• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
TÜM YAZILARI

İnsanlık İslâm’a muhtaçtır (6)

05 Haziran 2025
A


Prof. Dr. Yusuf Özertürk İletişim:

İnsanlık İslâm’a muhtaçtır (6)

PROF. DR. YUSUF ÖZERTÜRK 

MESELE, DİN’İ GÜZEL TEMSİL EDEBİLMEDE

* İslâm Allah’ın vaaz ettiği bir nizamdır. Allah’ın yaptıklarında, yaratmasında ve vahyinde bir kusur olamaz. Kâinat’ta kusur arayan beyhude arar, kusur görmek isteyenin de gözleri yorulur da, yine bir kusur göremez. İslâm’da bir kusur bulunamaz, ama kusuru, İslâm’ı gerçekten anlayamayan ve Allah’ın razı olacağı ahlâklı yaşayışı gösteremeyen Müslümanda aramak gerekir. Asıl mesele; Allah’a ihlâsla itâat etmek ve İslâm’ı güzelce temsil edebilmektir.

SÖZLERE DEĞİL, İCRAATA BAKMAK GEREK

* Şayet Müslüman’ın özü sözüne, yaşayışı ifadesine uymuyorsa, burada bir sıkıntı var demektir. Asıl olan ameldir(eylemdir). Amel olmazsa sözün tesiri de olmaz, hatta aks-ül amel yapar.

LİSÂN-I HÂL, LİSÂN-I KÂL’DEN DAHA TESİRLİDİR (yaşayış, söylemden daha tesirlidir.)

* Düşünmeyen ahmakları ve cahilleri sözlerle, algılarla aldatmak mümkün olabilir. Çünkü ahmaklar ve cahiller söze ve görüntüye itibar ederler. İşittiklerine ve gördüklerine değer verirler. Perdenin önündekilerine bakarlar. Perdenin arkasında neler olup bitiyor anlamazlar. Bu yüzden böylelere ‘gözlü-kulaklı takımı’ denir. Halbuki söz de, görüntü de illüzyon olabilir, aldatabilir. İşitilenler de yalan ve iftira olabilir.

* Aklı aktif kullananlar ve düşünenler ise; sadece gördükleri ve işittikleriyle yetinmeyip, olayları irdeler, analiz eder ve de icraata bakarlar. Perdenin önündekilerle beraber, perde arkasında da neler olup bitiyor araştırırlar.

* Söz ve görüntü bir mânâyı, gerçeği ifade ediyorsa değerlidir. Bunun içinde icraata, eyleme bakmak gerekir. Şayet yapılan icraat, sözleri, görüntüyü tasdik ediyorsa, o zaman sözün, görüntünün içi dolu demektir. Ve bu kıymetlidir. Yok, öyle değilse, yani fiiliyât, icraat, söylenenden farklı ise; sözün de, görüntünün de bir değeri olamaz, içi boş demektir. Bu halde; söz de, görüntü de bir aldatmamaca ve bir algı operasyonudur. Aldatmaca ve algılar sürdürülebilir değildir. Bir süre sonra gerçek ortaya çıkar ve amaç edilen fayda zarara dönüşür. Bu bakımdan İslâm’da, aldatma, yalan yoktur. Mü’min’in de özü-sözü, içi-dışı birdir. Mü’min; Emin kişidir, emanete hıyanet etmez. Mü’min dürüsttür, kimseyi aldatmaz, yetim hakkı yemez, rüşvet almaz, yolsuzluk yapmaz, yalan söylemez, iftira atmaz, söz verince sözünü yerine getirir. Mü’min vicdanlı, merhametli ve adaletlidir. Hz. Resûlullah (sav) ve Ashab-ı Kirâm böyleydiler. Onlar insanlık için güzel örnektiler. Onlar, insanlığın ne olduğunu hem sözleriyle, hem de fiilleriyle bizzat gösteriyorlardı. Bu güzide insanları örnek alan saff-ı evvel sâlih Müslümanlar da güzel yaşadılar. Bizler de onların menkıbelerini anlatır olduk.

* Ateistler, deistler ve diğer İslâm’a muhalif olanlar o ihlâslı insanlara belki ‘gerici, yobaz, softa, vs’ diyebiliyorlardı. Ama hiçbir zaman rüşvetçi, sahtekâr, yolsuz, hırsız, yalancı, iftiracı, kindar, ötekileştirici, harâmi, kul hakkı yiyen, vs, asla diyemiyorlardı. İslâma muhalif olanlar, onlara ‘Doğru insan, dürüst insan, rüşvet almaz, yetim hakkı yemez, vs’ diyorlardı.

ŞİMDİ NE DENİYOR?

Değerli okuyucular, ne dendiğini ben söylemeyeyim. Sizler bunları gayet iyi biliyorsunuz. Ne söylendiğini anlamak için, biraz kulakları tıkamamak, gözleri kapatmamak, ’kafayı kuma gömmemek ve internette gezinmek, yeter zannederim.

