Kolektif iş yapma ve cemaat olma anlayışımızda eksiklik var
Peygamber Efendimiz (sav) İslam Dinini tebliğe memur olduğu Mekke döneminde, iman hakikatlerini de kalplere nakşederken, Medineliler ile Mekkelileri dünyada eşi görülmedik, bir kardeşlik şuuru ile maddi ve manevi sosyal hayatın her safhasında, hakiki kardeş olma şuuruna ulaştırmıştır.
Efendimiz sağlığında, etrafında toplanan ırkları, ülkeleri, renkleri ve dilleri farklı insanları, din kardeşleri olarak birleştirip kaynaştırmıştır.
Mekke’den hicret ederek gelen muhacirlerle, Medine’nin yerlisi ensar arasında gerçekleştirdiği ilk iman kardeşliğinin, sosyal hayata uygulamasının dünyada bir benzeri yoktur.
Peygamber Efendimizin, pek çok mucizelerinden, en somut ve belki birincisi de budur. Birbirine düşman ve ayrı memleketlerden olan insanların bir araya gelerek, gerçek kardeş olmalarının, pratik hayatta gözler önüne serilmesi ve uygulanmasıdır.
Çok olmayla beraber, bir olma, Allah rızası etrafında mümin olarak, kalben, fikren ve fiilen hayatımızdaki uygulamalarıyla bir olma, ne yazık ki günümüzde Müslümanların başarılı olamadığı bir husustur.
Birlik şuurundan uzak bulunmamız ve cemaatin ne kadar gerekli olduğunu unutmuş olmamız, en büyük hatalarımızdan birisidir. Fevkalade yazılarıyla, fikri makaleleriyle, birlik ve beraberlik çağrılarında bulunan usta kalemşorlar ve parlak laf eden hatipler, maalesef üç kişiyi bir araya getirerek, bir iş ortaya çıkaramamaktadır.
Herkes insanları kendi etrafına çağırarak, bölünmeyi daha da çoğalmaktadır. Herkes bizde birleşelim, bende birleşelim diye kendine çağrı yapmaktadır. Allah adına bir duvarın tuğlaları gibi, üst üste gelmeyi kabullenememek de, herkesi çağırıp kendini en üstteki kubbe olarak görmektedir.
Kendisi temelin altındaki bir taş olmaktansa, herkesin taş olup duvar olduktan sonra, kendisinin o işin kubbesi olmaya çağrı yapmaktadır. Gurur ve enaniyet, lafazanlık ve kalemşorluk sadece lafta kalmakta. Beş vakit namazdaki sevabın 27 derece olması, acaba sadece üç, beş dakika namazı kılıp, bir araya gelmek için mi söylenmiştir!
Hac için bütün meşakkatler ile dünyanın dört bir ucundan gelen büyük ilahi sofradaki toplantı, Hac da bir araya gelme, Umrede bir araya gelme, sadece belli kutsal mekanları ziyaret etmek için midir? Yoksa bir müze ziyareti gibi mi olmalıdır?
Ya da dünya Müslümanlarının bir araya gelerek, omuz omuza, gönül gönüle, göz göze İslam dünyasının güçlenmesi istişare ve hasbihal etmesi, koordine olmaları için mi yapılmalıdır.
Dinimiz ancak cemaatle yaşanır, insanın kemalatı cemaatle tamam olur. Cemaat ne kadar zahmetli olsa bile, kişinin yalnızlıkta bulduğunu zannettiği bütün rahatlıklardan, daha hayırlıdır. İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır buyrulmuştur. İnsanların en hayırlısı demek, insanlarla irtibata geçip kaynaşmak, yani cemaat olmakla mümkündür. Hepiniz Allah’ın ipine sarılın, sımsıkı sarılın, dağılıp parçalanmayın ayeti kerimesinde, bütün olmayı, dağılmamayı ve bölünmemeyi işaret etmektedir.
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın, böyle davrananlar için büyük bir azap vardır. Bir Hadis-i Şerif’te, Allah Resûlü şeytanın her an, Mümin avında olduğunu, tek başına kalan kimsenin kalbine ve imanına saldırdığını haber verip, sığınılacak kaleyi cemaat olarak gösteriyor.
Ayrılıktan sakının, şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir, kim iman selameti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Müminleri sevindiriyor, kötüleri üzüyorsa, o kamil bir mümindir.
Dünyevi çıkar ve hesaplarımıza, fikriyatımıza uymasa da, bütün müminleri kardeş bilip, onlara kalbimizde değer, meclisimizde yer vermemiz icap etmektedir.
İnsanın yaratılışındaki cevher, birlik ve hizmet içinde ortaya çıkabilir.
Yine başka bir Hadis-i Şerif’te; Allah’ın eli, cemaatin üzerindedir. Yani Allah’ın kudreti, desteği, muhabbeti, korunması ve melekleri ile takviyesi demektir. Mümin kardeşlerine kalbini açamayan ve onları sevgiyle kucaklayamayan bencil kimse, cemiyete de faydalı olamaz, cemaat kuramaz.
Şu halde; Allah yolunda birlik ve cemaat halinde olmak, her mükellefin üzerine farzdır. Bu birlik sadece kalp ile olsa bile faydalıdır, her Mümin önce yüce Allah›ın kendisine kardeş yaptığı müminleri, kendinden bir parça olarak görmelidir.
Gerçek dua ise, cemaate katılmakla olur, fiilen onlarla omuz omuza gelmek ve sosyal hayat içerisinde de, onlarla temasını devam ettirmekle olur. Efendimiz müminleri, birbirini temizleyen iki ele benzetiyor. Allah için kardeş olan müminlerin her birisi, diğerinin günahlara düşmemesi için bir kalkan vazifesi görür, onu kusura, günaha çağırmaz, hatta düştüğü hata içinde bırakmaz.
Yanlış yaparsa ikaz eder, hayır işlerse dua ile destekler, bazen onun için gözyaşı döker. Ne mutlu Allah için sevdiği kardeşi için, gözyaşı dökebilenlere, bu hal Peygamberlerin ve sıddıkların ahlakıdır, az bulunur çünkü çok kıymetlidir.
Bir buz parçası nev’inden olan, benlik ve enaniyetini, İslam ve Kur’an kardeşliği havuzunda, eritmeli, yoksa çöle düşen yağmur taneleri gibi, kaybolup gitme felaketine düşme ihtimali var.


