• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Laiklik bir prangadır! Zihnimize giydirilmiş bir deli gömleğidir!

27 Ağustos 2025
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

 Laiklik bir prangadır! Zihnimize giydirilmiş bir deli gömleğidir!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş”ın şu beyanı “Laiklik ilkesi, din karşıtı bir ideoloji değildir. Dinin devlet işlerine karışmasını engellemektedir.

Laiklik ilkesi, dini siyasi çekişmelerin malzemesi hâline getirmemek için bir güvencedir.” gündeme oturdu.

Gelen tepkiler üzerine tevil etmeye çalışıyor. Bu şahsa bizim entelektüelimizin, münevverimizin (Medeniyet tarihini inceleyen yazan Batı ülkelerinde uzun müddet kalmış Yusuf Kaplan hocamızın) yazılarından istifade ile cevap vermek istiyorum.

Laiklik; hiçbir şekilde tartışılamayan, kritik zamanlarda, sopa olarak kullanılan bir pranga. Toplumu germek ve tehdit etmek için kullanılan bir “maşa”!

Batı’da laikliğin uzun, uzun olduğu kadar da kanlı bir tarihi var.


Batı toplumlarının, modernliğe geçiş sürecinde sekülerleşmeye/laikliğe ihtiyaçları vardı. Kilise Hıristiyanlığı; insan iradesini yok sayıyor, insanın özgürlüğünü ipotek altına alıyordu.

İslâm medeniyetinin, dört bir taraftan Avrupa’nın içlerine kadar yayılan meydan okumasına, Kilise Hıristiyanlığı’nın, insanı, aklını, özgürlüğünü hiçe sayan donmuş dünyasından yola çıkarak hem ayakta durması hem de bu meydan okumaya cevap üretmesi mümkün değildi.

O yüzden insan aklını, özgür iradesini keşfedebilmesi, Batılıların, İslâm medeniyetiyle girdikleri temas neticesinde mümkün olabilmişti: İslâm medeniyeti, modernleri doğurmuş, Batı’yı tarihe kışkırtmıştı. Modernler, ancak Kilise’den kurtuldukları zaman, İslâm’ın geliştirdiği meydan okuma karşısında yok olmaktan kurtulabileceklerini fark etmişlerdi. O yüzden Batılılar, modernliğe geçiş sürecinde, Grek düşüncesini, Müslümanlardan Arapça eserlerden öğrendiler. Batılılar kendi felsefî kökleriyle, ancak Müslümanların yardımıyla irtibata geçebildi.

Türkiye’de laikliğin tabiî bir tarihi olmadı, olamazdı: Laikliği zorunlu kılacak Kilise çağlarında yaşanan sorunlar yaşanmadı bu toplumda. Özgür irade sorunu, insanın aklını kullanamaması, bir yerlere ipotek etmesi hiçbir zaman yaşanmadı. Dahası, en uç akımlar bile İslâm düşüncesi içinde yer aldı tarih boyunca…


Laiklik, dışarıdan ve tepeden dayatıldı bu topluma. Laiklik, zihnimize giydirilmiş bir deli gömleğiydi. Hayatımıza vurulmuş bir pranga. Bu topraklarda, laik bir toplum icat etmek ve İslâm, toplumun hayatından uzaklaştırılmak istendi. Laiklikle toplumun İslâm ile irtibatı kesildi. Hayata müdahale edilmeyen bir din anlayışının yerleştirilmesini sağladı. Laikliğe sığınanlar/savunanlar/kutsal hâle getirenler topyekûn Ebucehil imanı taşıma derekesine düşerler. Ebucehil; Bir yaratıcıya inanıyor yani Allah inancı var. Ama hayatlarına girmeyen, yaşantılarına karışmayan Allah inancı!

Makamı, mevkii, konumu, ilmîlik pâyesi ne olursa olsun laikliğin ülkemizdeki anlayışı Ebucehil inancına götürür. Bolu İl Müftüsünün beyanı da bu inancı taşımaya götürür. Bu inancı taşıyanlar İslâm’ı temsil edemezler. Biz Müslümanların/Müminlerin de bu ikazı yapmamız zarurettir. Bu söylemiyle arkasında namaz kılmam! Bu Müftünün safı da camide değil, laikçilerin yanıdır! Kendi münevverimiz/aydınımız, şu tesbit ve teşhisinde haklı.

“Kimsenin laikliği tartışmaya ne mecali ne de entelektüel birikimi var. Sığlık diz boyu hem laik kesimlerde hem de İslâmî kesimlerde. Temel sorunumuz sığlık bu ülkede.


 

Laiklik, dışarıdan ve tepeden dayatıldı bu topluma. Laiklik, zihnimize giydirilmiş bir deli gömleğiydi. Hayatımıza vurulmuş bir pranga.”

Bu topraklarda, laik bir toplum icat etmek ve İslâm’ı, toplumun hayatından uzaklaştırmak istendi. Laikliğin gerekçesi, şuydu: ‘Bu toplum geri kaldı. İslâm, bizi geri bıraktırdı. Dolayısıyla Türkiye çağdaşlaşmalıydı. Çağdaşlaşmanın tek yolu, laikleşmekti.’ (!) Bu gerekçe, bizim zihnimizle de tarihî gerçeklerle de alay eden sığ ve ürpertici bir gerekçeydi. Oysa bir toplum, kendini inkâr ederek yeni bir atılım gerçekleştiremezdi. Kendini inkârın kaçınılmaz neticesi, intihar olabilirdi ancak. Nitekim öyle de oldu, kültürel intiharla…


Düşünsenize, laiklik, ‘değiştirilmesi bile teklif edilemez’ bir madde olarak yer alıyor bu ülkenin anayasasında. Sadece bu ülkenin anayasasında şu koskoca dünyada!


 

Unutulmamalıdır ki: Bu toplum, tam altı asır, 72 millete, dine, ırka mensup toplumu bir arada yaşama tecrübesi üretebilmiş tek toplumdur. Bunu da laiklik üzerinden değil İslâm üzerinden başarabilmiştir. Laikleştirme Türkiye’nin İslam’dan uzaklaştırılmasıdır. Laiklik bir prangadır. Laiklik üzerinden bu ülkede darbe yaptılar. Rahmetli Erbakan Hoca’yı indirmediler mi? Kur’an Kurslarını kapatmadılar mı?

Bütün bunları, “laiklik, demokrasi, uygarlık, özgürlük, insan hakları” sloganları atarak ve bütün dünyayı -özellikle de maddî refah ve narkoz etkisi yapan yutucu, uyutucu ve uyuşturucu teknoloji üzerinden- ayartarak yaptılar!

İslâm yurdu kurulmadan, evrensel barış kurulamaz. Bu gerçeği artık bütün dünya er ya da geç öğrenecek ve açıkça teslim edecek bir gün. İslâm Yurdu kurulmadan, Barış Yurdu kurulamaz. Ancak Dârü›s-Selâm kurulduktan sonradır ki, Dârü’l-İnsan/İnsanlık Yurdu kurulabilir.


 

 ‹Evrensel Barış Yurdu›nu laiklik değil, Nebevî model kurdu.  Evrensel model bizde, biz neredeyiz?

İnsanlığa barış yurdu armağan edecek model bizde ama biz, boynumuza geçirilen Laiklik tasmasını çıkarıp atmak yerine, bu tasma›ya güzellemeler diziyoruz! Üstelik de laikliğin “tartışılmaz evrensel özgürlük modeli olduğunu”(!) bu ülkenin İslâmî kesimleri savunur hâle geldiler! Bolu İl Müftüsü gibi.
Laiklik tasması, bizi durdurmak için boynumuza geçirildi.

Dahası, Batılı laik ülkelerin anayasaları İncil’e vurgu yapar. Bu Müslüman ülkenin anayasası; İslâm’ı dışlar, laikliği kutsar. Hâlâ ihtilâl anayasası değiştirilemiyor. 
Bu ülkede bütün cinayetler laikçilik adına işlenmedi mi? Binlerce İskilipli Atıf, laikçilik adına asılmadı mı? Bütün darbeler laikçilik adına yapılmadı mı?

Laiklik, bu toplumun yeniden tarihî bir yürüyüşe geçmesinin önündeki engeldir.

Yaşar Değirmenci

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yaman

Gücü ele geçiren kendi tarafına yontup amacından uzaklaşabiliyor. Laiklik konusunda da böyle olmuş, laiklik öne sürülerek müslümanlara zulümler yapılmıştır. Bu yöndeki bilgileriniz doğrudur. Lakin gücü karşı taraf ele geçirince bu sefer de onların zulmü baş gösteriyor. İşte şimdi sizin mahallenizdekiler iktidar gücünü ele geçirmiş durumda. Yaptıklarına "zulüm değil, adalet" diyebilir misiniz? Mesela hep kendi yandaşlarını kayırmalarını, ihaleleri hep kendi adamlarına vermeler, mülakatlarda "bu bizden, işe alalım, şu bizden değil, eleyelim" diyerek onbinlerce gencin mağdur edilmesi, haklarının yenmesi, memurlar ve öğretmenlerin üvey evlat gibi görülüp imam, vaiz, müftü vd. diyanet görevlilerinin kayırılması, hatta bunların bir kısmına sahte diplomalar verilerek istihdam edilmeleri, başı açık kadınlara ve "bizden değil" dedikleri insanlara saldırılar, kendi belediyelerin yolsuzluklarına göz yumup sadece karşı mahalle belediyelerine soruşturmalar yapıp suç ispatlanmadan hapse atmalar (henüz iddianame hazırlanmayanlar, siyaseten hapiste tutmalar) vd. nice yanlı uygulamalar. Laiklik uygulansa herkese eşit muamele yapılır, hakeden hakettiğini bulurdu. Laikliğin geçmediği, dinin devlet işlerine karıştığı şeriatla yönetilen İran, Afganistan, Arabistan vd. İslam ülkelerine bir bakın bakalım. Huzur, barış, sükunet, gelişmişlik, zenginlik, ferahlık, rahatlık var mı? Dünyada bir ağırlıkları, etkinlikleri var mı? Mesela Filistin'deki zulmü diplomasi veya siyasi yolla yahut askeri yolla engelleyebiliyor mı? Yazacak çok husus var da bu kadarı bile laikliğin önemini göstermeye yeter.

Haydaaa

Bir sen kalmıştın, sende çıktın piyasaya.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23