Kumarhaneler kralı bunak Trump’a, İslam dünyası artık bir cevap vermelidir
17 Mayıs Perşembe günü köşe yazımda, zalim ABD’yi ve Siyonistleri artık kınamayın ve lanetlemeyin başlıklı köşe yazımda şunu kastetmiştim. Artık sadece kuru kuruya lanetlemek ve kınamak, yükümlülüğü üzerinden atmak için yeterli bir slogan değildir. Filistin’e, her Müslüman ülke 1000’er asker yollamış dahi olsaydı, o zaman zalim, gaddar ABD ve İsrail, Filistin’de bu kadar rahat katliam ve işgalcilik yapamazdı. 18 Mayıs Yenikapı mitinginde ise; Türk bayrakları ile beraber Yenikapı’da zulme lanet, Filistin’e destek yazılı sloganlar üretilmiştir.
Aslında burada yine açıkça bir tavır alma ve düşmana gözdağı verme hususu, tam net bir şekilde ifade edilmemiş, zulümden kasıt nedir? Zulüm kim tarafından kime yapılmıştır? Bunun yüksek sesle haykırılması ve dünyaya büyük bir mesaj verilmesi gerekirdi. Zalim ABD’ye ve kan içen Yahudi Devleti’ne, Siyonist hükümete lanet, Mazlum ve Müslüman kardeşlerimiz Filistin’e destek sloganları yazılmalıydı.
Cihat sözcüğü; çaba, mücadele, gayret anlamına gelen bir kavram olup, sözlü, fiili, düşünsel, psikolojik, fiziksel tüm çaba ve mücadele manalarını içine alır. Bu arada silahlı savaş konusunda ise; “Asla dini zorla kabul ettirmek için cihad yapılmaz, bu konuda Allah’ın emri açıktır. Dinde zorlama yoktur. (Bakara 256)
“Savaş ancak saldırıyı püskürtmek için yapılır. Bu konuda Kur’an’ın şu ayetini görüyoruz: Kim sizin üzerinize saldırırsa, siz de tıpkı onların saldırdıkları gibi saldırın ve Allah’tan sakının, Allah’ın sizinle beraber olduğunu bilin.” (Bakara 194)
Savaş saldırıyı püskürtmek için yapılır, vatanına, namusuna, bayrağına, dinine saldırı olduğu zaman savaş müsaadesi verir. Bu ayete göre Kur’an insanlara saldırmayanları, kendileriyle iyi geçinilmesi gereken kimseler olarak görür. Fakat Müslümanlara saldırdıkları zaman, Müslümanlar bu saldırıya cevap verir. Sizinle din konusunda savaşmamış, sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmak ve adaletli davranmaktan Allah sizi men etmez, çünkü Allah adaletli davrananları sever. Allah sizi ancak sizinle savaşan ve yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza arka çıkmış olanlarla dostluk etmenizi istemez.
Nahl suresi 126’da: İşte oldukça açık yargılar taşıyan bu ayetler ispat etmektedir ki; Peygamber Efendimiz (SAV) hayatındaki uygulamalarda yaşanan olaylar İslam dinine göre, savaşın sebebi bir ideolojiyi veya bir dini başkalarına zorla kabul ettirmek değil, aksine bir saldırının önünü almak vatanını, milletini, canını, namusunu korumak üzere yapılır.
(Fitne öldürmekten daha kötüdür. Onlar Mescid-i Haram’ın yanında sizinle dövüşünceye kadar, siz de onlarla dövüşmeyin. Fakat sizi öldürürlerse, siz de onları öldürün, bununla beraber vazgeçerlerse, siz de bırakın, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Fitneden eser kalmayıncaya, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın, vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık edilmez. Bakara 191-192-193) Bu ayetler İslam savaş yasası olarak açık ve nettir. İslam alimleri bu ayetlerden, savaşın ancak saldırıyı püskürtmek amacıyla yapılacağı sonucunu çıkarmış ve bu husustaki içtihatlarını ortaya koymuşlardır.
Düşmana davranışının aynısı ile karşılık verilmeli, fakat saldıranlar ahlak kurallarından uzaklaşmışlarsa, İslam savaşçısı aynen bu yolda düşmanını izleyemez, ahlak dışı konularda karşılıklı davranış kanunu uygulanamaz. Mesela onlar kadınlarımıza saldırırsa, biz de onlara aynı şekilde davranamayız. Ölülerimizin cesetlerine saygısızlık yaparlarsa, bizler de hiçbir zaman onları bu yolda taklit edemeyiz. Fitneden eser kalmayıncaya kadar onlarla savaşın, fakat savaşın amacı baskıyı sömürüyü kaldırmak, barış ve adaleti sağlamaktır. Herhangi bir dinin ideolojisinin zorla benimsetilmesi de fitnedir. İslam bunu da reddeder ve bununla mücadele eder.
Ayete göre savaşmayan kimseler ve savaş meydanında hiçbir fonksiyonu bulunmayan ve asla savaşa katılmayan insanlara, saldırmak yasaktır. (Yaşlılar, çocuklar ve din adamları gibi )
Size savaş açanlarla, Allah yolunda ilahi adaleti ve barışı yayma yolunda siz de savaşın. Şu halde Müslümanlara savaş izni verilişi, düşmanların saldırısına bağlanmıştır. Mekke’yi terk etmelerine rağmen müşriklerin ve Yahudilerin baskı ve saldırılarına maruz kaldıkları için Müslümanlara, Hicret’in ilk yılında inen Hac suresinde, savaş izni verilmiştir. Mealindeki ayeti ile 22/39 Çünkü daha önce kuvvet dengesi ve savaş gücü itibari ile Müslümanlar henüz güçlü değillerdi. Hicret’ten sonra Medine Site devletinde bu ayet-i kerime savaş emrini zulme karşı nefsi müdafaa adına, Peygamber Efendimize vahyedilmiştir.
İşte bugün Filistin’de olan ABD ve Siyonist İsrail devletinin Filistin’e karşı, kuvvet ve teknoloji dengesi olmadığı dönemlerde, bütün İslam dünyasının farz-ı ayın olarak, bütün dinlerin ve peygamberlerin ayak izleri ve yaşadıkları kutsal mekânların korunması, bütün İslam dünyasının boynuna bir borçtur. Fakat bu kuvvet dengesinin yetersiz olduğu ve teknolojilerin yetersiz olduğu bir durumda, mutlaka askeri güç ve teknolojik güçlerin dengelenmesi ve düşmanın silahı ile silahlanın dediği şekliyle, bu işi artık söylemlerden çıkarıp, fiili eylemlere geçilmesi tıpkı uzun süre FETÖ, PKK, PYD ve her türlü uzlaşmaya çağrılan Terör örgütlerinin uzlaşma tekliflerini reddederek, Türkiye Devleti’ni batırmaya ve ülkemizi parçalamaya çalıştıkları gibi, Filistin devletinin kurtarılması ve korunması, bütün Ümmet-i Muhammed’in boynunun borcudur.
Hindistan’dan Afrika’ya kadar, bütün İslam devletlerinin ve ülkelerinin sorumluluğundadır. Sadece Filistin’de yaşayanların bir toprak sorunu değildir. Bu bir zillet ve meskenete karşı İslam dünyasının, alnına sürülmüş kara bir lekedir. Bu hain ve gaddar ABD’nin ve Siyonist Yahudilerin burunlarının yere sürtülmesi ve dünya içerisindeki nerede olursa olsun yakalanması gerekir. Bunları rezil rüsva etme dönemi çoktan gelmiş ve geçmektedir. Bu Siyonist yapılanmanın dünya çapında, FETÖ gibi ayıklanması burnunun yere sürtülmesi ve hayat hakkı tanınmaması lazımdır. İslam dünyasının zillet ve meskenet içinde yaşamasının hiçbir mazereti yoktur.


