Amellerimiz olmasına rağmen müflis durumuna düşmeyelim!
Amellerimiz olmasına rağmen müflis durumuna düşmeyelim!
Yaşar Değirmenci
Düşünsenize bir, ömrünüzün hasılatı bir bir ortaya konuyor. Yaptığınız tüm güzellikler tasnif ediliyor. Hayat boyu gerçekleştirdiğiniz erdemli davranışların tümünün hesabı çıkarılıyor. Tüm gönül almalarınız bir yanda. Yaptığınız fedakarlıklar bir yanda. Kıldığınız vakit namazları bir yanda. Ömür boyu karşılıksız yaptığınız ayni ve nakdi yardımlar bir tarafta. Verdiğiniz tüm sadakaların, tüm zekatların, tüm infakların sayım dökümü yapılmış. Tuttuğunuz günlük oruç hasılatı önünüzde. İyilik, güzellik, doğruluk, ibadet, hayır ve hasenat adına aklınıza ne geliyorsa onların hepsinin bir bir tasnif edildiğini gözünüzün önüne getirin. “Seriu’l-hisab” olan Allah görecek hesabınızı. Amellerinize değer biçilecek. Amelleriniz asla hepsi bir değil. Kimi niyetinden kusurlu. Kimi usulünden kusurlu. Kimi amacından kusurlu. Kimi hepsi birden kusurlu. Dolayısıyla değerlendirmeye bile girmeyecek bir dolu amel var arasında. Tabii ki ara sıra iyilerine de rastlanıyor. Hatta nadiren göz kamaştırıcı olanlar bile var. Gönül almalarınız içinde yaralı olanlar var. Kimisini “el ne der” diye yaparak yaralamışsınız. Kimisini “iyi desinler” diye yaralamışsınız. Ama gönül almalarınız arasında biri var ki, hiç kusursuz. Yara bere yok. Pırıl pırıl. Sırf iyilik olsun, Allah’ın razı olduğu amel olsun diye yapmışsınız. Hiçbir şey beklemeden, “bu gönlü görürsem Allah’ı memnun ederim” diye yapmışsınız. Kırık dökük namazların arasında nadiren de olsa bazılarının eli yüzü düzgün görünüyor. Hele şu pırıl pırıl parlayanı var ki, “keşke ondan çok daha fazla kılsaydım” diye iç geçiriyorsunuz. “Ömrüm boyunca kıldığım namazlar arasında böylesi ne kadar az” diye hayıflanıyorsunuz. “Bilseydim hepsini böyle kılmak için var gücümü harcamaz mıydım?” diyorsunuz. Yaptığınız karşılıksız yardımların değerlendirmesine geliyor sıra. Bakıyorsunuz birçoğu ele alınmaya bile değmez. Kimisini, “çöpe atacağıma hayrıma birine veririm” mantığıyla vermişsiniz. Kimisini “falancadan eksik kalamazdım” diyerek rekabet uğruna vermişsiniz. Kimi yardımlarınızın karşılığı daha dünyadayken alınmış gözüküyor. Kimisi daha niyet aşamasında sakatlanmış, kimisi amaç açısından defolu. Fakat biri görünüyor ki, “tam not” alacak gibi duruyor. Defosuz, eksiksiz ve göz kamaştırıcı. Ne niyetinde bit yeniği var ne usulünde yanlış var, ne de amacında bozukluk. “Ne olurdu” diye yakınıyorsun, “verdiklerimin ve paylaştıklarımın hepsi böyle olsaydı”. O olmayacak şey, diye geçiriyorsun zihninden. “Bari bunca hayır hasenatım arasında, şöyle defosuz olan çok olsaydı” diye iç geçiriyorsun bu kez. İşte bu noktada bir müjde alıyorsun. Öyle ki, sevinçten gözün kamaşıyor: “Kesinlikle onları, yapa geldiklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.” (Nahl, 96; Ankebut, 7; Ahkaf, 16) Tüm “keşke bundan daha fazlası olsaydı”larını unutuyorsun. Fakat “keşke” demelerin bitmiyor. Çünkü bu kez de “Keşke daha iyisi için çırpınsaydım” diye yakınıyorsun. Evet, daha iyisini yapmak. Zaten tüm namazlar o bir namazı kılmak için kılınmazlar mı? Aslında bu tekrarlar bir arayış değil midir? Daha iyi namazı, daha iyi orucu, daha iyi sadakayı, daha iyi ameli, daha yüksek bilgiyi, daha ulvi hikmeti, daha değerli serveti, daha saf ibadeti, daha olgun şahsiyeti, daha keskin basireti arayış. Mükemmeli olmayan bir arayış. “Yettim” diyenin bittiği bir arayış. Aramakla bulunmayan lakin bulanların arayanlar olduğu bir arayış. Tersi de geçerli: “(Küfürde ayak direyenleri) kesinlikle yapa geldiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız.” (Fussılet, 27) İkisi arasındaki fark mı? O kadar açık ki: iman-küfür. Haydi o halde, keşke dememek için daha iyisi olacak salih ameller işleyelim.
Salih amellerle dolu dolu bir ömrümüz olsun. Bizde hakkı olanlara verdikçe amellerimiz bitip bu defa hakkı olanların günahlarını alacak hâle düşmeyelim. Müflis olmayalım!