• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Önsay
Süleyman Önsay
TÜM YAZILARI
24 Ocak 2020

On üç yıl önce ne denmişti?

 

Bugün ümmet olarak içinde bulunduğumuz konum on üç yıl öncesine kıyasla hiç de iç açıcı değil. O günün Filistin ve Irak’ın işgali felaketlerine daha sonra Yemen, Libya ve Suriye’de meydana gelen iç savaşlar; Mısır, BAE ve Suud’daki ihanetler eklenmiştir. Başta Doğu Türkistan olmak üzere Asya topraklarındaki feryatlar yıllardır kanayan yaralarımızdır. Türkiye’nin iç ve dıştan terörle parçalanmaya doğru süratle ve alenen itilmeye çalışılması ayrı bir istiklal ve istikbal sorunudur. Tabii ki burada “Beka Sorunu” demiyoruz. Çünkü Allah’tan gayri fani olmayan yoktur. Mezar taşları her bakıp da görebilen ve anlayabilenlere daima bu hakikati hatırlatmaktadır: Hüve’l -Baki!

Bütün bunlara ilaveten Türkiye-İran hatta tüm coğrafyalarda Sünni-Şii savaşı kafirlerin en başta gelen ve en hayati yıllanmış hülyalarıdır. Bugüne kadar her türlü hile, tuzak, baskı ve ayak oyunlarına karşı bunun bir türlü patlatılamaması Yüce Rabbimizin özellikle konum itibariyle ümmetin sorumluluğunu da yüklenmiş bulunan Sn. R.Tayyib Erdoğan kuluna lütfettiği feraset, sabır, metanet ve gayretin neticesidir. Rabbim azdırmasın, yanıltmasın, kafirlere fırsat vermesin ve zavallı ümmete de şuur ihsan buyursun.

Şimdi gelelim başlığımıza:On üç yıl önce ne denmişti?

Evet yıllar önce gerçekleştirilen “Mezhepler Zirvesi” ile ilgili yapılan yorumları içeren iki yazıdan bazı bölümleri o günlerde sizlerle paylaşmış ve ileriye heyecan dolu umutla bakmaya başlamıştık. İlk yazı şöyle başlıyordu: 

“Kur’an-ı Kerim maddi (renk ve ırk farkı) manevi/kültürel (dil farkı) farklılıkların, Allah’ın varlık ve kemalinin işaret, delil ve tecellilerinden olduğunu, insanların sosyal gruplara ayrılmasının, bilgi, marifet ve kültür alışverişi (teâruf) yoluyla zenginliğe ve insanların hem grup hem de fert olarak tanınmalarına, ayırt edilmelerine vesile kılınması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca müminler arasındaki ilişkinin, bütün diğer farklılıklara rağmen “kardeşlik ilişkisinden başkası olamayacağı” nın altını çiziyor. Önümüzde böyle bir kitap var iken Müslümanlar olarak içine düştüğümüz tefrika, çatışma, düşmanlık, İslam düşmanlarıyla -kardeşlere karşı- işbirliği durumu utanç verici, insanı bedbaht edici bir tablo. [bir] yazımda bu konuyu yazmış, yazıyı şu cümle ile bitirmiştim;

 İşe bir yerden başlamak gerekiyor. İlk merci, bütün grupların temsilcilerini ihtiva eden bir alimler kurulu olabilir… 

[daha sonra] bazı Arap kanallarında dolaşırken Katar’ın başkenti Doha’da, çeşitli mezheplere mensup birçok alimin katıldığı bir “birlik toplantısı”nın yapıldığını gördüm, tabii sevindim, Allah’a şükrettim. 44 ülkeden 200 civarında alim, düşünür ve gazetecinin katıldıkları toplantıya, İran’dan Muhammed Ali Teshîrî de katılmıştı. Teshîrî, İran’daki “Uluslararası Mezhepler Arasında Yakınlaşma Kurumu”nun başkanı, kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri oldukça önemli: “Şîa ile Sünnîler arasında ortak olan alan yüzde doksan beş, farklı olan alan ise yüzde beştir. Biz farklı noktaları her mezhebin mensuplarına bırakarak ortak noktalarda işbirliği yapalım, kardeşçe ilişkiler kuralım… İslam düşmanlarının yaptıkları propagandalar ve komplolar yüzünden biz Müslümanlar, gerçek düşmanı bırakıp, vehmin icad ettiği (sanal) düşmanla meşgul oluyor, birbirimize düşmanca davranıyoruz… ” (Prof. Dr. Hayreddin Karaman, 27 Ocak 2007 günlü yazısı) 

