--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ölümü düşünmeden yönetenlerin, acımasız dünya hâkimiyetleri

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Myanmar’da da, perde arkası aralandı ve yüksek miktarda petrol ve doğalgazın olduğu, zalim ve gaddar Çin’in, diğer yandan acımazsız, işgalci, sömürgeci Avrupa ülkelerinin buraya da hücum etmesi, fakir Myanmar halkının buradan sürgün edilmesi, Müslümanlara yapılan bu katliamların, bu sebeple olduğu açıkça ortaya çıktı.

400 bin civarında insanın yerlerinden, yurtlarından sürgün edilmesi, binlercesinin öldürülmesi ki, bunların 200 bine yakınını çocuklar ve bebekler oluşturmaktadır. 

İneklere ve bütün hayvanlara güya saygı gösteren, Dünya Budizminin inek sever dindarları, yüz binlerce insana, hayvan kadar dahi değer vermeyip, nasıl katlettiklerini ve acımasızlıklarına karşı, dinlerinin ve inançlarının kendinden başka insanlara karşı, hiçbir fayda sağlamadığını, insanlığa hiçbir faydası olmadığını, kendilerinden saymadıklarını nasıl paramparça ettiklerini bütün dünya gördü.

Diğer yandan; putperest, Hıristiyan ve paraya tapan Yahudi zalimlerin de, Avrasya coğrafyasındaki petrol ve doğalgazlar için, aynı şekilde milyonlarca kişiyi, hayvan sürüleri gibi katledip, oradan oraya sürdüğü, henüz daha unutulmadan Myanmar’daki katliam ve sürgünlerinde, Budistler tarafından aynı acımasızlık içerisinde yapıldığını görüyoruz.

Ne Doğu’nun işe yaramaz inek taparlarının, ne de Batı’nın puta tapan zalim ve acımasızları, kendisinden saymadıkları insan ırklarına karşı, petrol ve gaz menfaati için ne halden, ne hale insanları süründürdüklerini, hep beraber canlı bir tarih içerisinde bugün görebiliyoruz.

Belki dünyanın menfaati başlarını döndürüp, bütün her şeyin burada bir başarı olarak ele alınacağını düşünenlerin, kalplerine bir ürperti olur diye, Allah’a kitaba inanmadan yaşayan bir zalimin, son anlardaki hissettiklerini anlatacağım.

Oysa dünyanın siyasi hadiseleri ve politikaları içerisinde, devlet başkanları, yöneticiler, aydınlar ve gazeteciler dahi, kendileri ile ilgili hiç bir muhasebe ve gelecekleri ile ilgili bir düşünce, zaman dilimi ayırmadan, Zaman denilen Nehir’in üzerindeki bir saman çöpü gibi, bütün insanlarla beraber sürüklenip gitmektedir.

Bir Hadis-i Şerif’te, “Lezzetleri acılaştıran, ağzınızın tadını kaçıran, ölümü çok zikredin” buyrulmuştur.

Hz. Aişe (r.a.), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) sorar; “Şehit olmadığı halde, şehitlerle birlikte haşrolacak kimse var mıdır?” Peygamber Efendimiz (SAV) bu soruya, “Evet gece ve gündüz 20 kere ölümü hatırlayanlar, şehitlerle beraber haşrolur” diye cevap verir. Çünkü ölüm insanı sürekli temkinli olmaya, hesaplı yaşamaya ve Cenab-ı Hakk’ın huzurunda olduğu gibi kendini sorgulamaya ve dikkatli yaşamaya yönlendirir.

İhsan sahibi olmak, Allah’ı görüyor gibi yaşamak demektir. İşte ölümü hiç düşünmeden yaşayanlar ve bütün plan ve hesapları kendi kafasına göre yapanlar, son anda plan yapmaya kalksalar da artık çok geçtir, sadece nedamet ve gözyaşıyla, pişmanlıkla ruhunu teslim ederler.

Ensardan bir sahabe, Peygamber Efendimize, “İnsanların en zekisi ve değerlisi kimdir” ya Resulallah diye sordu. 

Peygamberimiz şöyle cevap verdi: “En zeki ve en değerli kimseler, ölümü en sık anan ve onun için en çok hazırlık yapan kimselerdir. Bu kimseler dünya şerefi ve ahret üstünlüğünü birlikte yanlarında götüren zekilerdir.” 

Buna bir örnek; siyaset ve dünyayı yönetmeye kendisini yetkili gören, fakat kendisini ihmal eden önemli bir devlet başkanının, ölüm anındaki itiraflarıdır.

Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito, 1980 yılında ölüm döşeğinde iken, Türkiye Komünist Talebe Derneği Başkanı Salih Gökkaya da, pek çok kimseyle beraber Tito’nun başında bulunuyordu. Tito’nun artık eski şaşalı günlerinden eser kalmamıştır, onun gözleri yaşlı titrer vaziyetteki halini gören Salih Gökkaya, teselli vermek için, “Efendim ölüm sizi korkutmasın belki maddi olarak aramızdan ayrılacaksınız, ama yaptığınız inanılmaz hizmetlerle kalplerde ebedi yaşayacaksınız” der.

Bugün 7 devlete bölünen Yugoslavya’yı 40 yıla yakın barış ve huzur içinde yaşatmayı başaran, ölümünden sonra ülkesinin hızla parçalandığı Mareşal Joseph Broz Tito’nun cevabı ise tarihe geçecektir.

“Yoldaşlar ben ölüyorum, artık ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam, anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak, toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş, işte bu çıldırtıyor beni. Dostlarımızdan ve sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak, dünyanın güzelliklerini bir daha görememek, ne korkunç bir şey anlıyor musunuz?

Yoldaşlarım sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir?

Söyleyin bana yoldaşlarım, kalplere gömülecekmişim, unutulmayacakmışım, alkışlanacakmışım neye yarar, ben yok olduktan sonra beni alkışlayanlar, takdir sesleri kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi?

Söyleyin bu gidiş nereye, bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor itiraf etmek zorundayım, ben Allah’a, peygambere ve ahirete inanıyorum, artık dinsizlik bir çare değil, düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır.

Mazlumca gidenlerle, zalimce öldürenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır, haklarını almadan, cezalarını görmeden gidiyorlar, böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum, öyle ki milyonlarca suçsuz insana yaptığımız, ceza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette, onların hakkına kulak verecek, bir merci olmalı. Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!” diyerek müthiş bir itirafta bulundu ve 80 yaşında gözlerini hayata yumdu.

Ömrünün 50 yılını Komünist düşüncesinin peşinde geçiren Salih Gökkaya, muhtemelen Tito’nun bu sözlerinden de etkilenerek, aslına dönmüş, İslam’ı ve Kur’an’ı araştırarak,  ömrünün geri kalan kısmını samimi bir Müslüman olarak geçirmiştir.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle