Türkiye’nin büyük hamlesi
Türkiye’nin büyük hamlesi
REFİK TUZCUOĞLU
Dünya, taşların yerinden oynadığı, yeni blokların inşa edildiği ve jeopolitik fay hatlarının yeniden kırıldığı sancılı bir eşikten geçiyor. Son iki yüz yıldır dünyaya nizam vermenin kurumsallaşmış bir üssü olan Batı Bloku, bugün çözüm üreten bir yapıdan ziyade küresel sorunların merkezine dönüşmüş durumda. Yüz yıl önce Batı’nın insafını arayan, iki yüz yıl önce “hasta adam” tanımlamasına muhatap olan Türkiye, bugün küresel bir oyun kurucu olarak tarih sahnesine yeniden dönüş yapıyor.
Bu dönüşün en somut nişanesi; Londra, Davos, Stockholm, Kopenhag, Münih veya Washington gibi merkezlerin artık küresel barışın diplomatik odak noktası olma vasfını yavaş yavaş yitirmesidir. Bu tarihi adreslerin yerini, bugün küresel adaletin ve diyaloğun yeni üssü haline gelen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) almaktadır. Krizlerin gölgesindeki dünyaya “uluslararası hukuka dayalı bir kardeşlik ve birlikte kalkınma modelini” tartışma ve değerlendirme imkânı sunan bu platform, Batı merkezli dayatmalara karşı adil bir küresel diplomasinin mümkün olduğu iddiasındadır. Nitekim Alman Die Zeit gazetesi Antalya’yı doğrudan “Diplomasinin Merkezi” olarak tanımlarken; Der Spiegel, Türkiye’nin Antalya’da “Türk versiyonu bir Münih Güvenlik Konferansı” inşa ettiğini itiraf ederek, Ankara’nın diplomatik ağırlığını tescil etti.
Öyle ki son düzenlenen ADF 2026; küresel sistemin çifte standardını yüzlere çarpan Gazze krizinden, küresel güç mücadelesinin en kritik enstrümanı olan enerji arz güvenliğine kadar insanlığın can damarı olan başlıkların tartışıldığı bir akıl merkezi oldu. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in forumdaki hitabında “Birleşmiş Milletler’in acilen bir reforma tabi tutulması gerektiğini” vurgulaması, Antalya’nın küresel itirazlar ve adalet arayışları için doğru bir zemin olduğunu göstermektedir.
Çözüm Şeffaf Diplomaside
Türkiye’nin bu çekim merkezi olmasının sırrı, binbir türlü gizli hesaptan ziyade, gerçekleştirdiği “herkesle konuşabilen şeffaf diplomaside” yatmaktadır. Ukrayna-Rusya savaşında sergilenen o hassas denge politikası, bu devlet aklının en net örneğidir. Sahadaki çatışmalar tüm yıkıcılığıyla sürmeye devam etse de; her iki tarafın da diyalog için yegâne güvenli liman olarak Türkiye’nin ev sahipliğine güvenmesi, bu arabulucu rolünün ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır. Kutuplaşan dünyada kimseyi dışlamadan yürütülen bu aktif siyaset, AB’nin Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio’nun da vurguladığı gibi; Türkiye’yi ‘barış anlaşmalarına varılması sürecinde kritik öneme sahip’ vazgeçilmez bir aktör konumuna taşımıştır. Ancak Türkiye’nin asıl büyük hamlesi, dünyayı nükleer bir felaketin eşiğine getiren ABD-İran savaşında ortaya çıktı. Türkiye, her iki tarafla da kurabildiği temaslar sayesinde, Pakistan üzerinden yürütülen arka kapı diplomasisiyle ateşkesin sağlanmasında belirleyici bir rol üstlendi.
İsrail Planı’na Vurulan Darbe
İsrail’in bu krizdeki asıl hesabı; ABD-İran gerilimini fırsat bilerek Arap dünyası ile İran arasında nesiller boyu sürecek bir savaş çıkarmaktı. İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Oded Yinon tarafından 1982’de kaleme alınan planın özü tam olarak şuydu: Arap dünyasını “kâğıttan bir kule” gibi görüp; bölge devletlerini etnik ve mezhepsel fay hatları (Sünni-Şii, Arap-Kürt) üzerinden parçalayarak “Büyük İsrail” ülküsünü garanti altına almak. Planın öncelikli hedefinde Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Sudan ve Libya varken; Arap dışı aktörler olarak İran ve Türkiye de bu istikrarsızlaştırma stratejisinin parçası olarak görülüyordu.
Türkiye, Arap ülkeleriyle kurduğu yoğun kriz diplomasisiyle, İsrail’in planladığı bu tehlikeli çatışma senaryosunu bozarak İran ile Arap dünyası arasındaki muhtemel bir çarpışmayı önledi. Ankara, sadece bir tarafı değil, bölgenin bütününü hedef alan bu oyuna karşı stratejik bir bariyer kurdu. O karanlık planda kurgulandığı gibi, İran ile savaşa sürüklenmek ve emperyal bir ateşe atılmak istenen bölge Kürtlerini de bu kanlı maceradan korumak için hayati temaslar yürüttü. ABD bölgeden çekildiğinde kan üzerine ekilen düşmanlıkların bölge halklarına nasıl ağır bedeller ödeteceği aşikârdı. Türkiye, bölge halklarının birbirine kırdırılmasını engelleyerek parçalanma senaryolarının önüne geçti.
Kırılan Koltuk Değnekleri
Türkiye’nin, İsrail’in küresel hegemonyasına karşı yürüttüğü mücadeleyi sadece Filistin veya Lübnan ölçeğine sıkıştırmak stratejik bir miyopluk olur. Türkiye, aslında İsrail’in küresel ölçekte dayandığı koltuk değneklerini tek tek çekip alıyor.
Bunun en net cephesi Afrika’dır. Afrika Boynuzu’nda İsrail, ayrılıkçı Somaliland üzerinden jeopolitik bir üs kurma hesapları yaparken; Türkiye, meşru Somali hükümetinin yanında kaya gibi durarak bu emperyal planı çökertiyor. Aynı şekilde Sudan’da, İsrail/BAE ikilisinin desteklediği isyancı güçlerin ülkeyi kan gölüne çevirme girişimlerine karşı Türkiye yine meşru hükümetin safında yer aldı. Libya’da sahada alınan inisiyatif de bu proaktif vizyonun bir diğer açık göstergesidir. İsrail’in Türkiye öfkesini şimdi daha iyi anlıyor olmalıyız. Arz-ı Mev’ud hesabının dayanacağı tüm bölgesel ayakları Türkiye tek tek çökertiyor.
Yeni Bir Kümelenme
Sonuç olarak; kaba gücün, dayatmanın ve etnik kışkırtmaların sorgulandığı bu yeni düzende Türkiye; emperyalizm karşısında cesur ama maceracı olmayan, proaktif ama hesapsız adım atmayan, kararlı ama provokasyona gelmeyen, merhametli ama zaafa düşmeyen politikalarıyla saygınlığını her geçen gün artırıyor.
Dünya artık Washington’un dayatmalarından, İsrail’in kanlı planlarından ve Batı’nın ikiyüzlülüğünden yoruldu. Küresel sistem ezilenlerin, adalet arayanların ve bağımsız kalkınmayı hedefleyenlerin sığınacağı yeni bir güvenli liman ararken Türkiye, her geçen gün bu liman olma vasfını perçinliyor. İki asır öncesinin “hasta adamı” ayağa kalkmış, asırlık oyunları bozma iradesini ortaya koymuştur. Antalya Diplomasi Forumu yeni dünyanın masası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.