--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tembelleşme, ahmaklaşma ve köleleşme!!!

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Zamanla kazanılan başarılar ve zaferler, bir güç zehirlenmesi ve istirahat, konfor, lükse kapılma, toplumun her kesiminde rehavet ve tembellik duygusu meydana getirebilir.

Bu yavaşlama ve gevşeme, hizmet cemaati, dava cemaati olarak ortaya çıkanlarda da görülebilir. Devlet yönetiminde uzun süre başarılı olanlarda da, Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi, metal yorgunluğu parti için mevzubahis olduğu gibi, millet ve yönetenlerin yorgunluğunu da meydana getirebilir.

Daha önceki asırlarda, insanların büyük başarılar elde ettikten sonra kazandıkları büyük zaferlerin getirdiği baş döndürücü servet ve imkanlar, onlarda da belki dinlenme ve istirahat etme düşüncesini hasıl etmişti.

Sürekli mücadele ve hamle ruhunu canlı tutabilmek kolay değildir. Dünyanın cazibedar çekiciliği, insanın nefsinin zaafları, ahireti unutturacak lüks ve konfor, enaniyet ve gurur ölümü unutturarak, ebedi dünyada kalacak gibi planlar yapmaya, kendine güvenmeye meyil ettirir.

Yavaş yavaş dünyadan zevk almaya, gününü gün etmeye, dünya nimetlerinden istifade etmeye yönelir. Bu arada; etrafını çevreleyen şeytanın tuzaklarını, nefsin oyunlarını göremez olur, bunu fırsat bilen dünyevi şeytanlar, cinni şeytanlar, sinsi, hain ve kâfir devletler de, elindeki nimetini, vatanını, bayrağını aniden bu boşlukta ve bu gaflet anında elinden almak, üzere, üzerine çullanır.

İşte AK Parti’nin de 15 yıldır arka arkaya iktidarda olması, partinin bu muvaffakiyeti içindekilerin bulundukları makamın, kendileri için temelli bir mülk olarak düşünüp sahiplenmesi, o koltukların kendilerine ait olduğunu ve hiç ayrılamayacağını, kendilerinin mülkü olarak vazgeçilmez olduklarını, kurdukları düzen içerisinde kazanmış oldukları servetler ve imkânlar, onların başını döndürerek mücadele ruhunda, hamle ruhunda, gevşeme ve tembellik meydana getirmiş olabilir.

İşte Sayın Cumhurbaşkanımızın dahi açıkça ifade ettiği metal yorgunluğu, parti yorgunluğu, millet yorgunluğuna vurgu yapması, açıkça bunu ifade etmektedir.

Bugün hepimizin sık sık dua etmek için gittiği, Eyüp semtindeki Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri, 80 küsur yaşına rağmen, iki defa İstanbul surları önüne kadar gelmesi ve orada ruhunu teslim etmesi, kabına varılmaz bir fedakârlık misalidir.

Şüphesiz ki onun bu yüksek azim ve gayreti de, ebedi kurtuluşa ererek, ahrette Allah Resulü ile beraber olabilme ihtiyacının bir tezahürüdür. O yaşına rağmen büyük bir enerji ve iç hamle ruhunun tezahürüdür. Bakara suresi, ayet 195’te ifade edildiği meale göre, “Allah yolunda mal harcayın da, kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın ve güzel hareket edin, çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever” denmektedir.

Sadece kazanma ve istirahat etme sevdasının, insanları esirlik ve mahkûmluğa sürükleyeceği, büyük bir tehlike olduğu açıktır. Ancak Allah yolunda harp etmekten, çarpışmaktan ve bu uğurda mal harcamaktan kaçınmanın, bir tehlike olduğunu, hatırlatmak için gönderilmiş bir ayet-i kerimedir. 

HAZIR OL CENGE, 

EĞER İSTER İSEN SULHU SALA

Emeviler devrinde, Abdurrahman Bin Velid kumandasında bir İslam ordusu, Constantine yani İstanbul şehrine gaza etmişti. Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri de bu askerler arasındaydı. Rumlar şehrin surlarının arkasındaydı, fetih uzamış ve pek çok şehit verilmişti.

O sırada Müslümanlardan bir zat kaledeki düşman üzerine açıktan hücum etmiş, adeta şehadet şerbetini içmeye doludizgin gidiyordu. Bunu gören İslam cemaati, dur dur la ilahe illallah kendini tehlikeye atıyor demişlerdi. Bunun üzerine Ebu Eyyub El Ensari, ey Müslümanlar bu âyet biz Ensar topluluğu hakkında nazil oldu.

O vakit Allah’ın peygamberine yardım ettiniz ve dini İslam’ı galibiyete mazhar kıldı. Biz de artık mallarınızın başında durup, onların bakımı ile meşgul olalım demiştik. (Allah’u Teala, “Allah yolunda sarf ediniz, kendi kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayınız”. Bakara 195 ayetini indirdi.)

Bu ayet mal biriktirip, dünyaya dalmanın esas kendi eliyle ahiretini kaybetme adına, dünyaya kendini kaptırma adına, bir tehlike olduğunun açık bir uyarısıdır. Onun için Eyüp El Ensari Hazretleri, 80 küsur yaşından sonra şehadet şerbetini içmek üzere, ısrarla İstanbul önlerine cihat için gelmiş ve burada vefat etmiştir.

Şehit olmak ve İstanbul surları içerisine girmek, onun için dünyada elde edilecek en büyük bir kazançtır. İşte bu ruh ve bu şuurla, İslam dünyası bu geniş coğrafyada, adalet, hakikat ve iman hizmetini yapmıştır. Bugün ise dünyanın çekiciliği karşısında, cihat ruhunu ve heyecanını kaybetmiş nesiller, maalesef ayaklar altında paramparça, özgürlüğü ve namusu yok olmuş, Irak, Suriye, Mısır gibi zavallı devletler halinde, bir zamanlar dünyaya medeniyeti, adaleti ve iman hakikatlerini ulaştıran bu aziz milletler, bugün yürekler acısı halde yerlerde sürünmekte.

Allah birlik ve beraberlik içerisinde, yeniden diriliş şuuruna bizi ulaştırsın.

Cuma günü saat 20.45’te Akit TV’de Perde Arkası programında görüşmek dileğiyle.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle