--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayatlarımız yozlaştı, huzurumuz kaçtı!

Nusret Reşber
Nusret Reşber
2

Allah’ın önem verdiklerine önem verdiğimiz, Resulullah’ın (s.a.s.) uyguladıklarını ve uygulamamızı istediklerini hayatımıza taşıdığımız ölçüde Müslümanlığımız şekil alır. Bu ölçülerden ne kadar uzak kalırsak o oranda da dindarlığımız/Müslümanlığımız zayıf ve yetersiz kalır.

Gerek fert ve aile hayatımızda, gerekse de toplumsal hayatımızda ölçü bu olmalı. Bunun dışındaki ölçüler, bizi, bizden de Allah’tan da uzaklaştırır.

Allah ve Resulünün önem verdiği aile olma, hayırlı nesiller yetiştirme emrini de böyle anlamalıyız.

Bugün geldiğimiz durum, aile hayatının hiçe sayıldığı, evliliklerin ertelendiği veya hayattan tamamen çıkarılmak istendiği bir noktadayız.

Bir şekilde hayatta kalmaya çalışan aile hayatlarının da pek iç açıcı bir durumları yok, maalesef!

Büyüğe hürmet/küçüğe şefkat gün gittikçe çok aradıklarımız değerler içinde yerini almaktadır.

Diğer taraftan Allah’tan uzak, Peygamberi yaşantıdan habersiz yaşamlar da gittikçe çevremizi kol gezip bizi tehdit etmektedir.

Yıllar önce yazılmış roman kitaplarımızda yer alan ve son yıllarda TV. programlarına (epey zamandır) konu olan ve birbirinden habersiz kalan aile fertlerinin içler acısı hallerini bilmeyen kalmamıştır, sanırım. 

Kur’an’ın, yaklaştığını defaatle haber verdiği ve Peygamberimizin çeşitli hadislerinde alametlerini zikrettiği kıyametin kapısına dayandığımızı da bir türlü kabule yanaşmıyoruz. Gerçi ansızın gelen ölümümüz, zaten bizim kıyametimiz olacaktır; o da ayrı bir konu…

“ ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye soruyor. Göz dehşetle açıldığı, ay tutulduğu, güneşle ay birleştirildiği zaman; İşte o gün insan kaçacak yer var mı?” diyecektir. (75-Kıyamet 6-10)

Birçok hadis kitabımızda rivayetine yer verilen ve “Cibril Hadisi” adını alan hadiste kıyamet alametlerinden söz edilir.

Ömer (r.a.)’in rivayet ettiği bu hadiste, İslam, İman, İhsan, Kader ve sonunda da Kıyamet ve alametlerinden soru sorulan Efendimiz, kıyamet alametlerini şöyle haber verir:

“Annelerin kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı çıplak yoksul koyun çobanlarının yüksek ve mükemmel binaları yükseltmekte birbirleriyle yarışmalarıdır”. 

Hadis âlimlerinin farklı yorumlar getirdiği bu hadisin (en telidelemetu Rabbeteha-Kadının efendisini doğurması) bölümü için dikkatimi çeken şu yorumlardır:

a)Gerek savaşlar neticesinde ve gerekse başka sebeplerle kadınlar cariye/hizmetçi olarak kullanılacak, onlarla birliktelik sağlanacak ve onlardan doğacak çocuklar annesi olacak olan kadının efendisi olacak. 

b)Zina/fuhuş çoğalacak, kadınlar el değiştirecek ve dönüp dolaşacak, haberi olmadan kendi çocuğuyla evlenecek… Böylece efendisini doğurmuş olacak.

c)Çocukların anne babaya saygıları kalmayacak; anne-babalarını hizmetçileri gibi kullanacaklar.

Bu üç yorum da birbirinden vahimdir.

Zina/fuhuş bugün revaçta… 

Bu yaşam tarzını reddetmeye cesaret etmeyi bir tarafa bırakın, herkesin böyle bir yaşama saygı göstermesi için dayatmaların olduğu bir vakıadır. 

Allah ve Resulünün önerdiği, emrettiği nikâhla birliktelikler, ya yadırganmakta ya da tamamen önemsizmiş gibi hızla ve hırla bir algı operasyonu çekilmekte…

İçinden çıkılan aileler, anne-babalar terk etme ve onları takmama telkin edilmekte.

En muhafazakâr/dindar geçilen aileler de bile aile mefhumu (istisnalar hariç) rafa kaldırılmış durumda. 

Zira Dr. İyad Kunaybi’inin bir makalesinde dile getirdiği gibi aile fertlerinin, özellikle anne-babaların birbirlerinden istekleri ve beklentileri Allah’ın rızasının dışında eften/püften basit şeyler oluşturmakta.

Bu yüzden de Allah, bizim (dindar dediğimiz ailelerin) yüzüne bakmamaktadır. 

Kavga ve gürültümüz Allah ve Resulü için değil çünkü!

Örneklerimiz olan sahabeyi kiram, kavgaları da sevgi ve saygılarının da başına Allah ve Peygamberinin rızasını koyuyorlardı.

Bir sorunları, tartışmaları olduğunda onu Allah ve Resulüne götürüyorlardı. O yüzden onlar “Asr-ı Saadet”i teşkil ediyorlardı: “Mutlu ve huzurun zirvede olduğu zaman”ı yani!

Kadın da erkek de haklarını savundukları, talep ettikleri gibi nerede/ne zaman duracaklarını da biliyorlardı. 

Ya biz öyle miyiz?

Değilsek ne zaman onları örnek alacağız?

Örnek alırsak seleflerimizi onlar gibi mutlu, huzurlu oluruz. Değilse kıyametimizi bekleriz ancak!..

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle