Yılanlarla, akrepler bir arada yaşarken çok dikkatli olmalıyız
NATO’nun açılımı, (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüdür.)
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, SSCB’nin yayılmacı politikalarına karşılık oluşabilecek tehlikelere karşı önlem almak amacıyla, 4 Nisan 1949 yılında başta ABD olmak üzere, İngiltere, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Danimarka, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve Kanada gibi Batı devletlerinin bir araya gelmesiyle, oluşturulmuş bir birliktir.
Temel amaç, üye ülkelerin dışarıdan gelecek olan tehlikelere karşı, askeri savunmasını aynı zamanda gerek siyasi, gerekse ekonomik ve sosyal alanlarda işbirliğini sağlamaktır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dünyada doğu ve batı bloğu ülkeleri olmak üzere, iki kutuplu bir yapı oluşmuştu. Burada Batı bloğu ülkelerinin liderliği, ABD’nin elindeyken, doğu bloğu ülkelerinin liderliğini ise SSCB elinde bulunduruyordu.
Çünkü bu iki devlet, dünyanın iki süper gücü konumundaydı. ABD liderliğindeki güvenlik ve işbirliği amacıyla, NATO’nun kurulmasına karşılık, SSCB de Doğu bloğu ülkelerinin dahil olduğu, Varşova Paktı’nı kurdu.
1955’te, böylece dünyada resmen bir soğuk savaş dönemi başlamış oldu. NATO’nun prensibi şu şekilde belirlenmiştir. Üye ülkelerden herhangi birinin, toprak bütünlüğü siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikeye düştüğünde, ya da dışarıdan bir saldırıya uğradığında, diğer NATO ülkeleri bu saldırının kendilerine yapılmış olduğunu kabul edeceklerdi.
SSCB’nin, 1990 yılında kendi enkazı üzerine çökmesi ile NATO’nun karşısındaki güç ve tehlike kalkmış oldu. NATO kendine yeni bir düşman icat ederek yeni prensipler edinmek zorunda kaldı. Aslında NATO’nun, işlevi ve görevi bitmiş, tarihi ve süresi dolmuş oldu. Fakat neden olduğu tam açıklanamayan, 11 Eylül 2001 terör saldırısı bahanesiyle, NATO yeni bir gerekçe dünyaya sunarak, İslami terör, (İslamofobi) söylemini bütün Haçlı dünyasında yaygınlaştırarak, olmayan bir hasım cephe propagandası yaptı ve kendine göre gerekçeyi buldu.
Aslında çok önceden Margaret Thatcher’ın, ta 1990’lı yıllarda artık Kızıl (SSCB) tehlike bitti, şimdi yeşil tehlike var demesi, hiç de tesadüf değildi. Türkiye’nin 1952 yılında dahil olduğu NATO’nun temel ve değişmeyen kurallarından bazıları da şunlardı.
İttifak, savunma amaçlıdır.
Üye ülkelerin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı garanti edilerek dünya barışı korunmalıdır.
Üye ülkelerden birine yapılan saldırı, diğer tüm ülkelere yapılmış kabul edilir. 5. maddeye göre NATO’nun 28 üyesi vardır.
PKK, PYD, FETÖ, DAEŞ gibi terör örgütlerinden korunmak için, icat ettikleri yeni bahaneler ile bütün NATO ülkelerinde kurdukları üsleri ile o ülkelerin içişlerine, siyasetine, hatta ekonomisine yön vermek için kullanmaktadırlar. (Yani maksadının dışında)
1990’da dağılan Rusya yönetimi ise, aynı bahane ile daha önce elinden kaçırmış olduğu, SSCB içerisindeki ülkeleri yeniden ele geçirme ve yayılmacı politikalarına devam ederek, tekrar teröre karşı koruma bahanesini maske olarak kullanıp, geriye kazanma peşindedir.
Bu iki gaddar ve acımasız, münafık ve kâfir devlet arasında, Türkiye’nin yerini çok iyi belirlemesi ve bu NATO’nun, Türkiye’yi koruduğu masalını, kesinlikle kabul etmeyip, önce bu NATO belasından kurtulmanın yolları aranmalı ve kendisine yeni destekçiler ve partnerler bulmalıdır.
“Dünya beşten büyüktür” diyen Tayyip Erdoğan’ın, gerçekten bu “beş”in dışında Türkiye için yeni büyük destekçileri bularak, Hindistan, Pakistan, Çin, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Afrika ülkeleri ile yeni birleşimler ve paktlar oluşturarak, yalnızlığını ve susuzluğunu gidermeye çalışmalıdır.
15 Temmuz Darbesinde ve 16 Nisan referandum sürecinde, NATO ve AB rengini açıkça ortaya koymuş ve maskeleri düşmüştür. AB ülkelerinin hemen hemen tamamı NATO üyesidir ve görüldüğü gibi, NATO hem PKK, FETÖ ve PYD ile işbirliği yapmakta, AB ülkeleri de açıkça Türkiye’ye karşı, Hayır kampanyası ile ihanetlerini ortaya koymuşlardır.
Madem ki NATO, açıkça bizi iç ve dış tehlikelere karşı korumuyor ve özellikle bize ihanet eden terör örgütlerini bütün dünyanın gözünün önünde besleyip büyüterek üzerimize salıyor, o zaman biz AB ve NATO’dan çıkmak üzere yeni yeni yollar arayıp demirden dağları delerek yeni kurtuluş çareleri bulmalıyız.
Emperyalist güçlerin, dünya mafyası olarak bütün herkesi hem katledip, hem de dişinin kirasını almasına karşılık tavır koymamızın zamanı çoktan gelip geçmiştir. Arap Baharı bahanesiyle, Libya, Irak, Tunus, Mısır ve Suriye’yi gözlerimizin önünde parçalayarak kardeşlerimizi boğazlarken, en sonunda Suriye’yi de parçalarken, hayallerindeki esas proje, İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirip birbirine çarpıştırmaktır.
İncirlik’te ve Türkiye’nin bilemediğimiz değişik yerlerinde, NATO güçlerinin kurulmuş olmasının bize bir faydası var mıdır?
İran’a yönelik savaş oyunları, bizim komşularımızla aramızı daha fazla açmaz mı?
Bu kadar yıl sadakat ile NATO ve AB’ye bağlanacağımıza, Allah’ın kapısında yalvarıp yakarsaydık, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti ve bereketi üzerimize yağmur gibi yağardı. Fakat gözümüzü ve gönlümüzü NATO’ya ve AB’ye ve bu kâfir dünyasına kaptırdığımız için, işte bu zillet içerisinde ezildik ve ezilmeye devam ediyoruz.
İnşallah uyanır ve kendimize geliriz, silkinir ve yapacağımız işleri kendimiz yapmaya gayret ederek, Allah’a dayanarak yürürsek başarırız.


