--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zaman gazetesi nasıl kendini bitirdi?

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Geçen haftaki yazımda başlık şu idi Gayretullah’a dokunmaya çok az kaldı:

Yüce Rabbimiz buyuruyor ki; “Nimetlerimi anlayarak, hissederek, şükrederek farkında olursanız arttırırım. Fakat görmezden gelir ve nankörlük yaparsanız nimeti verdiğim gibi elinizden geri alırım.” 

İnsanlar ve toplumlar hırsla hep daha çok elde etmek ve daha çok kazanmak ve daha ileriye gitmek isterler ve neyim yok diye hayıflanırlar ve yokları sıralayıp dururlar. Mutlu olmak adaletli olmak kendinden daha aşağı durumdakilere bakarak elindeki nimetleri görebilmek ve ne kadar çok şeyim var diyebilmek ve Yüce Rabbimize hamd etmektir. Elindeki nimetlerin farkında olmayanlar “daha fazla, daha fazla” diye yönetme ve büyüme hırsına tutulurlar. Kesinlikle tatmin olamazlar, mutlu olamazlar, bu hırs onlarda bir güç zehirlenmesine sebebiyet verir, şirke kadar götürür önce kendi ülkesinde en büyük, sonra dünyada en büyük olma hırsı onu farkında olmadan yarı Tanrı durumuna kadar götürür. Bu siyasette böyle olduğu gibi, ticarette, maneviyatta da böyledir. Kerameti, kendinden bilmeye başlar. Kaç kişiye ekmek verdiğini, ekmek kapısı açtığını, kaç kişiyi hidayete erdirdiğini söylerken; Allah’ın kendisine ne kadar büyük ihsanlarda bulunduğunu idrak etmekten çok uzaklaşmıştır artık.

Yapılanların önce Allah rızası için olduğunu söylerken sonra kendi rızası hatırına yapılmasını istemeye başlar. Her şey Allah için derken, her şey kendi için olduğunun farkına bile varmaz. Allah rızası ihlas ile kazanılır, başarılarının ve etrafındaki insanların çokluğu ve kalabalıklığı ile değil (BİR ZEHRE İHLASLI AMEL BATMANLARLA HALİS OLMAYANA MÜRECCAHTIR) BEDİÜZZAMAN.

“Gayretullah’a dokunmak” hikâyesini size şöyle anlatayım. Hacca deve kervanlarıyla gidildiği bir dönemde, bir hac kervanı çölde ağır ağır ilerlerken, yalnız başına sopasına dayanarak yürümeye çalışan saçı sakalı ağarmış bir ihtiyara rastgelir. Kervancı başı ihtiyara sorar: Dede tek başına nereye gidiyorsun? İhtiyar der ki; Hacca gitmek için yola çıktım. 

Kervancı başı, “Yoldaşın yok mudur” diye sorar. İhtiyar, “İmkânların ve param da olmadığı için yalnız başıma yola çıktım” der. Kervancı, ihtiyarın samimiyetini görünce ihtiyarı alır bir deveye bindirir ve yola devam ederler. Az ilerde birkaç konaklamadan sonra istirahat ederlerken eşkıyalar hac kervanını basarlar. Ve bütün hacıların neyi var neyi yok hepsini alırlar. Gaddar ve zalim eşkıyalar bütün hacıları soyduktan sonra zalim eşkıya başı bağırarak, “Görmediğimiz bir şey kalmasın” diye seslenir.

İhtiyar der ki; Kervancının yeleğinin altına gizlediği bir kese altın daha vardır. Eşkıyalar bakarlar ki yeleğinin altına saklanmış bir kese daha var, onu da alırlar. Bu duruma en çok kervancıbaşı şaşırır, bu kadar iyilikten sonra ihtiyarın bu vefasızlığı ve ihaneti, affedilir gibi, anlaşılır gibi değildir. Eşkıyalar çeker gider perişan vaziyette. Hac Kervanı ne yapacağını düşünüp çare ararlarken kervancı başı, ihtiyara sorar: 

Onların yaptığı bu zulümden daha çok senin yaptığın bu işi anlamak mümkün değil. Niçin bunu yaptın? 

İhtiyar der ki; “Oğul ben bunu bilerek yaptım. Çünkü onların daha önce yapmış olduğu O KADAR BÜYÜK ZULÜM VE HAKSIZLIKLAR VARDIR Kİ GAYRETULLAH’A DOKUNMAYA İKİ PARMAK KALMIŞTI. İşte o iki parmak zulümle Gayretullah’a dokunmaları için senin yeleğinin altındaki  sakladığın keseyi de söyledim.” 

Kervan birkaç saat orada perişan bir vaziyette aç susuz beklerlerken, devletin askerleri eşkıyaları yakalamış ve bütün hacıların çalınan mallarını iade etmiş, eşkıyaları da zindana atıp cezalarını vermek üzere götürmüşlerdi.

 İŞTE BUNUN İÇİN KAYYIM ELİNE 

DÜŞMÜŞTÜR ZAMAN GAZETESİ.

Zaman gazetesinin ilk kuruluşunu anlattıktan sonra bu zulüm noktasına gelişini daha iyi anlamak mümkün olacaktır.

Gülen’in ve bizim, 1970 yılında yapmış olduğumuz yeminde ve hizmet çizelgesinde, anlattığımız; Vatanımıza, milletimize, dinimize, hizmet etmek için, hayırlı insanlar yetiştirmek ve maneviyat yolunda Fatihler yetiştirmek için yola çıkmıştık. Okullar, yurtlar, talebe hizmetleri hepsi bunun; gazete, televizyon bu işin türevleri idi. Esas gaye olan insana hizmet; Hakk yolunda yürümek, irşad ve tebliğ idi. Vesilelere takılıp esas gayemizi kaybettik. Bu yapılanlar Fethullah Gülen’e müthiş bir güç kazandırdı ve bu gücü tek başına kullanmak arzusu onu baştan çıkardı. Hizmet arkadaşlarını ve yetiştireceği vatan evlatlarını Allah’a yönlendireceğine, kendisine bağımlı hale getirerek kendi adına gizli bir teşkilata çevirmişti.

Hırsla her şeyi kendi yapma arzusuna tutuldu. Canlı yayında verdiğimiz bir VTR’de görüldüğü gibi hizmetin  herhangi bir kurumuna ve bir hizmet arkadaşına kendisinden dolayı bir zarar gelecekse, haram olan intihar etmeyi bile düşündüğünü açıkça beyan eden Gülen’in, bunca vatan evladının hapislere girmesi ve yapılan bu kadar güzel hizmetlerin teker teker yıkılması karşısında kendisinin intihar etmesi değil, gelip günahına tövbe edip bu arkadaşların derdine derman olması gerekli değil miydi?

BU AKŞAM SAAT: 22:15’TE AKİT TV’DE DERİN KUTU PROGRAMINDA BU KONUYU TARTIŞACAĞIZ.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle