On dakikalık nişan (düğün) konuşmasının özeti
Konuşma yapması için çeşitli davetlere çağrılan din kardeşlerimize faydalı olacağı mülahazasıyla davet edildiğim ‘nişan konuşmam’ın özetini siz değerli okuyucularımla paylaşıyorum. Bir nişan veya bir düğün cemiyetinde on, onbeş dakikalık konuşma özeti.
Bize sıhhat afiyet verip böyle mutlu bir gün de bizi buluşturan Rabbimize hamd ü senalar olsun Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya Salat ve selam olsun. Hangi işi yaparsak yapalım her hal ve şartta Allah’ı unutmayacağız sevinçli günlerimizde de üzüntülü günlerimizde de. Size normal gelebilir ama çok önemli bir programın merasiminde bulunuyoruz. Bu ve benzeri programların önemli olması Resullah Efendimizin iki gencimizin/bekârımızın evliliğine verdiği önemden kaynaklanıyor. Bugünkü nişan merasimi de iki gencimizin evliliğe giden önemli adımlarından biri. Bu önemli adım olan nişandayız. Ailenin/yuvanın/yuva kurmanın unutulduğu ihmal edildiği önemsenmeyip gündeme getirilmediği günleri yaşıyoruz. Böyle günlerde evliliğin/nişanın gündeme geldiği bir törendeyiz. Peygamber Efendimiz “iki gencin/bekârın evliliğine vesile olmak imandan sonra gelen önemli salih amellerdendir” buyurmuşlar. Müslümanlar olarak böyle buyuran bir Peygamberin ümmeti olduğumuza göre biz de evliliğe, evliliğe giden adımlara bu yolculuğa dikkat, itina ve hassasiyet göstermeliyiz. Üstelik böyle çok güzel ve özel bir ameli yerine getirmeye çalıştığımız için. Ancak kültürümüze giren dinimizde yeri olmayan şu söz ve ifadelere de dikkat etmemiz gerekir. Mesela iki gencin veya iki bekârın evliliğine vesile olanlara ‘çöpçatan’ deniyor. Hanımına iyi davrananlara ‘kılıbık’ hanımının köyüne gidenlere ‘hanım köylü’ gibi yanlışları düzeltmemiz, dinimize uymayanları kültürümüzden çıkarmamız gerekiyor. Hatta unutulan sünneti ihya edenlere şehit sevabı verildiğine göre unutulan Peygamber Efendimizin ve sahabeyi kiramın Peygamberimizden gördükleri uygulamaları (Hz Ebubekir’in, Hz Ömer’in önemli sâlih bir amelin de münasip/uygun gördükleri gence kızları için evlilik teklifinde bulunmalarını) da unutmayalım. Bu evliliğe vesile olanları hadisi/sünneti günümüze taşıyarak görüşmelerini temin edenleri tebrik ediyorum. “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” buyuran Peygamberimizin bu tavsiyesini yerine getirerek kolaylık gösterip zorlaştırmayan aileleri bu farklı davranışlarından dolayı tebrik ediyorum. Müslümanların kardeşlik vazifesi olarak onların sevincini paylaşmak için davete icabet etmeleri, akrabalarının, misafirlerin de konu komşularının da ailelerin sevincini paylaşmaları, uzaktan yakından teşriflerinden dolayı aileler adına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Samimiyetlerinden, gözlerinin pırıltılarından, hallerinin davranışlarının dışarı yansımasından da bunları gösteriyorlar. Rabbim razı ve memnun olsun.
