığında, zi-şuur bilen, akl eden, yaptığını bilerek yapan, kendisine belirli ölçülerde ilim verilen kimse kardeşi Nuh’a nasıl yardım elini uzattığını bizzat kendisi anlatsın” diyecektim. Yine, “İnanmazsanız İbrahim’e sorun, başı darda kaldığında, ateş kardeşi, nasıl onun yanında yer aldığını anlatsın” diyecektim.


Dahası Sevgili Peygamberimizin bu tavrının, varlığı bir “ayet” bilip okumak olduğunu, okuyabilene etrafımızda okunmayı bekleyen sayısız ayetin bulunduğunu, ders alacak olana etraftaki her şeyin ders verdiğini söyleyecektim. “Hayatı bir okula çevirelim; “la” silgimiz olsun “illa” kalemimiz olsun!” diyecektim. “La ile silip, illa ile yazalım, ‘La ilahe’ deyip temizleyelim enkazı, ‘İllallah’ deyip yerine inşa edelim yepyeni bir hayatı” diyecektim. Bir şey daha söyleyecektim. Ya Muhammed’in rolünü oyna, “öğreten” ol! Topla sokaklardan Ebu Zerleri, uzat ellerini çağın yetimlerine, öksüzlerine, kimsesizlerine, itilmiş-kakılmışlarına. Onlara hayatı okumayı, ölümü okumayı, baharı ve yazı, kışı ve güzü okumayı, yıkılışları ve yükselişleri, varlığı ve yokluğu, bolluğu ve darlığı, acıyı ve sevinci, güneşi ve ayı, geceyi ve gündüzü, burayı ve öteyi okumayı öğret. 


 

Ya Ebu Zer’in rolünü oyna, “öğrenen” ol! Oku her şeyi bir ayet gibi ve de ki: “Ben de kayıtsız şartsız teslim oldum alemlerin Rabbine!” Ben de güneş gibi olacağım; yalnız kuzuların değil, sırtlanların üzerine de doğacağım, yalnız güllere değil, ısırganlara da yayacağım ışığımı! Fakat yarasalardan etkilenmeyeceğim, ne kadar çok olurlarsa olsunlar yok edemeyecekler ışığımı. Ben aydınlığı temsil edeceğim; karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara kalpli, kara katran ruhlu adamlar; ben doğduğum zaman, gündüz gelince gece nereye giderse oraya gidecekler! 


 

Peygamberimizi anlatmak çok zor. Balı tarif etmeye benzemez mi? Balı görmemiş, tatmamış birine balı nasıl tarif edebilirsin ki? Sen en iyisi onun damağına bir parmak bal sür. Konuşarak yapamayacağını, bu şekilde yapabilirsin. Aklım mazeret sunacak oldu, kalbim: “Unutma Muhammed muhabbettir. Muhabbet ise, akıl işi değil, yürek işidir. Kişi aklıyla değil kalbiyle sever. Onu hissetmeden onu anlamak, Onu sevmeden onu hissetmek meselesi. 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kanber

5 Eylül 2025 19:55

Selamlar Allah razı olsun hocam

Nedim

5 Eylül 2025 12:15

Osmanlı sonrası İslam dünyasında emperyalist ve siyonist güçler İslam dünyasının peygamber ve ashab İSLAMİNDAN itikadından koparmadan onların üzerine tahakküm kuramayacalarini biliyorlardı.Zaten Kuran'da sünnette o kâfirlere uyarsanız onlar gibi olursunuz da tam da buydu.Kafirlerin itikadına tanrı tasavvuruna yani o kâfirler Allah cc nasıl ki hayattan soyutlayip göklere vicdanlara hapsettigi gibi nasıl ki Allah cc elinden ukdesinden hakimiyetinden yasama ve yargı gücü başta olmak üzere vasıflarını alıp kendilerine kişilere kurumlara verdiği gibi yapılarak onlara uyarak onlar gibi olundu ne yazık ki.Yoksa onlar gibi olmak demek yahudi ve Hristiyan dinine girmek anlamında değil onların Allah'a karşı isyanı küfürü şirkine ortak olmak anlamındadır.Onun için La ilahe illallah ve şahadet i peygamber ve ashab gibi anlayıp onlar gibi bunların gereği ne ise yerine getirmeden müslüman olunmaz.Musluman olmak helak edilmiş kavimler ve Yahudiler ve Hristiyanlar gibi şirk ve küfür işlememek ve işleyenlerle dindaşlik içinde olmamak olduğunu kavramadan ve gereği yapılmadan bu Osmanlı sonrası cendereden kurtulamaz.Osmanli sonrası İslam dünyasında SAHABENİN amelî fıkhi uygulamalarınin taşıyıcıları olan dört mezhep imamları na muntesip olmanın önünde engel yokken esas SAHABENİN itikadı inancı yani konusu şirk ve küfür olan kâfir müslüman konularında ki uygulamaları noktasında sorun vardır.Ve müslüman olabilmek ancak bu konularda Sahabe gibi yüzde yüz aynı olunmadan müslüman vasfı kazanılmaz.Resulullah sav ashabiyla ancak İbrahim as ve İsmail as itikadini anlatarak ve o peygamberlerin aynısını oluşturarak büyük bir devrim oluşturdu fark oluşturdu.Namazdan oruç tan hac tan önce bu konularda sahabe gibi olmakla ve emperyalist Siyonist kâfirlerin küfürleri den şirkinden kaçarak yani Siyonistlerin emperyalist lerin uygulamaları ndan kaçarak Ancak müslüman olunur

Hikmet Yılmaz

5 Eylül 2025 11:39

Gazze'ye yardım filosuna katılmamınızın nedenine açıklık getirmenizi rica ediyorum. "Don giyim tenime değmesin" gibi bir anlayışta olan tilkiler biliyoruz.

Yusufiyeli

5 Eylül 2025 11:16

AŞK OLSUN, Muhabbetimiz baki kalsın vesselam.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle