İNSANLIK İSLÂM’A MUHTAÇTIR (3)
İNSANLIK İSLÂM’A MUHTAÇTIR (3)
PROF. DR. YUSUF ÖZERTÜRK
HAKKI TEBLİĞ VE BÂTIL İLE MÜCADELE
* Allah’ü Teâlâ Peygamberleri vasıtasıyla hakkı, doğruyu tebliğ ettirmeseydi, insanlar sapıtır yanlış yollara (bâtıla) girerlerdi. Dalâlete düşenler vahşileşir, kan döker, geçmişte olduğu gibi Dünya’yı yaşanılmaz hâle getirirlerdi.
* Peygamberler bâtıl karşısında (Atalar dini, gelenek-görenek dini) korkmadan, çekinmeden daima hakkı söylemişlerdir.
* ’Hak-doğru gelince, bâtıl-yanlış ortaya çıkar. Hak-doğru söylenmezse; bâtıl, yalan yayılır. Haktan haberi olmayan insanlar bâtılı, yalanı, hurafeyi doğru olarak kabul ederler. Bu kabul bir süre sonra inanç hâline dönüşür ve değişmez kabul edilir. Atalar dini böylece ortaya çıkar.
* Sonradan gelecek nesiller önceden gelenlerden (atalarından) gördüklerini sorgulamadan aynen alırlarsa atalar dini devam eder.
Bu bâtıl dine karşı çıkanlar ‘dinsiz’ (kâfir) olarak görülürler. ’Dinlerini korumaları’ adına, karşı çıkanlarla (Hakkı söyleyenlerle) mücadele ederler. Hak ve bâtıl mücadelesi böylece devam eder gider.
Bâtılda gidenler şayet, atalarının yanlış yolda olabileceğini sorgulasalardı, belki yanlıştan dönüp hak yola girebileceklerdi (1).
Atalarını ve kendilerini sorgulamayanlar yanlışta, bâtılda yürümeye devam ederler. Bâtılda gidenler aslında ihtiraslarının ve hevâlarının (meşru olmayan arzular) peşinden gidiyorlar.
Allah’tan başka, taptıkları aslında kendi arzu ve ihtiraslarının bir sembolü, bir prototipidir. Taptıklarının içinde, aslında kendi hevâları vardır. Hevâlarını, bazen tabiattaki varlıklarda (Güneş, ağaç, hayvan, vs.),bazen de bir insanda ve bunların figürlerinde, heykellerinde yansıtıyorlar.
Taptıkları her ne ise, ister elleriyle yaptıkları maddi çeşitli cisimler, putlar, insanlar olsun, isterse makam, para, şöhret vs. gibi mecazi şeyler olsun, onlarda kendilerinden bir öz, bir prototip, nefislerine bir ayna görürler. Hayallerinin yıkılmasını, aynalarının kırılmasını istemezler. Hakkı söyleyip, doğruları anlatanları, hayallerini yıkan (Bu bâtıl putları yıkan), aynalarını kıranlar olarak algılar ve bir koruma refleksiyle onlara karşı çıkarlar.
* Bütün bâtıl dinlere inananlar, hak dine inananları ‘kâfir’ olarak algıladıkları için onlarla savaşmayı ‘ibadet’ kabul ederler (haçlı seferleri ve onların modern türevleri).
* Haksızlar, bâtıl yolda gidenler, hakkın, doğruların söylenmesinden hazzetmezler. Ama hakkı, doğruları çekinmeden, kınayıcıların kınamasından korkmadan söylemek gerekir (2). Allah Resûl’ü şöyle demiştir; “Sizden önce Beni İsrail’den bir kimse günah işleyen birine rastladığında ona ‘Allah’tan kork, bu işi yapma, helal değildir’ der. Ertesi gün onu aynı hâlde gördüğünde onunla oturup yiyip, içer ve artık ikaz etmezdi. Hepsi böyle yapar hâle geldiğinde Allah onların kalplerini de birbirine uygun hâle getirdi” dedikten sonra “Onlar işledikleri kötülükten birbirini engellemeye çalışmazlardı. Gerçekten işledikleri şey ne kötüydü’’ ayetini okuyarak ümmetini uyarmıştır(3,4).
* Şayet, “Hakk’ın hatırı (Allah’ın emirleri unutulmamalıdır.) âlîdir, hiçbir hatıra fedâ edilmez” düsturu göz ardı edilir de kulun hatırı tercih edilirse, o zaman bâtıl, hak olarak görülmeye başlanır.
* Hakkı söyleyenin yardımcısı, hâmisi Allah’tır. Allah’ın hükmü ise hem Dünya’ya, hem de Ukba’ya (mezar ötesine, Ahirete) geçer.
* Bâtılda gidenler ebter (sonları yok) oldukları hâlde, korkmadan, çekinmeden bâtılı hem yaşayıp ve hem de çeşitli vasıtalarla (yazılı, görsel medya, moda, çeşitli ‘izm’ler vs.) yayıyorlarsa, hak yolda olanların, hakkı söylemekte ne çekincesi, ne korkusu olabilir ki?
* ‘Emr-ü bil mâruf ve nehy-i anil münker’ ( Allah’ın emirlerini, iyilikleri, doğruları tebliğ etmek, Allah’ın yasakladığı, men ettiği şeyleri, yanlışları, kötülükleri de men etmek, onlardan kaçındırmak) yapmak, iktidar sahiplerine, ilim erbabına bir vecibedir (farz-ı kifâyedir. Yapılmadığı taktirde bütün insanlar sorumludur(5-6).
* Hz. Resûlullah (sav) “Din nasihattir” demiştir (7). Bundan; “Din devamlı anlatılmalı, tebliğ edilmelidir. Şayet anlatılmazsa zamanla unutulur veya tahrif edilir” anlamı çıkar.
*Bâtıl ve yanlış yolda gidip insanlara zulmedenler, insanlık şerefini kirletip, “belhüm edall” (hayvandan da aşağı) sınıfına dahil olanlar ve yardımcıları, şunu iyi bilsinler ki, onlar ancak mezara kadar hüküm sürebilirler. Mezarın ötesine hükümleri geçmez. Ölüm ise ani, mezar da çok yakındır.
(1): ‘’Onlara (müşriklere) Allah’ın indirdiklerine (Kur’âna) uyun! Denildiği zaman,onlar ‘hayır biz atalarımızın gittiği yola uyar ve onu takip ederiz’ dediler. Ya ataları bir şey anlamamış ve doğru yolu da bulamamış olsalar da mı?” (Bakara-170).
(2): ‘’Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse,(bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk (kavim) getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve şahsiyetlidirler. Allah yolunda cihad ederler.(onlar bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da (tehdidinden, alay etmesinden, vs.) korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu çok geniş olandır, hakkıyla bilendir’’(Maide-54).
(3):Ebu Dâvud,Melâhim-17.Tirmizî,Tefsir-6.
(4):Maide-79
(5): ‘’Ey Peygamber! Rabb’inden Sana indirileni (Kur’â’nı) tebliğ et. Etmezsen Allah’ın elçiliğini (Sana verdiği vazifeyi) yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirlere hidâyet vermeyecektir’’(Mâide-67).
(6): “Sizden hayra davet eden, iyiliği (hakkı, mârufu) tavsiye ve kötülükten (Münker) men (kaçındıran) eden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmran-104).
(7): Müslim, İman-95. Buhari, İman-42