Ben zaman zaman belediye başkanlarına da söylemişimdir nikah için gün almaya gelenlere ‘evlilik semineri dersi verdirin!’ En az üç beş saat katılarak ‘nikah günü’ almaya gelsinler. Genç hanımefendi kızımız; evliliğin önemini, iyi geçimin evlilikte temel olduğunu, lüks ve israftan kaçınmayı, eşinin annesini, babasını, akrabalarını, yakınlarını tanıma, onlara değer vermesini bilmeyi öğrenirler. Eşinin haramdan korunmasını, dışarının tahrik edici, yuvadan uzaklaştırıcı durumlarından eşini kurtarması gerektiğini bilmeyi de öğrenmiş olurlar. Hiçbir şey anlatılmasa nereden öğrenecek? Hatta anne babanın yetişkin kızına nişan söz gibi durumlar olduğunda ‘gittiğin yerde kendini ezdirme’ gibi yanlış sözlerin düzeltilmesi gerektiğini nerede/nasıl öğrenecek? Gittiği yerde kim üzüyor da aklında fikrinde olmayan ‘ezilme/ezdirme kendini’ sözlerini kızlarımıza söylemeyelim. Zaten artık herkes müstakil, kendi evlerinde oturuyorlar. Hanım kızlarımız, ‘sade hayat imandandır’ hadisini duyarak yetişirse, bütçesine göre muhasebe yapıp özentiye, taklide kapılmazsa, eşinin bütçesini zorlayacak arzu ve isteklerde bulunmazsa huzurlu/sükûnlu/neşeli bir yuvayı da kurmuş olurlar. Böyle hayatı tercih etmesi gerektiğini, maddi imkanı varsa bunu paylaşması, etrafına faydalı olması kocasına maddi imkanlarını israf etme yerine tasarruf ve tasadduk etmeyi, ‘infak ahlakıyla ahlaklanma’ları ‘örnek yuva’ hanımı ve beyi olurlar. Peygamberimizin ahlaki Muhammedi’ye içinde geçen bu tavsiye ve uygulamalarını bugünümüze taşınması gerektiğini evlenecek bu hanım kızlarımız bilir, yaşar ve yaşatır İnşaallah…
Damat adayımız beyefendi genç ise; Allah’ın emri, Peygamberimizin kavliyle aldığı hanım kızı Allah’ın emaneti olarak aldığı, dolayısıyla hanımına iyi davranması gerektiğini unutmayacak. ‘Niçin evleniyoruz?’ sorusuna verilecek ‘paylaşmak için’ cevabını bilmemiz hayatımıza yansıtmamız gerektiğini de bu aile/yuva kurma hazırlıklarını öğrenerek anasını, babasını, evini terk edip sana gelene, yeni evine, yeni çevresine, intibakında örneklik sergilenmez mi?
Böyle mutlu günlerde veya kurulan mutlu yuvalarda basit sebeplerle sabırsızlık, geçimsizlik, özenti gibi hallerden uzaklaşılmalı ve şu hadis hiç unutulmamalı. Peygamberimiz: “Sizin (insanların) en hayırlınız, kendisi iyi geçinen ve kendisi ile iyi geçinilendir” hadisinde geçinmek ve geçinilmek meselesini hatırımızdan çıkarmayacağız.
“Sizden birinin şükreden bir kalbi, zikreden bir dili, mümin ve saliha bir kadını olsun. O kadın, ahiretine yardım eder.” Fitne fesat çağında ailesini kurup yaşatanlar cihat sevabı alırlar. Boşanmaların had safhaya ulaştığı böyle bir devirde boşanmaya götüren sebeplerden ibret alıp o hatalara o yanlışlıklara düşmeden huzurlu mutlu bir evlilik yaparak örnek olalım. Peygamber Efendimizin kendisi iyi geçinen kendisiyle iyi geçinen insan diye bahsederken erkek ve kadın ayrımı yapmamış ‘insanların hayırlısıdır’ sözlerini ilke edinelim. Şu hadisle beraber düşünerek…
“Evlenen dinin yarısını tamamlamıştır. Diğer yarısını da Allah’tan korksun, tamamlasın” buyuran bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmayalım Kur’an-ı Kerim verdiği örnekleri aileden seçer İmran Ailesi İbrahim Ailesi İsmail ailesi gibi. Hac ve Umre ibadeti baba İbrahim anne Hacer ve çocuk İsmail’den oluşan bir ailenin tarihe geçen Tevhid mücadelesi bütün Müminler tarafından yeniden yaşanmasından başka bir şey midir?
Aile davası bir milletin var olup olmama, beka davasıdır. Hücrenin sağlığı, bedenin sağlığını etkilediği gibi ailenin sağlığı da toplumun sağlığını etkiler. Aile yuvası, sevgi saygı şefkat, rahmet, merhamet, ilgi yardım ve fedakârlık üzerine kurulmuştur. Evlenecek olanlara ‘tek el, kendisini yıkayamaz’ sözü, evlilikte dayanışmayı, yardımlaşmayı, birbirlerini düşünmeyi hatırlatır. Birbirini düşünmeyen eşler, birbirleriyle hayatı nasıl paylaşacaklardır?