* Eskiden iletişim vasıtaları kısıtlıydı. Bir yolsuzluk, hırsızlık, kötülük, vs, bir yerde yapılırsa o pek yayılamaz ve yerel kalırdı, kısa süre sonra da unutulur giderdi. Şimdi ise iletişim vasıtaları o kadar yaygınlaştı ve hızlı ki, yapılan bir kötülük her tarafa kısa sürede bir tuşa basarak yayılabiliyor ve öğrenilebiliyor. Hiçbir kötülük, yolsuzluk ve olumsuzluğun üstü uzun süre örtülemiyor, gizlenemiyor.

* Eskiden İslâm’a hizmet eden gruplar (Cemaat, Tarikât, vs) bugünkü kadar siyasete bulaşmamıştı. Bir siyasi partinin açıkça tarafı olmamıştı ve açıkça taraf olduklarını ilan etmemişlerdi. Bir siyasi partiye fert olarak taraf olunabilir ve bu ilan da edilebilir, netice de bu, bir kişiyi bağlar. Ama her inançtan, siyasi görüşten, mezhepten, meşrepten, vs olan insanlara İslâm’ı tebliğ etmek durumunda olan bir dinî hizmet grubunun açıkça tarafgirliğini ilan etmesi, onun İslâmî hizmetini sınırlar. Çünkü muarız tarafta olanlar sırf siyasi tarafgirlikle İslâm’a da cephe alırlar. Bu İslâm’ı hizmete zarar verir ve vermiştir de. Çünkü İslâm inhisar altına alınamaz ve ‘herkesin mal-ı mukaddesidir’. İslâm’a her kesimden insanların (Ateist, kâfir, deist, hıristiyan, Yahudi, farklı siyasi görüşe sahip olanlar, vs) ihtiyacı vardır. 

* Bir kere taraf olunmuş ve karşı taraf da ‘hain, küffar, dinsiz, ezansız, bayraksız, vatansız, illet, zillet, vs, ‘ olarak ilan edilirse, İslâm, bu kitleye nasıl tebliğ edilebilir?

* Hz. Resülullah böyle yapmadı. O, ölene kadar Ebû Cehil’e ve diğer müşriklere Kavl-î leyyîn ile tebliğe devam etti. Onlar kabul etmeseler bile, onların çocukları İslâm’la şereflendiler.

* Hizmet grupları maalesef taraf olmuş, tarafgir olmuşlardır. İslâm’a zarar vermek ve ‘gölge etmek’ kimsenin hakkı değildir. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mustafa

Neoliberal agir kapitalist somuru icin...: sahte laikci firildaklar, din - ganimet ve cariye tuccarlari, ulkucu taseronlar, medya omuz omuza..!!

Nedim

Gerçekten hoca nin bugün ku yazısi çok güzel....Fakat yazara itirazım Resulullah sav ve ashabınin yaşantısı üzerine verdiği örnekler ve davete muhatap olanlara nasıl davranildigi konuları çok güzel olması yanında yazarın hatası Osmanlı sonrası İslam dünyasında ve özellikle de hilafet merkezi olan bu topraklarda ki İslam iddiası taşıyanların peygamber ve ashabın bilincini itikadini ruhunun aynısına sahip oldukları ön kabulü ile yazıyı yazdığına dikkat çekmek istedim.Ne yazık ki Osmanlı sonrası İslam dünyası nda zaten en büyük sorun sahih İslamın yani peygamber ve ashab in yaşadığı inandığı söylediği değil emperyalist siyonist ve onların güdümünde olanların izin verdikleri İslam i oda oluşturdukları kurumlar ve bu kurumlara sıkı sıkı denetlenen memurları vasıtasıyla dini eğitim ve öğretimden geçildiği gerçeği çok çok önemlidir.Şu an İslam dünyasında yazarın da ifade ettiği gibi İslami yaşantılar da çok büyük sorunlar çelişkiler var.İşte ilk yapılması gereken,"önceden tarlaların İslam düşmanı oldukları kesin olanlarca sürüldüğü"gerçeği ile yüzleşmek ve biran evvel fert fert insanlar toplumun peygamber sav ve ashabınin İslam'ıni inancını itikadini Kuran'dan sünnetten ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmaindan öğretmek eğitmek ve bu şekilde toplum sağlıklı sahih bir İslam'la yapılandırdiktan sonra devletin Kur'an sünnet ve icma merkezli olarak yapılandırılmasına geçilmelidir.Ve yazarın İslamın daveti sırasında Ebu cehil gibi muhaliflere tabiki Resulullah sav in uygulamaları (sünnet) ve sahabenin uygulamaları (icma) örnek alınmak zorunluğu vardır Zaten Nisa 115 te Hidayete ermek için peygamber e sünnetine rehberligine yuzcevirmemeyi ve müslümanların sahabenin yolundan itikadından ayrılmamayi şart koşar.Tevbe 100 de Allah cc razı olduğu sahabe ve onlara güzel şekilde tâbi olanların olduğu da buyrulur..Yazarin yazısı belki de tam da bu olmazsa bile müslümanların baskılar altında kendi inançlarını yaşamada sorunlar yaşarken hep dayağı onlar yerken muhataplarınin hoşgörülü olmak gerekir çelişkisini de dikkatlerden kaçırmamak gerektiğini de düşünüyorum
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23