DSÖ kimin kuklası: İlaç simsarlarının tetikçisi mi?
DSÖ kimin kuklası: İlaç simsarlarının tetikçisi mi?
Selma Savcı
Dünya Sağlık Örgütünü malum hepiniz duymuşsunuzdur. Her salgında her küresel sağlık problemlerinde mutlaka görüşü alınan ve gündeme bomba etkisi yapan açıklamalar zinciri duyarız. Ben aslında DSÖ’nün neyi ve kimler tarafından yönetildiğini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tabii bu araştırma zincirine takıldığım zaman öylesi isimler ve gruplar karşımıza çıkıyor ki emin olun sizler de büyük bir şaşkınlık içerisine gireceksiniz. Bu kadar iddialıyım çünkü dünyanın hemen her bölgesinde yaşanan salgınların bir türlü bitmemesi ve malum dünyanın en önemli ilaç firmalarının milyon dolarlarına dolarlar katmasının da aslında bir tesadüf olmadığını düşünmek lazım kesinlikle…
Öncelikle DSÖ’nün bir tarihçesini de hatırlatmakta yarar var kanısındayım…
Dünya Sağlık Örgütü, 7 Nisan 1948'de kuruldu ve çalışmalarına 1 Eylül 1948'de resmen başladı. Merkezi İsviçre'nin Cenevre şehrindedir ve dünya çapında altı bölgesel ofisi ve tamı tamına 150 saha ofisi var. 1945 yılında ABD’nin San Francisco kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı, bu dönemde bütün halkların sağlığının, dünyada barış ve güvenliğin sağlanması açısından temel önem arz ettiğini kabul ederek Çin ve Brezilyalı delegelerin bir "Uluslararası Sağlık Örgütü" kurulması amacıyla toplantı düzenlenmesi oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Buraya kadar normal bir kuruluşun ayak izlerini gördük.. Ama esas önemli olan durum ise, böylesi dünyada söz sahibi olan bir yapılanmanın kılcal damarlarındaki kan dolaşımı beni çok şaşırttı.
19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York’da düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda BM’ye üye 51 ülkenin temsilcisi ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve Rockefeller Vakfı temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü anayasasını oluşturmuşlardır.
Evet yanlış okumadınız. Dünyayı avuçlarının içinde oynatan ve her ne kadar Yahudi olmadıkları her platformda dillendirilse de İngiliz kırması ve ABD’nin en güçlü aile şirketi olan Rockefeller’in bu işin içinde; sağlık örgütü denilen bir üst aklın içerisinde söz sahibi olması ne denli düşündürücü olsa gerek. Düşünebiliyor musunuz böylesi bir ABD’nin verdiği birçok kanlı olayda yönlendirme yaptığı açıkça belli olan ve iddiaların ayyuka çıktığını bildiğimiz Rockefeller’in Dünyanın sağlık alanındaki platformunda olmasını ben bir türlü anlayamıyorum. Nedeni sadece çok güçlü bir yapılanmanın sahibi olmaları olmasa gerek. Her defasında şirketsel olarak şu anda 418 milyar dolarlık bir özvarlığı olan bir gücün böylesi hassas bir konuda özellikle devletsel ve daha da önemlisi insanlık için önemli bir girişim olan sağlıkta bu denli hak sahibi olması ne denli düşündürücü… Şimdi Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalıklarda her defasında sabun köpüğü misali açıklamalarla günü kurtaran cümlelerine son olarak dünyanın başına bela olan Kovid salgınında da şahit olmuştuk. DSÖ’nün yapısına baktığınızda çok önemli doktorların olduğunu kabul ediyoruz mutlaka ama şu da bir tezat konusu… Dünya Sağlık Örgütü’nün Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus…
Tedros Adhonam Ghebreyesus 2017'den beri Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü olarak görev yapan Etiyopyalı bir mikrobiyolog ve uluslararası kabul görmüş sıtma araştırmacısıdır. Afrika Birliği tarafından onaylanan ilk doktor ve ilk Afrikalıdır.
Ama geldiğimiz noktada açlıkla boğuşan ve salgın hastalıkların boy gösterdiği bölge ise Afrika.
Yine en güncel hastalık olan M-Pox’un 2022’de Afrika’da ortaya çıkması ve hâlâ sonlandırılamaması ve DSÖ’nün yaptığı son açıklamalarda ise, DSÖ Bölgesindeki 116 ülke/bölge/yönetim bölgesi DSÖ'ye 208 ölüm dahil olmak üzere toplam 99.176 laboratuvarca doğrulanmış mpox vakası bildirilmiş durumda…
Yani işin özetine baktığımızda bu verilerle ortaya çıkan DSÖ’nün bazı çarklar içerisinde bazı kesimlere ve özellikle şifa olmasını beklediğimiz ilaç sektörüne de maşa olduğunun kanaati bende hasıl olmuş durumda. Çünkü madem böylesi bir uzman kişilerce donatılmış bir kurum var. Ve bu kurumun başında bölgenin insanları olmasına rağmen hâlâ dünyada ciddi problemlerinin altyapılarını görmemiz çok da masumane gözükmemektedir.
Öte yandan Başkan Donald Trump, ABD'yi Dünya Sağlık Örgütü'nden (DSÖ) çıkaracak kararnameyi imzalayarak, DSÖ'yü en büyük bağışçısından mahrum bırakan ve kurumun küresel programlarına darbe vuran bir hamle yapması da DSÖ'nün önemini ortaya koyuyor.
Ezcümle; DSÖ’nün sağlık kuruluşunun patronu olduğunu düşündüğümüz bir düzeyde, umarız ciddi anlamda hastalıkların tamamen erimesi ve dünyadaki en önemlisi açlıkla ve hastalıklarla boğuşan Afrika bölgesinin de temizlikle ve sağlıkla arındırılması insanlık adına en önemli veri olacaktır. Yoksa DSÖ’nün birilerinin tetikçisi olarak dünyada söz sahibi olmasının da mutlaka ama mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir. Bunu sağlayabilecek otorite de uzman hekimlerden oluşan ve işini dolarlarla, eurolarla yapmayacak insanlık adına merhamet sahibi sağlıkçılar olacaktır.
Selam ve dua ile…