• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Şaban Şimşek
Şaban Şimşek
TÜM YAZILARI

Bir “McCarthy” ya da “Cadı Avı” dönemi mi yaşıyoruz?(2)

25 Ağustos 2016
A


Şaban Şimşek İletişim:

İdari yargı olarak kurumlar Fetö’cüleri, geçen hafta altı başlık altında topladığımız kriterler çerçevesinde değerlendirerek üç gruba ayırıyor:

İdare olarak savunması alınanlar (Gri grup),

Komisyona gönderilenler (Sarı grup),

Hakkında doğrudan karar verilenler (Kırmızı grup).

Gelen bilgiler ışığında; gri gruptakilerin sadece savunması alınıyor, başkaca bir işlem yapılmadan (tabii bir yerlerde kayıtlara geçiyordur muhakkak!) olay sonlandırılıyor. 

Sarı gruptakiler daha derin inceleme yapılması gerekenler. Dolayısıyla bunlar kamu görevine devam etmekle birlikte, atamaya yetkili kurumda oluşturulan, içlerinde birim temsilcilerinin de bulunduğu bir komisyona havale ediliyorlar. Sonuçta sanığı açığa almak veya gri grup gibi değerlendirmek noktasında bir karara varılıyor.

Kırmızı grup ise Fetö örgütünün üyesi olduğuna dair kesin kanaat getirilenler, ki bunlar için genellikle kamu görevinden çıkarma (ihraç) kararı veriliyor ve/veya adli yargıya havale ediliyor. 

Evet, artık herkesin farkında olduğu gibi durum çok ciddi ve bu ciddiyet içerisinde acilen çok şeyler yapmak gerekiyor. Yapılmaya çalışılan da bu; McCarthy dönemi gibi ortalığa, olmayan bir korku salarak “farklı fikirde olanları sistem dışına atmak” ya da “işte şu da cadı, öldürelim” değil.

Zira ortada ne fikir seviyesinde kalmış bir farklılık ne de klasik cadı figürü ile ifade edilecek sayıda kişi söz konusu. Fikirler en alçak bir şekilde ama en yüksek perdeden eyleme geçirilmiş, cadıların sayısı ise yüzbinleri aşmış… Hem bunca cadının bir araya gelip örgüt kurduğu ve kişilerle uğraşmak yerine halka savaş açtığı devleti ele geçirmek istediği nerde görülmüş? 

Her şeye rağmen bir kez daha ikaz etmek durumundayız ki, Bakanlıklar ya da kurumlar bu değerlendirmeleri yaparken özellikle geri dönüşümü olmayan, meslekten el çektirme, memuriyetten çıkarma gibi ağır cezaları daha baştan vermekten imtina etmeli, doğrudan tutuklamalarda çok ama çok dikkatli olmalı, cezaların şahsiliği prensibini çiğnememeli, gammazlama olduğu aşikâr olan durumlarda bilgi gönderen makamlara “Nedir bu? Sen kafayı mı yedin kardeşim? Paranoyak mısın? Yoksa kaos yaratmak, hedef saptırmak için Fetö’ye mi çalışıyorsun” diyebilmeli ve ilk ayıklamalar yapıldıktan sonra da özellikle tutuklular için denetimli serbestlik ve diğer yollar işletilerek suçsuz yere cezalandırılanlar ya da suçu hafif olanlar, dosyaları bir an önce incelendikten sonra, alındıkları hızla davanın dışında tutulmalı, görevleri ve itibarları iade edilmelidir. 

OHAL’de yeni Kararname ile BTK’da çalışan 196 kişinin ihraç edilmesi de, bilgi kaynaklarının kirliliğine ve bu bağlamda hakkında işlem yapılan bir kısım insanın masumiyetinin özellikle göz önünde bulundurulmasının zorunluluğuna işaret ediyor. Tabii bunu yaparken çok özenli olmak, Adil Öksüz gibi eldeki hainleri de elden kaçırmamak gerekiyor!

İsmi bizde mahfuz bir akademisyene kırktan fazla soru sorulmuş, hemen her yönüyle de kılı kırk yaracak keskinlikte, nitelikli sorular. Ama bütün bu soru faslına girişmeden, insanları böylesine damgalamadan, aileleri travmatize etmeden bir internete girilmiş olsa bunların hiçbirine gerek kalmayacak. Zira o zaman, bu öğretim üyesinin paralel yapı ile en etkin şekilde mücadele eden bir sendikanın üyesi olduğunu, “Akademisyenler Teröre Karşı” ve benzeri bildirilere hem de ilk sıralarda imza koyduğunu, devlet-millet yanlısı manevi değerlere sahip dergilere, gazetelere yıllardır abone olduğunu, üniversitesinin WhatsApp grubunda darbe gecesi darbecilere karşı amansız paylaşımlarını göreceklerdi ve…

Şimdi, kusura bakmasınlar ama böyle inisiyatif kullan(a)mayan idarecilere, o akademisyene sorulan sorulardan bir ikisini sorsak ayıp mı ederiz? 

Soru- 1: “Akademik faaliyetlerde veya idari süreçlerde karar verme, yetki kullanma ve tercihte bulunma pozisyonunda olduğunuz durumlarda bilinçli biçimde bu yapılanma mensuplarını tercih ettiniz mi?”

Soru- 2: “Akademik ve idari mevzularda, seçimlerde bu örgüt üyeleriyle sürekli ve düzenli biçimde ortak hareketiniz, dayanışmanız oldu mu? (aynı yönde oy kullanma, muhatap olduğunuz insanları yönlendirme ve yöneltme, ortak akademik çalışmalar yürütme, proje sunma gibi).

Evet… Başbakan Binali Yıldırım, FETÖ’nün darbe girişimine ilişkin soruşturmalar kapsamında aralarında polis, asker, yargı mensubu, mülki idare amiri ve sivillerin bulunduğu 40 bin 29 kişinin gözaltına alındığını, 5 bin 187 kişinin gözaltındaki işleminin devam ettiğini, 20 bin 355 kişinin tutuklandığını, kamu kurumlarında 79 bin 900 kişinin görevden el çektirildiğini, 5 bin 14 kişinin de kamu görevinden çıkarıldığını bildirmesine rağmen yaşananlar kesinlikle bir cadı avı değildir diyoruz. Çünkü McCarthy dönemi, cadı avı vesaire deyip bu kadar ağır bir cürmün unutturulmaya, anlamsızlaştırılmaya, toplumsal hafızadan silinmeye çalışıldığını, bunun taktiksel bir hedef olduğunu, nihai hedefin Türkiye’ye tasma vurup dünya siyaset sahnesinde diledikleri rolü oynatmak ve de bu bağlamda Erdoğan’sız bir Türkiye ve İslam dünyası oluşturmak olduğunun farkındayız.  

Ama açığa alınan bahsi geçen akademisyen ve benzerleri ya da sadece savunması alınan Prof.Dr.Şaban Şimşek olarak ben devlet tarafından DENİZ BAYKAL’IN KIZI KADAR GÜVENİLİR BULUNMUYORSAK YA DA KORUMADA OLAMIYORSAK ve de bu tür yanlışların sayısı giderek artıyorsa, korkarım ki bu, mücadelenin şevkini, azmini kırar ve zamanı gelir (Hafazanallah) bir daha tankın önüne yatacak gönülde serdengeçti adam bulmakta güçlük çekilir. 

Bunu söyledim diye bana kimse kızmasın. Zira bu; bilimsel bilginin, insan ve toplum psikolojisinin gerçekliğidir. 

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23