Diğer makalede ise söz konusu toplantıyla ilgili şu çarpıcı yorum ve konuşmalara tanık oluyoruz:

“Amerikan emperyalizminin mezhep fitnesini daha da alevlendirmek için yeni oyunlara başvurduğu bu dönemde böyle bir toplantı düzenlenmesi birçok yönden önem arz ediyordu.

Toplantıda en çok Sünnî kesimden Prof. Yusuf el-Karadavi’nin Şiî kesimden de İslâmî Mezhepleri Yakınlaştırma Uluslararası Komitesi’nin başkanı Âyetullah Muhammed Ali et-Teshirî’nin konuşması gündem oluşturdu…

Toplantıda muhtelif tartışmalar oldu. Bunlardan bazıları faydalı ve ihtilafları iftirak sebebi olmaktan çıkarıp vahdetin önündeki engelleri kaldırma açısından gerekliydi.” (Ahmet Varol, 24 Ocak 2007 günlü yazısı)

Aynı yazıda Üstad Karadavi’nin kapanış oturumunda yaptığı konuşmadan bazı önemli noktalar şöyle sunuluyordu: 

“Yakınlaşma ve diyalog mücamele [atışma, karşılıklı birbirini kötüleme] ile değil musaraha ile (birbirimize güzel görünme çabasıyla değil açık sözlülükle) olur. İhtilaflarımızı açık dille konuşalım, yerine göre ihtilaf rahmet olur, ama üzerinde ittifak etmemiz gereken hususlar da var. Müslümanın Müslümanı öldürmesi haramdır. Şiî olsun Sünnî olsun ve gerekçesi ne olursa olsun asla Müslümanın Müslümanı öldürmesi kabul edilemez. Bu, üzerinde ihtilaf olmayan husustur. İşgale karşı direniş ise farzdır. Filistin’de İsrail, Irak’ta Amerikan işgaline karşı bu işgaller sona erinceye kadar mücadele edilmesi farzdır. İşgale maruz kalan bölgelerdeki Müslümanların işgali sona erdirmekten aciz kalmaları durumunda farziyet civar bölgelerdeki Müslümanları da kapsar. İran’a ABD’nin saldırmasına karşı olduğumuzu da açık dille ifade etmek zorundayız. Barışçı amaçla nükleer teknolojiye sahip olmak onun hakkıdır. İsrail askeri amaçla bu teknolojiye ve silahlara sahip olurken ona sessiz kalanların İran’ın barışçı amaçlarla yürüttüğü nükleer teknoloji geliştirme faaliyetlerine engel olmaları onaylanamaz. Biz İran’ın yanındayız ve ona yönelik her saldırıya karşı olmalıyız.” (A.y.)

Konu ile ilgili bu bölümleri sizlerle paylaştıktan sonra bu tip konferanslardan mutlaka pratiğe dönük, birliği sağlama amacına yönelik sonuçların elde edilmesini yüce Mevla’mızdan niyaz etmiştik.

Halimizin bugünkü manzarası ise yukarıda dillendirdiğimiz gibi. Maalesef bölük pörçüklükte değişen bir şey yok!

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Leyla

Sia sapkindir sahabe efendilerimuze ve aişe annemuze ıftira ve haşa sovmeyi kaide haline getirmiştir o müslüman ligin dışında bir mezhebi yobazlikdir
  • Yanıtla

Ercan

İranın barışçı amaçlarla yürüttüğü nükleer çalışması. Efendi kimi yiyorsun . Gerçekten bukadar safmısınız . Yok sa
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı