• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Dünya-ahiret dengesi kuralım!

03 Mayıs 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Dünya-ahiret dengesi kuralım!

Yaşar Değirmenci

Dünyevileşme, dünya ve içindeki nimetleri kutsamak sadece işlediği amellerin karşılığını bu dünyada almayı isteme ve ahireti uzak görme eğilimidir.


Bu eğilime sahip insan için hak ve adalet; para, güç ve iktidar demektir. Bu anlayışa göre en saygın insan, maddi olarak en güçlü, para ve serveti en çok olandır. Böyle olma yerine “Kur’an’ın ahlakını hayatımıza yansıtıp “örnek Müslüman” oluyor muyuz?


Bütün Müslümanların nefs muhasebesi yapıp “Kim daha adaletli? Kim daha merhametli, şefkatli? Kim daha dürüst? Kim Kur’an’ın emirlerini hayatına daha çok taşıyor?” sorularını sorup salih amelleriyle cevap vermelidir.  


 

İnsanlık İslam’ın tevazu ve sadeliğinden uzaklaşıp batı kültürüne ram olalı, çok zaman oldu. İslam’dan uzaklaşıp batı kültürüne yöneldikçe de her gün insanlığa dair özelliklerini kaybetti ve kaybetmeye de devam etmektedir.



“İslam’ın yaşanmamasıyla, hayata sokulmamasıyla insanlık insanlığını kaybetti. İslam ümmetinin “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız.


Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.” (3 Âli İmran 110) Bu âyet, iyilik yolunda insanlığa önder ve örnek olmayı hak eden Müslümanların başlıca niteliklerini göstermektedir.


Buna göre onlar Allah’a iman ederler. Bunun gereği olarak peygambere, kitaba, âhiret gününde hesap vereceklerine ve diğer iman esaslarına inanırlar. İslâm’ın öğrettiği güzel ahlâka sahiptirler; iyiliği emreder, kötülüğü engellerler ve imanlarının gereğini yerine getirirler.


Onlar iyi amel sahibi olmaları, aşırılık ve sapkınlıktan uzak, dosdoğru, adaletli, ölçülü, mutedil ve dengeli tutum ve davranışları sebebiyle insanlığa örnek ve rehber olmaya hak kazanmışlardır. Yüce Allah müminleri dengeli, uyumlu, mutedil, hayırlı bir ümmet kılmıştır.



Hz. Peygamber güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş bir peygamber olduğu gibi ümmeti de bu ahlâkı yaşamak ve insanlığa öğretmek için görevlendirilmiş en hayırlı ümmettir. Gerçek müminler de bu vasıfları taşımaktadırlar.


Bu sebeple Allah, insanlığı hakka davet gibi önemli ve şerefli bir görevi onlara vermiştir. Güç ve iktidar İslam’ın emrinde ve İslam ümmetinin elindeyken, ümmet bu gücü tüm ümmetin ve insanlığın adaleti, huzuru, güveni ve mutluluğu için kullanır.


Çünkü adalet ve huzur İslam ile mümkündür. Ama güç zalimler ve zorbaların elinde oldukça, zorbalar, zulümlerine zulüm katarlar. Gazze’de yapılan soykırım ve diğer Müslümanlara yapılan vahşet, katliama Müslümanların başsız/halifesiz oluşu, İslâm ülkeleri olarak bilinen devletlerin İslâm ülkesi olmayışları zalimlerin zulmünün devamına sebebiyet vermektedir.


 

İşte tüm insanlık ve ümmet için asrımızın en büyük tehlikelerinden biri de dünyevileşme tehlikesidir. Tüketim hastalığının mikrobu olan dünyevileşme, kimini imanından, kimini amelinden, kimini ahlakından, kimini cebinden, kimini yüreğinden yaralıyor, hatta öldürüyor.


 


Peygamber Efendimiz ciddi uyarılar yaptığı Hadis-i şerif: “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve ziynetlerinin açılması, sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır. Vallahi ben bundan sonra sizin hakkınızda fakirlikten korkmuyorum.


Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip birbiriyle yarıştıkları ve onları helak ettiği gibi sizin önünüze de serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum.”


Kimi hadislerde de dünyalık sevgisinin çok daha derinleşerek iman eden insanların, dünyalıklar için birbirlerine kıyabileceklerine işaret edilir. Hz. Peygamber Uhut’da şehit edilenler üzerine namaz kıldı, sonra minbere çıktı ve sanki vedalaşıyormuşçasına şöyle konuştu:


 “Ben, benden sonra sizin şirke düşmenizden korkmuyorum. Fakat ben, sizin dünyanızdan, dünyayı istemenizden, dünya için birbirinizi öldürmenizden ve tıpkı sizden öncekilerin helak olması gibi, sizin de helak olmanızdan korkuyorum.”


 

Düşünelim; cahiliye insanı, İslam’dan önce dünyalıklar için birbirlerine kıyıyorlardı. İslam’la şereflendikten sonra, birbirleri uğruna değil mallarını, canlarını dahi feda edecek duruma geldiler.


İslam’a bağlılıklarını kaybedince de yeniden cahiliye dönemindeki gibi dünyalık için birbirlerine kıyacak duruma geldiler. Demek hem ümmet hem de insanlık olarak, tek kurtuluş yolu, yeniden İslam’a teslim olmaktır.


Dünyevileşme hastalığına müptela olan insan dünyada rezil, ukbada zelil olmaya mahkûmdur. Huzur ve sükûnet bulamaz. İşte bakınız, özgür olduğunu sanan çağdaş insan, heva hevesine nefsine esirdir. Özgürlük Allah’a kulluk ile başlar. Allah Teâlâ Kur’an’ın gayesini açıkça ortaya koyuyor:


 

“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (38 Sad, 29) Demek ki Kur’an, sadece sesle değil; akıl ile, kalp ile ve hayat ile okunmak içindir. Ne hazindir ki bugün Kur’an, çoğu zaman hayatın merkezinden çıkarılıp merasimlerin bir parçası hâline getirildi.


Sahabe her ayeti bir emir, her uyarıyı bir dönüş çağrısı olarak kabul ediyordu. Bizler de nefs muhasebesi yapalım! Dünya için ahireti, ahiret için de dünyayı terk etmeyelim. Dünya-ahiret dengesi kurup ölçüyü kaçırmayalım. Peygamberimizin rehberliğinde Kur’an-ı Kerimi hayat tarzımız yapalım. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23