Kemalizme dönen bir anti-Kemalist: Yalçın Küçük(2)
Kemalizme dönen bir anti-Kemalist: Yalçın Küçük(2)
Mustafa Armağan
“Kemal bir abartma ve Kemalizm, devlet türünden bir yabancılaşmadır. Kemal, örnek olsun, Kâzım Karabekir ve Ali Fuad’ı temizlemek zorundadır; çünkü bunlar, Kemal’den çok önce mücadeleyi örgütlemeye çalışıyorlar.” (s. 39)
“Kemal Bey’in formatif yıllarda (yetişme-MA) ve olgunluk döneminde, gerek özgürlük mücadelesinde ve gerekse savaşlarda, kendisinden daha önde, başarılı ve parlak olanların tümü, ya Türkiye dışına çıkmıştır, ya tasfiye ediliyor ya da biraz da İsmet ve Kâzım türünden, kurtarabilenler, Kemal Paşa hayatında olduğu sürece bir kenarda ve sessizce oturmak zorunda kalıyorlar.” (s. 40-41)
“Kemal kendi güveni olmayan bir kişiliğe sahip görünüyor. Annesini sevmediği izlenimini veren işaretler var. Sevgi alanında son derece başarısız kalıyor. Annesini sevmemesinde, cılız bir yapıda olan Kemal’i baskı altında tutmasının ve sık sık bağırmasının rolü olabilir.” (s. 41-42)
“Anadolu’ya görevle gönderildiği zaman, 1919 Mayıs ayında, İstanbul’dan ayrılmadan önce işgalci Büyük Britanya Yüksek Komiseri’ni ziyaret etmesi son derece düşündürücüdür.” (s. 43)
“İdamlarının bir bölümü, aşırı güvensizlik duygusunun sonucudur. Mücadele arkadaşlarının kopuşunda kendine güvenmemek önemli bir yer tutuyor; hep mücadele arkadaşlarının kendisine karşı bir “komplo” içinde olduklarına inanıyor.” (s. 46)
“Kemalist tarih yazıcılığı, yeni belge ve yeni yayımlanan anılardan, daha tutarlı yorumlardan hiç ama hiç etkilenmiyor. Falsifikasyonun (yanlışlamanın-MA), doğrulara karşı büyük bir dirence ve kendi yanlışlar(ın)a karşı da üstün bir tutkuya sahip olduğu görülüyor.” (s. 54)
Çanakkale’de
Mustafa Kemal mitolojisi
Yalçın Küçük’ün söyledikleri içinde en dikkate değer hususlardan biri, Çanakkale Savaşı tarihinin bir Mustafa Kemal mitolojisine dönüşmesinin şiddetli itirazıdır. Bu husustaki fikirlerinin ana hatları aşağıdaki alıntılarda görülecektir:
“Türkiye’de Çanakkale Savaşı’nın tarihi, tarihin falsifikasyonundan öte bir aklın bozulması sürecidir. Tarihin sürekli falsifikasyonu (yanlışlanması) aklın bozulmasının en kestirme yollarından biridir ve önde geleni oluyor. Türkiye’de Çanakkale Savaşı’nın yazımında, tarihin falsifikasyonunu realize edebilmek için, izlenen yol mekan ve zaman bütünselliğini ortadan kaldırmak ile başlıyor ve çeşitli karşılaşmaları, karşılaştırma imkânlarını yok ederek ilerliyor..” (s. 64)
“Bir ordu komutanını, iki kolordu komutanının, pek çok tümen komutanını bir kenara atarak bütün mücadeleyi ihtiyat tümeni komutanı olarak bu savaşa katılan Kemal Bey’in adına yazabilmek için yalnızca tarihin falsifikasyonu (yanlışlanması-M.A.) yeterli olmayabilir; aynı zamanda aklı bozmak zorunludur.” (s. 67)
“Gelibolu’da savaş askerlik sanatıyla ilgili görünmüyor; ölecek daha çok kütlesi bulunan ve şu veya bu şekilde bunu ileriye sürebilen taraf kazanmaya mahkûm görünüyor.” (s. 68)
“Kemal’in bütün yaşamı boyunca savaş sanatında parlaklığına işaret eden bir tek kanıtın bulunabileceğini sanmıyorum. Kemal’de hiçbir deha işareti de göremiyorum.” (s. 70)
