• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Kadir Mısıroğlu’nun emaneti

17 Mayıs 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Kadir Mısıroğlu’nun emaneti

Mustafa Armağan

Herkes “Lozan zaferdir!” diyordu. 7 yıl önce 5 Mayıs’ta Hakka yürüyen Kadir Mısıroğlu ise “Bu nasıl bir zafer? Zafer ise Adalar, Batı Trakya Yunanlara verildiği gibi işgalciden 1 lira harp tazminatı dahi alamamıştık” çıkışını yapıyordu. Bu, bütün resmi anlatıya meydan okumaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2016 yılında “Bizi Sevr’le korkutup Lozan’a razı ettiler” dememiş miydi? Bundan dört beş yıl önce Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama etüdü yapılırken Yunanistan’la aramızda Meis Adası problemi gün yüzüne çıkınca herkes  “Burnumuzun dibindeki bu ada niye bizim değil ki?” diye sorgulamaya başlamıştı. Farkında değillerdi ama şu bir gerçekti: Montrö’yü “zafer” diye kutluyorsan, zaten Lozan’a “zafer” dememiş oluyorsun.

Özetle Lozan: Zafer mi, Hezimet mi? adlı 3 ciltlik eseri Kadir Mısıroğlu’nun dünya görüşü doğrultusunda oluşmuş bir tarih tezleri demetidir.

Keşke Üstadın kadri, kıymeti yaşadığı dönemde bilinseydi. Ona sahip çıkmak, dört elle sarılmak kolay değildi tabii ki. Dikenli tarafları bol olan aykırı bir şahsiyetti. Mesela bir gün devlet tarafından kendisine “Müsaade ederseniz arşivinizi Ankara’ya taşıyalım” denildiği zaman “Ankara’ya günahımı dahi vermem” diye rest çekmişti. İstanbul’un kontrpuanı (negatifi) olarak bakıyordu Ankara’ya. Cumhuriyetin başkenti onun için İslam’a zıt bir mevkide duruyordu çünkü.

Yeni neslin Kadir Mısıroğlu gibi ihatalı düşünmeye ihtiyacı var ama ona giden yollar kapalı maalesef. Lakin bu muhalif zincirin kopmaması, devam etmesi lazım. Bu menfezin tıkanması yerine tersine açık kalmasına destek olunmalıdır. Fikir ve bilgilerini yeni nesillere aktarmak amaçlı bir ‘Kadir Mısıroğlu Enstitüsü’ kurmak çok mu zordur? Bunlar büyük paralar da gerektirmez hâlbuki. 


Şahıs vakıfları meselesi yanlış anlaşılıyor bizde. Adına kuruldukları şahsın yazdıklarının çizdiklerinin koleksiyonu ve birikimi kaybolmamalı, derlenmeli, yayılmalı, eyvallah. Ama ‘Onun gibi düşünmek’, ‘Onun gibi bakabilmek’ daha önemli olmalıdır. Gençler arasında bir yarışma açılmalı “Kadir Mısıroğlu olsaydı şu meseleye nasıl bakardı?” gibi. “Kadir Mısıroğlu gibi düşünme” gayesiyle ayrı bir vakıf kurulmalı veya kendisinin kurduğu Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı bu amaca yönelik bir girişim başlatmalıdır. 

Batı’da böyle bir ekol var mesela: “Schumacher gibi düşünmek”. Küçük Güzeldir (Little is Beautiful) adlı kitabın yazarı E. F. Schumacher gibi düşünmeyi teşvik eden bir girişim… 

İslam Dünya Görüşü

Kadir Mısıroğlu’nun bir dünya görüşü var ve o dünya görüşünün ışığında geçmişi ve geleceği bir yorumlayış tarzı var. 


“İslam’ın galebe çalacağını biz göremeyiz ama siz göreceksiniz” diyordu. Geçmişi geleceğe ayna tutmak maksadıyla istihdam ediyordu daha doğrusu. “Geçmiş ile bugün suyun suya benzemesi gibi benzer” der İbn Haldun. Tarih, bugüne ve geleceğe açılan bir pencere olduğu zaman arada cereyan eden hava bereket molekülleriyle dolar çünkü.  

