Hak ve adâlet (10)
Hak ve adâlet (10)
Prof. Dr. YUSUF ÖZERTÜRK
NETİCE -A
* Hem Kâinatı hem de insanı yaratan Allah’tır. Şimdiye kadar Allah’tan başka bir yaratıcı gösterilememiştir. Madem insan daha önce yoktu ve Allah tarafından yaratıldı. Öyle ise Allah’ın, insanları yaratması, insanların hakkı değil, Lâtif olan Allah’ın bir lütfûdur.
* Allah, Dünya’yı insanların yaşayabileceği şekilde düzenlemiştir. Ve insanları Dünya’da devamlı kalacak şekilde de tasarlamamıştır. Bu yüzden de ölümü yaratmıştır. Allah, insanı ebed için, ebedî bir hayat için yaratmıştır. Ancak tasarladığı ebedî hayat için her insana uygun birer imtihanı (hayat testi) zaruri kılmıştır. Her insan ölene kadar çeşitli imtihanlardan geçecektir (Bedenen, Ruhen, malı, ailesi, bela-musibet, hastalık, vs olarak).
* İmtihan için insanlar eşit olarak değil de, farklı farklı yaratılmıştır. Ve her insanın imtihanı da farklı farklı olacaktır. Her insan sadece kendi imtihanından sorumlu olacaktır (zengin-fakir, sağlam-sakat, sultan-geda, alim-cahil, vs-vs).
* Allah, insanlara hayvanlardan farklı olarak irade ve akıl nimeti vermiştir. Bu sayede insanlar düşünme ve seçme yetkisine sahip olmuşlardır.
* Allah, insanları imtihanlarıyla yalnız başına bırakmamış ve hayat imtihanlarını nasıl geçirecekleri hakkında bilgilendirmiştir. Bu bilgilendirmenin adı vahyettiği Din’dir. İnsanların yaratılışlarından itibaren gönderilen Din, tektir ve bu Tevhîd (İslâm) dinidir(1). Ancak Allah, insanların tekâmül ve ihtiyaçlarına göre Vahy’ini (dini) düzenlemiştir. Yoksa, anlaşıldığının aksine farklı, farklı din göndermemiştir(Allah indinde din tektir ve bu da İslâm’dır).
* Allah, Din’in doğru anlaşılması ve nasıl tatbik edileceğini göstermek için de Elçiler (Peygamberler) vazifelendirmiştir. Her Peygamber, kendi zamanındaki insanlara, Allah tarafından kendine vahyedileni tebliğ, talim ve nasıl tatbik edileceğini fiilen göstermiştir. Bundan sonra her insanın imtihanı başlamıştır. Peygamberler imtihan başlamadan önce gerekli açıklamaları yapmışlardır. Artık kimse ben bilmiyordum, haberim yoktu diyemez.
* Dinin esası Tevhîd (Tek otorite olan Allah’a inanma), Kitap (Kur’ân’daki ölçüleri esas almak), Peygamberi takip (rehber olarak Peygamberi örnek almak) ve Adâlet’tir.
* Allah, insanlara her hususta adil olmalarını, adâletle muamele etmelerini emrediyor ve zulmü de yasaklıyor.
* İnsanların adâletleri izafidir (nisbidir). İnsan cibilliyeti itibariyle evvela kendini düşünür. Menfaatini, yararını tercih eder. Müşterek menfaat grupları da (millet, kavim, aşiret, cemaat, iktidar sahipleri, vs) menfaatlerine uygun bir adâlet anlayışından yanadırlar ve kanunları da kendi menfaatlerine yarayacak şekilde yaparlar. İnsanların adâlet anlayışında; Çoğunluğun faydası, selameti için azınlığın, ferdin hakları nazara alınmaz ve fedâ edilebilir.
* Allah’ın adâleti mutlaktır. Allah indinde, hakkın küçüğü-büyüğü olamaz ve yoktur. Hak da, haktır.
* Allah, Dinini (İslâm) tamamlamış ve ne iyi (hayır), ne şer (kötü) açıkça bildirmiştir. Ve de Hz. Peygamberi de örnek olarak göstermiştir. Allah, iyiliği, adâleti tavsiye etmiştir, kötülüğü, zulmü de yasaklamıştır.
* Allah, insana bir irade vermiş ve seçimi de insana bırakmıştır. Ancak insan yaptıklarından sorumludur ve hesabını da verecektir. Allah adildir ve lütfû da boldur. İyiliklere bire on, yüz ve katları, kötülüklere de bire bir karşılık verecektir.
* Dünya’daki yaşanmış, yaşanan ve gelecekte de yaşanacak olaylardan anlaşıldığına göre mutlak bir adâlet zahiren gözükmemektedir. Güçlü olanlar, iktidarı elinde bulunduranlar; ‘Hak, güçlü olanındır. Zayıf olanların bir hakkı olamaz, onlar ancak güçlü olanların verdikleri haklarla yetinmelidir’ diyerek her türlü haksızlığı, zulmü zayıf ve güçsüz olanlara revâ görmektedirler (Dünyadaki savaşlar, soykırımlar, açlığa, sefalete mahkum etmeler, sürgünler, vs bunun şahididir).
* Tarih, zalimlerin zulümlerine, vahşetlerine şahitlik etmektedir. Bu şahitlik belgesi Mahkeme-i kübrâ’da zalimlere ibraz edilecektir.
(1): “Hiç şüphe yoktur ki, Allah indinde(tek) din, İslâm’dır…” (Âl-i İmrân-19).