Hayat da ayna gibidir ona gülerek bakarsanız o da size güler. Hayatı güler hale getirmek bizim elimizdedir, bizim vazifemizdir. Bizi asık suratlı, çirkin dağınık gösteriyor diye kabahati aynada bulamayız. Ayna önündeki cismi yansıtır. Dolayısıyla kabahati aynada bulmak yerine aynanın önündeki cisim ne ise, insan veya bir varlık düzgün, güzel, dikkatli, itinalı olur ise o güzelliği, yaşadıkları hayatı da bu mütebessim çehre iyi yansıtır.
Denizin durumunu da aileye benzetebiliriz. Deniz, fırtınalı kasırga halinde ise sığınacak liman aranır. Tıpkı bunun gibi ailede sığınılacak limandır üzüntüler sıkıntılar acılar vs. olduğunda huzuru başka yerde aramayın yuvanıza ailemize dönmemiz başımızı koyacağımız diz olarak da hanımımızı bulmamız icab eder. Çünkü acılar üzüntüler paylaşınca azalır küçülür, sevinçler mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, büyür.
Ayrıca Resullah Efendimiz “Nikah (evlenme) benim yolumdur kim benim yolumdan yüz çevirirse benden değildir” buyuran bir Peygamberin Ümmetiyiz. Dolayısıyla evlilikten yüz çevirmek, evliliği gündemden çıkarmak. Biz Müslümanlara yakışmaz. Kur’an-ı Kerim’de geçen zinaya yaklaşmayın ikazını unutmamamız icap eder. Resullah Efendimizin sorumluluğu hatırlatan şu hadisini de unutmayalım buyurmuşlardır ki, “evliliğin maddi külfetini yerine getirebilenleriniz evlensin.” Evleneceklere sorumluluk hatırlatılması!
Kadın erkek eşitlik vesaire. Bunlar da lüzumsuz tartışmalardır. Onun için âlimlerimiz, ‘kadın ve erkek birbirinin yerini tutamayan eşitlerdir. demişler, bunun en güzel ifadesini Kur’an-ı Kerim’de bulmuşlardır. Kur’an-ı Kerim’deki ‘zevc’ kelimesidir. Zevc, aileyi oluşturan iki cins için de ‘eş’ anlamında kullanılır. Ayakkabı örneği ile açıklanmıştır. Ayakkabı bir çiftten oluşmuştur. Birbirine eşittirler fakat biri diğerinin yerini tutmaz. Bu eşitliği ‘aynılık’ ve ‘tıpkılık’ olarak alırsak, sağ eşi sola, sol eşi sağa giyilirse hem ayakkabıya, hem ayağa yazık etmiş olunur. Duygu-düşünce, madde-mana, dünya-ahiret dengesini kuran eşler mutlu bir aile ocağında huzur ortamını teneffüs ederler.
Allah farklı yarattığı için sorumluluğu da farklı, yarattığı meziyetlere kabiliyetlere göre hareket edilir. Ayrıca konuşmamızın sonuna gelirken tebrik ederken veya yüzükleri takacak iken ne yapmamız icap eder? Peygamberimiz sevinçli anlarında Tekbir getirmişlerdir ama şimdi tek bir slogan vardı bir kelimeden ibaret görülmeye başlanmıştır. Halbuki getirilen Tekbir hep beraber getirirsek ‘Allahu Ekber Allahu Ekber La ilahe illallahu vallahu ekber Allah’u ekber ve lillahil hamd.’ Nişanlanacakları sahneye davet ediyoruz. Biraz daha farklılık olsun diye ben şahsen aileleri de sahneye davet etmek istiyorum Gelin kızımızın ve Damat Beyin annesi babası dedesi ve nenesi varsa onlar da. Onları da sahneye davet ediyorum. Böylece eğer yaşıyorlar ise üç nesil bir arada bu sevinci paylaşmış olurlar. Allah mesut ve bahtiyar etsin. Evlerini de Cennetten bir şube kılsın. Yuvaları hayırlı nesillerin ocağı olsun. (Âmin)