Yakınlarda yeni baskısı yapılan İslam Dünya Görüşü adlı kitabı önemli; her Müslüman gencin bu kitabı mutlaka okuması lazım. Hatıratları okunabilir. Sarıklı Mücahidler başlangıç kitabı olarak okunmalı, tarihe bakışını derli toplu yansıtır. Bir Mazlum Padişah Sultan Vahideddin Han, Osmanoğullarının Dramı, Yunan Mezalimi, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet vs. yakın tarihin panoraması mahiyetinde bilgi ile fikrin yumak olduğu kitaplardır. 

Kadir Mısıroğlu’nun lisana yani dile verdiği ehemmiyet de gözden kaçırılmamalı. Kitaplarını hiçbir zaman uydurma kelimelerle yazmadı. Cüneyt Emiroğlu müstear adıyla neşrettiği İslam Yazısına Dair adlı kitabı da Osmanlı alfabesini savunan kitapların ilklerindendir. 

2013 senesindeki bir görüşmemizde -o görüşmede bulunan arkadaşlar şahittir- vakıftaki odasında beni görünce “Gel sana sarılayım” dedi ve hakikaten sarıldı. “Sen kendini böyle nasıl yetiştirdin?” diye iltifat etti. Ben “Estağfirullah” diyerek mahcubiyetimi dile getirsem de “Artık benim kütüphanem senin kütüphanen. Benim arşivim senin arşivindir!” dedi. 

Mayıs 2017 tarihli Derin Tarih dergisinde Latife Hanım’ın bir mektubunu yayınlamıştım. Dergi çıkar çıkmaz okumuşlar kendisine. Demiş ki: “Tam benim 40-50 senedir söylediğim şeyleri söylemiş bu kadın, ben fark etmemişim.” 

Elhamdülillah, o yayın benim için “şeref madalyasıdır”


Bu vak’adan sonraki karşılaşmamızda “Sen şimdi tam dava arkadaşım oldun” diye bir daha sarılmıştı.

Tanıştığımız gün Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet adlı kitabını Arabi harflerle “Aziz Dava Arkadaşım Mustafa Beğ’e” diye imzalamış. Hayatında hiçbir kitabını Latin harfleriyle imzalamamakla iftihar ederdi. Hakikaten ilk kitaplarından Musul Meselesi ve Irak Türkleri adlı 1972 yılında neşredilen kitabını Son Havadis gazetesi yazarlarından Tekin Erer’e “Muhterem Tekin Erer Beğ’e hürmetle takdim” diye Arabi harflerle imzaladığını sahaflardan elime geçen kitapta gördüm.   

Arzu ve emanet

Benim dünyamdaki Kadir Mısıroğlu’nu vefatının yedinci sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ederken son bir hatıramı naklederek bitireyim sözlerimi:

Bir gün bana şöyle bir teklifte bulundu:

“Mustafa, seninle bizim bir kitap yazmamız lazım. (Mevzuunu tahmin edersiniz.) Ben bendeki vesikaları toplayayım, sen de sendekileri topla. Sonra kitabı nasıl yazacağımıza beraber karar verelim. Benim yazacak halim yok. Sen yazarsın, ben redakte ederim” demişti. 

Ne yalan söyleyeyim, heyecanlanmıştım. Ziyaretlerimde belge, fotoğraf, kitap vs. götürüyordum yanımda. Hatta hastalandığında ziyaretine gittiğimde yanımda bazı belgelerin fotokopilerini de götürmüştüm. Yanındakilere belgelerin fotoğraflarını aldırıyordu.

Çengelköy taraflarındaki evine ilk ve son kez gidişimde ‘Çık üst kattaki kütüphanemi gör, istediğin zaman gel, orada çalış, sana her zaman kapısı açık’ demişti. 

Çıktım, dikkatle inceledim. Belki 20 bin kitap, dergi, gazete… Tabii belge dosyaları. Kütüphanesinde tam 600 adet klasör vardı; erinmemiş, tek tek saymıştım. Musul’dan Batı Trakya’ya, yüzlerce klasör. Bunlar dijital ortama aktarılarak okura açılacaktır ümidindeyim.

“Bu kitabı yayınlayamasak bile bir kasaya kilitleyelim, ileride bizden sonrakiler yayınlansın” demişti merhum Kadir Bey. Bu arzusunu bir emanet olarak kabul ediyorum.

Ya nasip diyelim.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23