Ülkemizi geliştirip imar eder iken, manevi dünyamızı da imar edelim
İnsan’ın ve Hayvan’ın Dünya’ya gelişlerindeki farklılığa bakılırsa görülür ki, hayvanat başka bir Alem’de hazırlanmış, görevli olduğu vazifeyi bu Dünya’da yerine getirmek üzere gönderilmiştir.
İnsan ise, (TAALLÜMLE TEKEMMÜL) yani öğrenerek gelişip mükemmelleşmek üzere Dünya’ya gönderilmiştir.
(İNSAN; GEÇMİŞ VE GELECEĞİ ARAŞTIRAN, DÜŞÜNME KABİLİYETİNE SAHİP, MELEKLERDEN DAHİ ÜSTÜN OLAN BİR VARLIKTIR.)
Tin Suresinde belirtildiği gibi, Melekleri geçebilecek istidatları olduğu gibi, en aşağıların aşağısı olabilecek, kötü kabiliyetleri de kendinde barındırmaktadır. Fakat iradesi ve aklı ile; Dünya’daki çeitli yol kavşaklarında tek başına doğruları bulmakta çok zorlanacağı için Kainat’ın Yüce Sahibi Allah’ımız şefkat ve kereminden her topluma kendi cinsinden rehberler ve önderler ve ilahi fermanlar göndererek, merhametini sunmuştur.
Bu İlahi mesajlardan nasibi olan ve yararlananlar, Kainat’ın sırlarını anlayıp ruhlarında ve akıllarında, meydana gelen inkişaflarla doğru yolu bulmuş, düşünme metotlarını anlamış, kendi mahiyetlerinin farkına varıp ve Yüce Rabbin Marziyat’ını, yakalamışlardır. Sonsuz mutluluk ve ebedi varlık Alem’i için yaratıldıklarını anlamışlardır.
Bir gün Efendimizin (AS) huzuruna bir Sahabe gelip, İslam’dan önceki hayatında, yaşadığı acı bir hatırasını, anlatmak üzere şöyle dedi:
Ya Resulallah; eskiden biz ne kadar vahşet ve cehalet içindeydik, diri diri kız çocuklarımızı gömer, hiç yoktan bahaneler ile birbirimizi öldürür ve mallarını gasp ederdik. Bir aşiret, bir aşireti, hiç yoktan sebepler ile katleder, yamyamlar ve vahşiler gibi birbirimizi yerdik.
Kararsız kaldığım ve öldürmekte geciktiğim bir kız çocuğum, 3-4 yaşına kadar büyümüştü ve çok sevimli hali ile beni etkiliyordu. Neredeyse ben bu işi yapamayacak gibi oldum, birkaç gün sonra bu işi bitirmeye karar verdim ve onu kırlara götürüp gezdirmek bahanesi ile elinden tuttum, o önümde koşup oynuyor, onu gezmeye götürmemden çok mutlu oluyordu. Bir ara onu, kör bir kuyunun başına getirip, içine bakmasını söyledim ve son kararımı verip içine ittim. O başı taşlara çarpa çarpa düşerken, hâlâ Babacım, Babacım diye bağırıyordu.
İşte bu hikayeyi anlatınca Efendimiz’in (AS) ve oradakilerin gözleri doldu ve mübarek sakallarından yaşlar süzüldü. Sahabe-i Kiram o hikayeyi anlatan kişiye döndü, “Efendimiz’i ve bizi üzecek bu olayı niye anlattın?” dediler. Efendimiz işaret etti, “Bırakın anlatsın da, İslam’ın güzelliği, insanları nasıl karanlıktan aydınlığa çıkardığı, anlaşılsın ve kalplerimiz yumuşasın” dedi.
İşte İman’dan ve İslam’dan önceki nasipsiz insanlar ve insan toplulukları, kalplere İman ve İslam ruhu girdikten sonra, karıncayı dahi incitmeyecek hassas ve duygulu ruhlar. İşte insanoğlu bu değişkenliğe müsait yaradılışı ile, hayra ve şerre açık yönleri itibari ile; işlenecek kıymetli taşlar, madenler gibidir.
Bugün gelinen noktada, uluslararası entrikalar, terör hadiseleri, şahısların ekonomik bunalımları ve hırsları, kalplerde ve ruhlarda yapılacak, bu eğitim faaliyetlerinin önünde en büyük engel gibi duruyor.
Tıpkı o günkü gibi vahşileşmiş ve duyarsız güçlü Devletler, zayıf ve güçsüz gördükleri milletleri, aynı duyarsızlık ve gaddarlıkla kan ve gözyaşına boğarken, (İSLAM’IN O GÜNKÜ TAŞLAŞMIŞ KALPLİ İNSANLARINI BİLE TEDAVİ EDİP İYİLEŞTİRDİĞİ GİBİ, BUGÜN AYNEN O NUR’LU KUR’AN NUR’UNA VE TEDAVİSİNE BÜTÜN DÜNYA MUHTAÇTIR.)
Kendini ihmal eden insanoğlu, siyasi, ticari, sosyal bunalımlar içerisinde, ebedi Alem’i ve ebedi emeklilik yurdu ve sonsuz mutluluk yurdu için yapabileceği, hamleleri, çalışmaları, ibadetleri, unutmuş gibi görünüyor.
(HALBUKİ; “BEŞİKTEN MEZAR’A KADAR İLİM TAHSİL EDİNİZ” ve “KIYAMET KOPARKEN BİLE, ELİNİZDE BİR FİDAN OLSA ONU DİKİNİZ” mealindeki hadisler ile son nefese kadar, Ahiret kumbarasını doldurmaya, Salih Amel işlemeye ve kendimizi devamlı geliştirmeye teşvik var.
MEVLANA HALİD EBA EYÜBEL ENSAR-İ HAZRETLERİ, 90 yaşlarında iken, Yezid’in orduları ile birlikte, İstanbul’un Fethi için gelen orduya katılmak istemişti, çocukları ve torunları ise, “Baba sen Efendimiz’in zamanında bütün savaşlara katılma şerefini kazanmıştın artık yaşlandın, bırak da biz gidelim, sen burada kal ve istirahat et” demişlerdi. Fakat onun bu şehitlik arzusuna ve Allah rızasını daha çok kazanma isteğine mani olamamışlardı.
İŞTE MÜMİN HİÇ DURMADAN KANAT ÇIRPAN BİR ÜVEYK GİBİ, SÜREKLİ YÜKSELME VE İNKİŞAF ETME YOLUNDA, HAYAT’ININ HER DAKİKASINI MÜKEMMELLEŞMEK ÜZERE GAYRET EDEREK SARF EDER.


