• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Bireysel ve Toplumsal çürümeden kurtulalım!

12 Temmuz 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Bireysel ve Toplumsal çürümeden kurtulalım!

Yaşar Değirmenci

Bugün İslam dünyasının en büyük yanılgılarından biri, medeniyeti betonla, teknolojiyle, kurumlarla ve ithal modellerle inşa edebileceğini zannetmesidir. Oysa tarihin değişmez kanunu şudur: İnsan inşa edilmeden hiçbir medeniyet ayakta kalamaz. 

Hayat çok hızlı. Toplumsal değişimin ve dönüşümün hızına yetişmek çok zor. Biz adına “değişim” ve “dönüşüm” desek de sanki süreç mecrasından çıkmış, eksenini kaybetmiş bir şekilde akıp gidiyor. Girişim, gelişim ve değişim niyeti ile yola çıkanlar görüyoruz ki başkalaşıyorlar, kendilerinden uzaklaşıyorlar, hatta özlerine yabancılaşıp tanınmaz hale geliyorlar. Yenilenme adına yola çıkanlar zamanla hâkim kültüre yenik düştüler ve bu acınası yitikler kayıp listelerinin uzamasına sebep oluyor. Bu kayboluş, bu kopuş neden?

Ciddi bir toplumsal tefessüh ile karşı karşıyayız. İçine düştüğümüz bu durumun farkında değiliz. Derekeyi derece zanneden toplum oluşturuldu. 

Bireysel bir çöküş değil. Ulusal ve küresel bir çürüme, bozulma ve kokuşmanın sonucu. 

Hemen herkes sonucu konuşuyor. Bu sonuca götüren sebepler üzerinde durulmuyor. Kafa yorulmuyor. Zihin işgalinin farkında değiliz. Özgürlük nâraları atanlar da nefsin, arzu ve isteklerinin esiri…


Bu esaret; sadece politik, ekonomik, bürokratik, akademik çürüme, kirlenmenin sonucu. Hayatın tüm ünitelerinde, maddi manevi, ferdi içtimai bütün alanlarda kronik bir kirlenme millî manevi değerleri, kutsalları, erdemleri eritiyor, bitiriyor. Eritip bitirirken de uyuşturarak alıştırarak internet, sosyal medya ağı içine aldığı toplum da sosyal çürüme sınır tanımıyor.

En beteri de bu çürümenin fark edilmemesi, hatta normal karşılanması. Beterin beteri ise kokuşmanın, çürümenin savunulmaya başlanması, sahiplenilmesi. 

Kötülüklerin yasallaşması, meşru hâle getirilmesi. Günahlar estetize edildi, değerler dumura uğradı. Kutsallar mizah konusu oldu. Gelinen aşama, insan bozumu.

Çürümüşlük bireysel bir arıza değil; yapısal, toplumsal boyutları olan sistem kaynaklı bir çöküş. Derin, yaygın, salgın bir çürüme. Çürümenin kaynağı kokuşmuş statükonun kendisi. Köhne rejimin bir türlü vazgeçmediği kirlilikler, pislikler, iğrençlikler. Çarpıklıklar, güç ve çıkar ilişkileri. Ahlâkın gücünün yerini gücün ahlaksızlığının alması. Çürüme sistematik, kasıtlı ve hesaplı bir sürecin sonucu. Sorun derinlerde, temelde….


Medya, mafya, sermaye, sanat, sanal, kültür, spor, siyasi hâl, bu çürümenin, kirlenmenin sacayakları. En üzücü olan da en hazin olan da çürümenin kültür, sanat, bilim ile perdelenme ve pazarlanması. 

Kutsalın, kitabın, kıblenin, değerin sanatçı müsveddeler üzerinden aşağılanması, kin ve küfürlerini kusmalarına bizler Müslümanlar olarak katlanamayız! İlim ve fikir adamları, ilahiyatçılar, siyasiler, dindar ve muhafazakâr olarak bilinenler; bu sanatçı müsveddelerinin cezalandırılmasına itirazları, serbestlik istekleri imanlarını gözden geçirmelerini gerektiriyor. 

Bu kesim; bu güruha alışmamızı bekliyorlar. İhanete, hakarete, haksızlığa, zillete, zulmete, zulme ve zorbalığa alışın diyorlar. Hayır, bu kirlilik ve kokuşmuşluğa alıştırılmamız da en büyük kusurumuz; duyarsızlık ve tepkisizliktir. Olup bitenleri sorgulayacak bir akıl, insani ve imanî duyarlılıkla titreyecek bir kalp lazım. Maalesef bu çürüme önce zihinsel olarak başladı. Gönül dünyamız kirlendi kirletildi. Tefekkürü, tezekkürü tefessüh etmiş beyinler işlemez hâle geldi/getirildi. Düşünme melekesi felç olunca, felaketler peş peşe geliveriyor. Hikmet, basiret, feraset yoksunu zihinler kendi zevalini kendi hazırlıyor. Kur’an’sız akıl her türlü hilenin ve şeytanlığın üssü oluveriyor. Bilgelikten yoksun bilgi yığını geleceği belirlemekten yoksun kalıyor. Mesele aklın donması, fıtratın susması, misakın bozulması, kalbin katılaşması, vicdanın kuruması, ahlakın tedavülden kalkmasıdır. 

Şu âyeti unutmayalım! “Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları kötülükler yüzünden kalpleri paslandırılmıştır.” (Mutaffifîn, 14)

Demek ki, kalp küflenince, kalpsiz bir dünyada kötülüklerin önüne geçmek mümkün olmuyor.

Ahlakın olmadığı yerde hukuk işlemez, hukukun işlemediği yerde güven kalmaz, güvenin olmadığı yerde ise medeniyet sadece bir vitrinden ibaret kalır. Bugün ümmetin yaşadığı siyasi dağınıklığın, ekonomik bağımlılığın ve sosyal çözülmenin temel sebebi teknoloji eksikliği değil; iman, ahlak, emanet, liyakat ve adalet eksikliğidir. Kur’an’ın yetiştirdiği akidevi insan yeniden inşa edilmedikçe yapılan reformlar sadece geçici pansuman olmaya mahkûmdur. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet hayatın merkezinden çıkarılınca, “eşya”ya mahkûm oluyorsunuz. Egemenlik arzusu, emanet bilincini katlediyor. Kültürel çürüme Mümin şahsiyetine, Müslümanın kimlik ve kişilik kaybına, köksüzleşmesine sebep oluyor. 


Toplumsal çürüme, güven yitimine, aile, kardeşlik, komşuluk ve kolektif ruhun çürümesine yol açıyor. Öyleyse yeniden dirilişin yolu; ithal ideolojilerde değil, Kur’an’ın inşa ettiği akidevi insandadır. Önce kalpler imar edilmeli, sonra şehirler. Önce vicdanlar ayağa kaldırılmalı, sonra kurumlar. Önce ahlak ihya edilmeli, sonra medeniyet kurulmalıdır.

Çünkü medeniyet taşla değil, insanla kurulur; insan ise iman, ahlak ve takvayla yükselir. Bunun dışındaki her kalkınma hamlesi, kısa süreli bir parıltıdan ibarettir ve ilahi yasalar gereği sonunda çözülmeye, çöküşe ve yok oluşa mahkûmdur.

Peki, bu çürümenin ilacı nedir?

Tevhid, takva, tevbe ve tezkiye... Bilinç ve direnç...

“Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.” (13 Ra’d, 11)

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23