Sahabe gibi bir nesil yetiştirmeden, hiçbir problem çözülemez
Hoşgörü meselesinde dozu elden kaçırınca, büyük bir hizmet cemaatinin, nasıl canavara dönüştüğünü açık açık görüyoruz.
Hoşgörü: Bazı kimselerin hatasına karışmamak, insanların günahlarına, isyanlarına ilişmemek, onlarla uğraşıp da canlarını sıkmamak, hem kendimizin, hem de onların huzurunu bozmamak gibi; görünüşte insancıl, centilmenlik, nezaket, insan haklarına hürmet yapalım derken, gerçekte ise farkında olmadan yavaş yavaş onların ve kendimizin, cehenneme gitmesini gülerek karşılama ve onlara benzeme şeklinde, adım adım şeytanın tuzağına gitme yolunu, önümüze açmaktır.
Hoşgörünün ve toleransın sınırları, kendi kafamıza göre tayin edebileceğimiz hususlar değildir. Bilakis bu gibi hallerde insanları ikaz etme görevi kutsal bir görevdir.
Kur’an-ı Kerim’de ümmeti Muhammed’in, diğer ümmetlerden daha hayırlı olmasının en büyük bir sebebi olarak bu gösterilmiştir.
“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Ali İmran suresi, 110.)
Buna göre Allah’ın razı olmadığı yasakladığı bir davranışı, biz de hoş görmeyecek ve onun ortadan kaldırılmasına imkânımız ölçüsünde, elimizle, dilimizle ve kalben buğz ederek gayret göstereceğiz.
Kul hakkına gelince; bir başkasının veya kamu hukukuna yapılan, maddi veya manevi bir haktan vazgeçmede hoşgörülü olamayız.
İnsanın kendi nefsine ve malına karşı işlenen suçlarda ise; malından ve canından kaybettiğini yapan bir kimseyi affetme hususundaki, hakkını kullanması kendine kalmıştır ve hakkını helal etmesi daha büyük bir fazilettir.
Diğer taraftan nefsimize karşı katı ve disiplinli davranırken, İslami ahlakı ve imanın kemalatını fiiliyatımızdaki davranışlarımızla, tam manası ile gösterebilirsek, diğer dinlerin mensupları toplu halde İslamiyet’e girecekler ve İslamiyet’i araştıracaklar, bu güzellik bu insanlara nereden ve nasıl gelmiş merakıyla, bizimle dostluk kurmaya yöneleceklerdir.
Her mümin için İlay-i Kelimetullah bir mükellefiyettir. (Allah’ın yüce adını anlatmak, Allah’la iftihar etmek, Allah’ın kâinattaki büyük harikalarını insanlara sunmak.) Başka milletlerin sapkın din ve ahlak anlayışlarına göz yummak ve onlara hoş görünerek, zillet içerisinde yaklaşarak, İslami irşad ve sunum yapılamaz.
Bunun için de maddeten, bilim, teknik ve teknolojide gelişmişlik, ekonomik yönden öne çıkmak mecburiyetimiz vardır. Düşmanınızın silahıyla silahlanın sözü, her ne kadar hadis olmasa da, çok önemli bir uyarıdır.
“Düşmanlara karşı, gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın, savaş atları yetiştirin ki, bu hazırlıkla Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilmeyip de, ancak Allah’ın bildiği düşmanları korkutup, yıldırasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız, onun karşılığı size eksiksiz ödenir, size asla haksızlık yapılmaz.” (Enfal, 60)
Zarfla uğraşırken mazrufu kaptırdık, kızlarımızın başörtüsü meselesini hallederken, başörtüsünün içindeki kafayı, aklı, kalbi, kaptırdık.
Maalesef dünyanın en uzak merkezlerinden yayın yapan internet silahıyla, evlatlarımızın beynine, kendi ahlaksız kültürlerini, merhametsiz ve acımasız hayat tarzlarını, kılık ve kıyafetlerini evlatlarımızın beynine ve kalbine teknik ve teknolojiyi kullanarak enjekte ettiler ve etmeye devam ediyorlar.
Onlarla aynı teknik seviyeye gelmek, onlardan daha ileri sanal alemde ve siber dünya teknolojileri geliştirmek mecburiyetindeyiz. Biz taşla toprakla uğraşırken, onlar uzayda, atmosfer dışından kurmuş oldukları üstlerden yapmış oldukları yayınlar ve siber saldırılarla, kalplere ve kafalara ulaşmakta, elimizin altındaki, gözümüzün önündeki evlatlarımızın ve nesillerimizi kendi şekillerine ve kendi düşüncelerine benzemelerini sağlamaktadırlar.
Bizim besleyip büyüttüğümüz evlatlarımızı, onlar kendi istedikleri şekilde, düşünce ve inanç sömürüsü ile yoğurarak şekillendirmekte ve kendilerine asker yaparak, üzerimize salmaktadırlar.
Kalp ve kafa hangi yönde ve kimin elinde ise, vücut ve ceset aynı istikamette hareket eder, her şey beyinde planlanır, beyinde başlar ve beyinde biter.
Keşke çocuklarımızın ve nesillerimizin, yiyeceğini ve içeceğini, montlarını, ayakkabılarını, temin etmek için uğraştığımız kadar, İslami bir ahlak, vatan ve bayrak, anne, baba, kardeş sevgisi, bütün insanlığa ve bütün canlılara merhamet eden ve sevgi duyan, birer ferd olarak yetişmeleri için aynı gayreti gösterebilseydik.