“(Esad Paşa’nın Çanakkale anılarından) Öyle anlaşılıyor, Kemal hiç kimseden emir almadan bir ricat (geri çekilme-M.A.) hareketine girişiyor ve yine öyle anlaşılıyor, tarihte Kemal’in ağzından çıktığı yazılan “ölmek var, dönmek yok” sözü, deneyimsiz askerlerini bir bozgunla sonuçlanabilecek biçimde geri çekilmeye çalışan Kemal’e karşı ve yüzüne söyleniyor.” (s. 86)
Kemalist tarih masalı
“Türkiye’de tarih (...) Mustafa Kemal’in bulunduğu en küçük çatışmayı bile meydan savaşına büyütüyor, Kemal’in bütün başarısızlıklarını örten, başkalarının başarı ve sözlerini Kemal’in hanesine yazan, inanılması çok zor ve giderek inandırıcılığı azalması gereken bir masal niteliğindedir.” (s. 97)
Ve Hasan Tahsin... Ve İzmir’de düşmana ilk kurşunu attığı efsanesiyle büyüyen nesillerin zihnine balyoz gibi inen satırlar:
“Hasan Tahsin, gözü dönmüş bir ihbarcıdır; gizli direniş yuvalarını, işgal kuvvetleri delegelerine açıklamayı açıkça savunabiliyor. Böyle bir insanın bir direnişçi veya kurtuluşçu olmasını imkân dahilinde göremiyorum.” (s. 364)
“1920 yılından itibaren Batı, Kemal’in kartlarını oynamayı düşünmeye başlıyor ve 1921 yaz ortasından sonra da bu kartları oynuyor.” (s. 512)
Tarih kitaplarındaki Sevr’in abartılmasına ise şu gerekçeyle karşı çıkıyor:
“Abartmaları teker teker söndürdüğümün farkındayım; 1920 yazı, yeni bir karar oluşumun(un) temelinde bir büyük temelsizlik ya da temel kayışı yatıyor; Sevres, tümüyle kaymış topraklar üzerin oturtulan bir eski bina izlenimini görüyor. Sevres, ölü doğuyor. Kaymış bir toprakta ölü doğmuş bir yapıyı ortadan kaldırmak çok önemli sayılmamalıdır.” (s. 512)
Nitekim 1998 yılında Hepileri dergisinde çıkan başka bir yazısında şunları yazabiliyordu Sevr hakkında:
“Ancak Aydınlık’ı çıkaranların bu ikide-bir “Sevr” korkusu yaymalarını anlamıyorum ve hiç yakışık bulmuyorum. (…) Sevr’e gelince, ne kendisi ve ne de bunu yırtmak önemlidir; Sevr’i çizen de yırtan da emperyalist İngilizler’dir. Bunu abartmayalım ve biz de “yırttık” diye övünmeyelim, doğru değildir.”(4)
Son olarak İnönü-Atatürk ilişkisi üzerine bir alıntı yapayım:
“1937 yılı geldiğinde, İsmet Paşa, Kemal Paşa’yı Çankaya Köşkü’nde fantezileriyle uğraşan bir sembol haline getirmiş durumdadır.” (s. 815)
Yalçın Küçük’ün diğer kitap ve yazılarına girmedim, girseydim bu yazıyı makul bir sınırda tutmam mümkün olmazdı. (5) Lakin Birinci ve İkinci İnönü muharebelerinin kazanılmadığından tutun da Çerkes Ethem’in hain olmadığına kadar yığınla resmî tarih yalanını “büken” Yalçın Küçük’ün tekrar Kemalist olduğuna inanıyorsanız elbette siz bilirsiniz. Ben yukarıda üç beş salkımını sunduğum düşüncelere sahip birinin bunamadıkça tekrar Kemalist olabileceğine inanmıyorum.
Gerçi biz toplum olarak bunadık galiba. Artık kimse eskiden ne diyorduk, şimdi ne diyoruz, buna bakmıyor.
Demans toplumsal hafızada hızla ilerliyor. Biz ise uyarıcı olmak istiyoruz. Ya da körler çarşısında aynacı...
(4) Y(alçın) K(üçük), “Aydınlık’la polemik: Sevr+Demirel=Korku yayma”, Hepileri, Sayı 14, Haziran 1998, s. 14.
(5) Mesela Yalçın Küçük’ün eseri Gizli Tarih, cilt 1’den (2. baskı, Salyangoz Yayınları, İstanbul, 2006) sadece şu cümleleri paylaşayım: “19 Mayıs 1919’dan önce Mustafa Kemal Paşa Hazretleri çok önemli bir insan değil. (…) Söylediğim şudur: Bütün bir mücadeleyi bir tek kişiye bağlayarak Türkiye’yi yoksullaştırıyorsunuz. Bizim ulusal mezarlığımız tek mezarlıdır. İsmet Paşa Hazretleri’ni bile atmışsınız öbür tarafa.” (s. 363)